Çocuklar Arasında Adaleti Muhafaza Etme

''Anne-baba olmak isteyen herkes, belli bir seviyede psikoloji, pedagoji veya en azından Kur’an’ın bu mevzudaki mücmel prensiplerini bilmeli ve ondan sonra yeni bir hayata BİSMİLLAH demelidir. Evet evlat yetiştirme basit bir şey değildir.''

SHABER3.COM

M. Fethullah Gülen Hocaefendi evlatlar arasında adalete dikkat hususunda şunları söylüyor:

“Sahabeden Numan İbn Beşir  (r.a.)’in babası yani Numan geldi ve dedi ki: ‘Ya Rasulullah, başka çocuklarım da var; ama Numan başka. Müsaade ederseniz servetimin şu kadarını Numan’a vermek istiyorum.’ Hz. Peygamber (S.A.S.)  ‘Diğer çocuklarına da o kadar verdin mi?’  Diye sordu. Beşir, ‘Hayır’ dedi. Allah Rasulü (S.A.S.) bu defa, umuma tercih-i kelâm ederek (sözlerini bütün sahabelere yönelterek) şöyle buyurdular: ‘Allah’tan korkun ve evlatlarınıza karşı âdilâne muâmelede  bulunun.’  Sonra da Beşir’e dönerek: ‘Sen çocuklarının hepsinin sana aynı derecede hürmet etmelerini ister misin?’  Buyurdu. Beşir de ‘Evet isterim.’ Deyince,  ‘O halde böyle yapma’  buyurdu. (Buharî, Hibe, 12-13)

“Bilindiği üzere Yusuf Aleyhisselam rüyasında yıldızların, ayın ve güneşin kendisine secde ettiğini görmüştü. Bu sevinilecek iftihar edilecek durumu babasına açtığında. Babası Hz. Yakup Aleyhisselam, ‘Evladım bunu kardeşlerine anlatma’ (Yusuf Suresi, 12/5)demişti. Peygamberlik derinliğiyle insan tabiatını bilen, bu büyük insan, böyle bir meselenin kardeşlerinde kıskançlık hissini uyaracağını hissetmiş ve böyle bir rüyayı anlatmanın, henüz nefis tezkiyesine erememiş kimselerde kıskançlığa sebebiyet vereceğini düşünmüştü. Maalesef neticede endişe ettiği şeyler gerçekleşmiş, kardeşleri Yusuf  Aleyhisselamı ölmek üzere bir kuyuya atmış ve bu olayla Peygamber hânesine bile çekememezliğin insanı ne hâle getireceğini ortaya koymuşlardı. (…) 

Binaenaleyh anne-baba olmak isteyen herkes, belli bir seviyede psikoloji, pedagoji veya en azından Kur’an’ın bu mevzudaki mücmel prensiplerini bilmeli ve ondan sonra yeni bir hayata BİSMİLLAH  demelidir. Evet evlat yetiştirme basit bir şey değildir. Ben arıcılığı merak ettiğim bir devrede gittim ARICILIK  KURSU  ALDIM. Arılarla uğraşmanın bile ne kadar zor olduğunu müşahede ettim. Bunun gibi insan, mutlaka iyi nesiller yetiştirmenin yolunu öğrenmeli topluma iyi elemanlar kazandırmalıdır. A’lâ-yı illiyyinden (yücelerin en yücesinden) esfel-i sâfiline (aşağıların en aşağısına)  kadar gelgitler yaşayan POTANSİYEL  BÜYÜK  BİR  VARLIK  OLAN  İNSANIN, terbiye edilip  İNSANLIĞA  YÜKSELTİLMESİNİN  ne denli önemli olduğunu hiç kimse unutmamalıdır.

Mal ve evladın imtihan için insanlara verildiğinin şuurunda olan Hocaefendi'nin annesi Refia Hanım, hak ve hukuka da son derece saygılıydı. Hatta kul hakkı evlat sevgisinden daha önemliydi onun için…  Bu şuuru yerleştirmek için bazen evlatlarını çok şiddetli ikaz ediyordu. Korucuk köyünde yaşadıkları dönemde bir gün Şamil Ağanın  kardeşlerinden Mehmet Ali Efendinin oğlu Abdürrahim ile Fethullah Gülen Hocaefendi çayırda oynuyordu. Hocaefendi nasıl bir hareket yaptıysa, Abdürrahim’i düşürdü. Acı içinde kıvranan çocuğun ağlama sesine Refia Hanım geldi. Abdürrahim’in ayağı kırılmıştı. Hocaefendi, Refia Hanımın canından bir parçaydı ama yetim çocuğun hakkını da korumalıydı. O hırsla gelip Hocaefendi'ye iki tokat yapıştırdı. Bir taraftan da “O yetimin ayağı kırıldı şimdi ona kim bakacak?” diye onu azarlıyordu.

Öbür taraftan Refia Hanım evlatlarının dünyaya meyletmesini istemiyor, her fırsatta onlara ölümü, hesabı hatırlatıyor, dünyanın süsüne, püsüne kapılmamalarını öğüt ve nasihatlarda bulunuyordu. Bu hususta bir misal için Hocaefendinin çocukluğuna bakabiliriz. 

Refia Hanım oğlunu abdestsiz emzirmiyor, onunla ilgilenirken Kur’an ve salavatı dilinden düşürmüyordu. Kur’an okunan, namaz kılınan, sahabe ve Osmanlı döneminden kahramanlık hikayeleri anlatılan bir ortamda, babaannesi Munise Hanımın  gözyaşları işe süslediği dualarla büyüyen Hocaefendiye ilk kelimeleriyle beraber küçük ezberler de yaptırıyordu annesi… Pek çok çocuk gibi büyüklerinin yanında seccade serip namaza duruyordu. 

Çocukları Ciddiye Alma

Rasulü Ekrem (S.A.S.)  çocuklar üzerinde çok ciddi dururdu.  Çocuklar kendisini karşılayınca, o da bir büyük insan gibi onlara iltifatta bulunur; kimisini sırtına, kimisini kucağına alır ve eşit muameleleriyle hemen hepsini, hoşnut edecek bir tavır sergilerdi. 

Bazen bir sokaktan geçerken, çocuklar oyun oynuyorsa, Allah Rasulü (S.A.S.) onları büyük insan yerine koyar, onure eder ve onlara ESSELÂMÜ  ALEYKÜM  derdi; onlar da VE  ALEYKÜM  SELÂM  Y  RASÛLALLAH (Ebu Davud, Edeb, 135) diyerek mukabelede bulunurlardı. Allah Rasulü (S.A.S.) çocuklara oldukça fazla değer verirdi. Şayet bir çocuğa ‘Sana filan zaman şunu vereceğim’ diye söz vermişse, bir büyük insanla sözleşme gibi, vadettiği vakitte mutlaka sözünü yerine getirirdi.

İtimat  Duygusu  Kazandırma 

İnsanlık adına utandırıcı düşüncelerden birisi de ‘Babana dahi itimat etmeyeceksin’ felsefesidir ve yanlıştır. Hz. Peygamber (S.A.S.),  hep İTİMAT  ETMEK  fikrini telkin eder ve çevresindeki çocuklar onunla alâkalı âdeta  İTİMAT  dışında hiçbir şey bilmezlerdi. O, herkesin nazarında EMİN bir insandı;  çocukların nazarında da… Elbette böyle fertlerin  teşkil edeceği millet de emin, güvenilir olacaktı.

“Ayrıca Allah Rasulü (S.A.S.)  ‘Allah, çocuğuna merhamet etmeyene merhamet etmez’  buyurur ve ümmetini kalb ve gönül insanı olmaya çağırırdı; ‘Çocukları seviniz onları, onlara söz verdiğiniz zaman mutlaka yerine getiriniz; onlar sizin sözlerinizle davranışlarınız arasında zıtlık görmesinler; çocuk böyle bir şeye şâhit olmasın.’  Meâlinde tavsiyelerle, terbiyede en ideal noktalara işaret buyururdu.

Safvet  Senih
<< Önceki Haber Çocuklar Arasında Adaleti Muhafaza Etme Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER