T.Ö'den gene seçme saçmalar!

Aziz Üstel, bugünkü yazısında Ergenekon tutuklu sanığı Tuncay Özkan'ın avukatları aracılığı ile yaptığı açıklamayı masaya yatırdı.

T.Ö'den gene seçme saçmalar!

Tuncay Özkan’dan gene seçme saçmalar Tuncay Özkan, Ergenekon soruşturması başladığında mangalda kül bırakmıyordu. Hatta bi ara Ergenekon davasının kendisine yönelik bi tezgah olduğunu bile haykırdı. Günler geçti.. Günleri haftalar izledi.. Nedense savcı, Tuncay Özkan’ı gözaltına almak gereğini duymadı.. Tuncay Bey buna çok sinirlendi.. Bu ulus yetmiş tane ordu çıkarır gerekti mi! diye naralandı... Hızını alamadı.. Beni de işkencelerden geçirin dedi... Olmadı... İşte bileklerim; vurun kelepçeleri... hazırım gitmeye... gelin, alın, götürün bi gece yarısı... diye bi avaza davrandı.. Ve sonunda muradına erdi.. Gözaltına alındı.. Hemen ben demokratım... ne darbesi... kim demiş... hangi 70 tane ordu... yalan ki yalanın en kuyruklusu türünden söylemleri basında yankılandı. Sonra baktı... aa-aaah.. o da ne?! İşkence mişkence yok... Tekme tokat, sövgü mövgü, hayalara elektrik melektrik hak getire... bunlar Tuncay Bey’in özlemini çektiği söylenen, 12 Mart’larda, 12 Eylül’lerde kalmış... Ve son olarak, avukatları aracılığıyla ‘Benim mahkemece tutuklanmam Dreyfus Davasından farksızdır! İftira kurbanıyım!’ gibisinden bi açıklama geldi... Şimdi... Alfred Dreyfus davasıyla Tuncay Özkan’ın tutuklanması arasındaki benzerlik fareyle aslan arasındaki benzerlik gibi bi şey! Tarihe Dreyfus Olayı diye geçen ünlü dava 1890’dan 1906 yılına değin Fransa’yı alt üst eden, ortasından ikiye bölen ve Dünya Zionist Örgütü’nün kurulmasına değin uzanan, kökeninde Musevi nefreti yatan, buram buram ırkçılık kokan bir rezilliktir. Yüzbaşı Dreyfus, vatana ihanetten Kasım 1894’te tutuklanır, askeri mahkemece yargılanır ve Şeytan Adası’nda ömür boyu hapse mahkum olur. Aradan iki yıl geçmeden, 1896 yılında, Ferdinand Esterhazy adındaki bir binbaşının gerçek suçlu olduğu anlaşılır; binbaşı suçunu itiraf eder... Gelin görün ki, Fransız Ordusu’nun komutanları bunu ciddiye almaz... Adam itiraf etmiş olmasına karşın, serbest bırakılır. Derken Ocak 1898’de dev yazar Emile Zola devreye girer ve ‘J’accuse...!’ yani ‘Suçluyorum..!’ diye bir yazıyla Fransız Komuta Heyetinin rezilliklerini ortaya döker. Ve 1899’da Dreyfus Paris’e geri getirilir, yeniden yargılanır. Bu kez salt Yahudi olduğu için ırkçı komutanlarca, düzmece bir biçimde yargılanıp mahkum edildiği ortaya çıkar ve serbest bırakılır. Neden sonra, 1906’da Binbaşı olarak orduya döner, Birinci Dünya Savaşında dövüşür ve Yarbay rütbesiyle emekli olur. Mahkemeleri ve Dreyfus Olayını baştan sona izleyen Macar asıllı Yahudi Gazeteci Theodor Herzl, Yahudi Devleti diye bi kitap yazar 1896’da ve Dünya Zionist Örgütü’nü kurar! Buyrun bakalım... Tuncay Özkan’la Dreyfus arasındaki bağlantı ne ola? Hiç. Sıfır. Türkiye’de aklı başında bir yazar kalkıp da Tuncay Özkan’ı savunup onu gözaltına alan savcıyı ya da tutuklayan yargıcı ‘Suçluyorum!’ diye ayaklanmış mı? Aklı başında bi gazeteci ya da bi başkası kalkıp’ Dünya Tuncaylar Örgütü’nü’ mü kurmuş da biz bilmiyoruz! Yeter artık be! Valla yeter! Eskilerin kifayetsiz muhteris (yetersiz açgözlü) diyebileceği insanlardan ulusça bıktık be! AZİZ ÜSTEL/STAR
<< Önceki Haber T.Ö'den gene seçme saçmalar! Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:
ÖNE ÇIKAN HABERLER