İlk duruşmanın en tuhaf hareketleri

Nihal Bengisu Karaca, bugünkü yazısında Ergenekon davasının ilk duruşmasındaki tuhaflıkları yazdı.

İlk duruşmanın en tuhaf hareketleri

Tuhaf bir pazartesiydi. Televizyon kanalları Ergenekon davasının görüleceği Silivri Cezaevi ile Diyarbakır'da çıkan olaylar arasında gidip geliyordu. İddianamenin açıklanacağı günlerde Güngören'deki olaylar patlak vermişti; davanın görüşüleceği sırada vay efendim APO'ya işkence yapıldı, sinirimiz bozuk durumları. Fakat pazartesiye damgasını vuran Ergenekon davasını şova dönüştürme, nereden nasıl rol çalabilirim kaygısıyla soluğu mahkeme mıntıkasında alma ve tuvalet mızmızlığı olsa gerek. Rol çalma ve fırsat bu fırsat gayretkeşliğinde oyumu Yaşar Okuyan'a veriyorum. Hem 'hükümet bu davaya belli ki çok önem veriyor' diyor, hem bu kadar önemli bir davanın neden böylesi özensiz koşullarda görüldüğünden yakınıyor. Bi' karar versek? Mızmızlık bahsinde hemen herkeste bir dük-düşes kompleksi. Millet! Davanın önemi ile mekân arasında vaat edilmiş bir doğru orantı olsaydı kimi davaları Ritz Carlton'da görmek gerekirdi. Komik olan, orada olması gerekmeyen, varlığı lüzum arz etmeyen de şikâyet ediyor. Vay neden İstanbul'a uzak? Neden Silivri? (İstanbul seçilmiş olsaydı, bu büyüklükte bir dava şehir içinde mi görülür, bakın trafik kilitlendi, böyle olacağı belliydi denilecekti.) Mekânda tuvaletin, lavabonun olmaması daha doğrusu portatif tuvaletlerin gecikmesi ve dahi bir yığın fiziksel sorunu küçümsemek niyetinde değilim. Anlamadığım, adına 'fiziksel koşullar' denilen şeyin nasıl olup da davası görülecek 'suçların' önüne geçebildiği. Anlamadığım bu büyüklükte bir suç örgütü, bu büyüklükte bir dava söz konusu iken, darbe planlamak gibi hiç de hafife alınamayacak amaçlar içerisinde olduğu epey bir ortalara düşmüş olan Kemal Alemdaroğlu gibilerinin hâlâ 'bu ne rezalet, tuvaletimi yapamıyorum, ellerimi yıkayamıyorum ayol' tonlamasıyla gerçeklik algısına takla attırmaya çalışabildiği... Bu nasıl bir psikoloji? Ne tür bir pişkinlik? Hatırlarsın, okula almadığın ve Ali Cengiz oyunlarıyla 'devamsızlığını' gerekçe göstererek attırdığın başörtülü kızların bazıları senin sayende köylerine, kasabalarına; aşmak istedikleri yaşamlarına, hiç umut vaat etmeyen 'fiziksel şartlarına' geri dönmüşlerdi. Eğitimle, bilgiyle güzelleşecek bir yaşam ihtimalinin tüm bencilliğiyle kendini geri çektiği o anda, ne güçtür geride kaldığı sanılan küflü odaları yeniden sahiplenmeye çalışmak. Tam da değiştirme umudu belirmişken her şeyi, tuvaleti dışarda, suyu akmayan evleri yeniden göğüslemek durumunda kaldıklarında yani, durumu senin gibi şova dönüştürme lüksüne de sahip değildiler. Ergenekon'la alakası yok bunun, ama kırdığın hayatlara say Kemal Efendi... Salona alınırken çıkan arbede ve içerdeki ortam için 'komedi' demişsin. 'Komedi' kelimesini kullanıyor olman güzel. Bu kelimeyi bir kâğıda yirmi kere yazarsan, karşında bir resim belirecek, ola ki kendinle yüzleşmeyi becerirsin. Meşhur sopaları ve taşlarıyla mıntıkada zebellah gibi belirmiş İşçi Partililerin lideri de 'beni Anayasa Mahkemesi yargılamalı' demiş. Al sana 'komedi'. Habertürk spikeri Cem Öğretir'in bilinçliyse tam yerini bulmuş, bilinçsizse cuk oturmuş bir şey yaparak CHP Milletvekili Şahin Mengü'ye sanık avukatı muamelesi yapması ve 'Nasıl bir savunma yapacaksınız?' diye sorması da günün en hoş detaylarından biriydi. Mengü bozuldu, 'ben milletvekiliyim' filan dedi. Ama söyleyin, sunucu haksız mı? Hurşit Tolon gözaltına alınmadan hemen önce Mengü'yü arıyor, Tuncay Özkan 'Ağabey beni gözaltına alıyorlar' diye ilk onu arıyor. Eh, piri Deniz Baykal zaten kendisini Ergenekon avukatı olarak konumlandırmış, bu durumda Mengü de bu davada doğal olarak taraf, serde avukatlık da var, CHP'nin gizli 'atanmış seçilmişten üstündür' düsturu nazara alındığında milletvekilliği dediğin nedir ki? Platformlar kurulmuş, mikrofonlar dizi dizi, katıl gitsin rol çalma furyasına; bu ülkeye komitacı zihniyetin çapaklarından kurtulmaya dair küçük bir imkân, bir yol, bir ışık olabilecek davayı sirk gösterisiymiş gibi gösterme oyununa. Ne diye bozarsın spikeri? NİHAL BENGİSU KARACA-ZAMAN
<< Önceki Haber İlk duruşmanın en tuhaf hareketleri Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER