Ben Bir Öğretmendim

Samanyoluhaber.com yazarı M. Ertuğrul İncekul'un yazısı

SHABER3.COM

M.ERTUĞRUL İNCEKUL

17 Ağustos 1998’de Rusya ekonomik krizi çıktı. Enflasyon % 84 arttı. Bazı bankalar kapandı. Rusya finans sisteminin çöktüğü bir dönüm noktası idi. Birçok ülkeyi direkt etkiledi. İşte böyle kritik bir dönemde ve aynı zaman diliminde elinde bavul, genç bir İngilizce öğretmeni olarak, yazın kışa sert bir geçiş yaptığı dönemde Şeremetyevo (Sheremetyevo) Havalimanı’na, Moskova Uluslararası 56 nolu okulda öğretmenlik yapmak için gelmiştim. Yaz günü memleketimde kalın bir palto, kışlık botlar bulmakta zorlanmıştım. Ailemi ikna etmekte kolay olmamıştı. Babam sosyal demokrattı, zihin dünyasında Moskova'nın sembolik bir anlamı olduğu da doğruydu. Ama yine de 25 Aralık 1991’de rejim yıkılmış olsa da o yıllarda Komünizmin başkenti Moskova ve anti-komünist Hollywood filmlerinin insanlarda bir korku duvarı oluşturduğu bir gerçekti.

Moskova Havalimanı’nda ilk dikkatimi çeken şeylerden birisi Kiril alfabesi ile yazılan panolar, duyurular, ilanlardı. İngilizce yok denecek kadar azdı ve ben adeta okuma-yazma bilmeyen bir ümmi gibi hissetmiştim kendimi. Zaten ülkeye girişte vize memurunun baştan aşağı sizi süzmesi, sert bakışları ve nazlıca mührü vurmasından bir irkilme yaşıyordunuz. Çıkışa kadar bavullarımı taşımak için anlaştığım taşıyıcı ile kendimce pazarlık yapmıştım ama sonradan öğrendim ki verdiğim dolar miktarı ile Moskova'da bir şehir turu yapılabiliyormuş. O yıllarda dolar çok kıymetli idi. 2000 li yıllarda Rusya'da nominal maaşın 80 $ olduğu düşünülürse halkın durumu daha iyi anlaşılacaktır. Havalimanı karşılama noktasında Dokuz Eylül Üniversitesi’nden sevgili arkadaşım Onur beni bekliyordu. Benden 2 yıl önce Moskova’da öğretmenliğe başlamıştı ve ülke hakkında oldukça tecrübeliydi. Sarıldık, kucaklaştık ve kısa birkaç hasret cümlesinden sonra dışarıya çıktık. Rusya'da o zamanlar iki meşhur araba markası vardı, birisi bizdeki Murat 124 benzeri Jiguli'ler, diğeri de Rus Mercedes’i kabul edilen Volga'lar. Onur bana bir Volga taksi çağırdı, bavullarımı yükledik ve karların arasından yola koyulduk.

O zamanlar okulumuz Leninsky Caddesi’ndeki şirin bir binada yer alıyordu. Kaldığımız ev ise yine yakın bir mesafede Chertanovskaya metrosu civarında idi.
Okulumuzun şirin bir bahçesi, 10 sınıflık bir katı, idare odası, pansiyon şeklinde kullanılan bir yatakhane katı, bir de yemekhanesi vardı. Benim gibi Türkiye’den gelen 5 veya 6 öğretmen arkadaşımız, bir de 3 adet fedakâr belletmenimiz vardı. Ayrıca okul müdürümüz Svetlana Hanım, Rus öğretmenler ve hizmetli kadrosundan oluşuyordu okulumuz.

İlk derse girdiğimde çok duygulanmıştım. Öğrencilerimle tanışırken ayrı bir heyecan duymuştum. Ruslarla tarihimizi düşündüğümüz zaman bu heyecanıma hak vereceksinizdir. Sasha, İgor, Dimitry, Anton... Uzayıp gidiyordu liste. Bazı soy isimlerden Kurchatov gibi Tatar kökenli olduklarını anlayabiliyordum. Artık onlar benim öğrencilerimdi, tarihten zihnime kazınanlar bile sanki bir anda bu öğrencilerimin varlığı ile silinmeye yüz tutmuştu. Artık yeni heyecanlar, temiz sayfaların zamanıydı. 

Moskova'nın sonbaharı harikadır. Yıllar önce bir grup akademisyen ve eğitimci arkadaşla çıkardığımız dergide “Altın Saçlı Sonbahar" isimli bir yazı yazmıştım. Parklarındaki renk cümbüşünü sonraki yıllarda görev yaptığım farklı coğrafyalarda görmedim. Kar düştüğünde ise beyazlara bürünen bir şehir, geçmişte ne kadar acılar yaşansa da hâlâ masumiyete dönebileceğinin çağrısı gibi gelirdi benim hayal dünyama. Metroların her birisi bir müze gibidir Moskova’da. Şehrin altı örümcek ağı gibi her tarafı sarmıştır. Her metro çıkışında bir şehirde ne gerekli ise onu bulabilirsiniz. Devamlı taze meyve, sebze bulabileceğiniz yerler daima vardır. Müzeleri ve kültürel mekanları, Arbat sokağı, Bolshoy Tiyatrosu, Kızıl Meydan'ı ve başka yazıların konusu olacak sanat ve kültürün başkenti Moskova, size tarihin zaman tünelinden çok sesler ve görüntüler gönderir, varlığı bir de benim gözümden oku, der adeta...

Öğrencilerimizin evlerine yaptığımız ziyaretlerin her birisi ayrı bir hikâye konusudur. Velilerimiz ilk başlarda çok çekinirlerdi. Çünkü öğretmenlerin eve gelmesi ancak öğrenci ağır bir suç işlediğinde olabilirdi. Rus halkı için alışık bir durum değildi. İlk ziyaretlerimizde hep bu tedirginliği gözlemledim. Sonradan bizleri tanıdıkça, ikinci, üçüncü ziyaretlerimizde artık bu tedirginlik yerini samimi ve dostane muhabbetlere bırakmıştı. Helal konusundaki hassasiyetlerimize dikkat ediyorlar, ona göre ikramlar hazırlıyorlardı. Bir velimiz ilk ziyaret de bizim için Türkiye’den yeni rakı getirmişti, biz içmiyoruz deyince peki o zaman size bira ikram edeyim, onda alkol yok deyivermişti. Bazı velilerimiz de SSCB dönemi KGB‘de çalışmışlardı, o yıllardan çok bahsetmek istemezlerdi ama yıllar geçmesine rağmen hala tedbir amaçlı yurt dışına çıkış yasakları vardı. Gittiğimiz birçok evde piyano ve gitar ise ev halkının bir parçası gibiydi.

Okulun fiziki imkansızlığına rağmen, öğretmen ve belletmen arkadaşların gayreti ve özverisi ile okul, eğitim ve mentörlük yönüyle iyi bir noktaya kısa zamanda ulaşmıştı. Okula öğrenci alımı için elimizde broşür her yere ulaşmaya çalışırdık. Bir keresinde ücra bir noktadaki kilisede ilan verdiğimiz bir öğrencinin okula kayıt yaptırmasına çok sevinmiştik. Bir diğerinde Kızıl Meydan’da Rusya’nın bağımsızlık gününde okulun el ilanlarını dağıtırken özellikle yaşlı komünistlerin tepkilerini de unutamam. Zamanla öğrenci sayılarımız arttı. Okul Eğitim Bakanlığı'ndan tebrikler ve sertifikalar almaya başladı. Yatılıya veren ve ciddi tereddüt yaşayan velilerimizin tedirginliğinin yerini çevrelerine tavsiyeler ve teşekkürler aldı. Okulun açılışını yapan Moskova Eğitim Müdürü Lyubov Petrovna Kezina Hanım’ın şu sözleri tarihe not niteliğindedir: Rus tarihinde iki önemli olay vardır. Birisi Ruslar'ın Ay'a ayak basmasıdır, ikincisi de Moskova’da açılan Rus-Türk okuludur. 

Sonraki yıllarda çok sayıda misafiri de ağırladık. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın St. Petersburg ve Moskova merkezli gezileri ve solun nerede ise tüm öncü isimlerini ağırladığımız geziler ve o günlerde söyledikleri takdir dolu sözleri asla unutmayacağım. “Yıllarca Moskova bizim Kabe'miz oldu ve biz yıllarca buraya gelemedik. Şimdi Hizmet gönüllülerinin parası ile buraya gelebildik. Moskova bizim kavgamızın başkenti burada okul açmak müthiş bir başarı vb” sözleri çok duyduk. Şimdilerde Hizmet Hareketi için başka şeyler söyleseler de bu sözlerinin, suskunluklarının konjonktürel olduğuna inanmak istiyorum.

Viktor Hugo ile bitireyim: Ölmek bir şey değil, yaşamamak korkunç.


<< Önceki Haber Ben Bir Öğretmendim Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER