Herkül Milas: O ülkenin halkı için onurlu yalnızlık, yoksulluk ve baskı rejimi demekti

Herkül Milas: O ülkenin halkı için onurlu yalnızlık, yoksulluk ve baskı rejimi demekti

(...)

‘ONURLU YALNIZLIK SÖYLEMİNİ ÇOK DUYDUK’

Geçenlerde artık Atina’ya yerleşmiş olan Arnavut bir dostumuzla Yunanistan’ın şu an içinde bulunduğu yalnızlığı konuşuyorduk. Avrupa Birliği içinde 27 ülkeye karşı tek başına; ve tabii onurlu! Bana dedi ki dostumuz, “biz” (Arnavutları kastediyordu) “bu onurlu yalnızlığı iyi biliriz”. Ve sonra ülkesinin bu yoldaki sürecini anlattı. Enver Hoca (1908-1985) ölümüne kadar kırk yıl Arnavutluk’un başında bulundu. 1940’larda önce Batılı ülkelerle, kapitalist ve düşmandırlar diye, ilişkileri kesti. Sonra komşusu Tito ile çatıştı; komünist rejime gereği kadar sadık kalmadı, revizyonist oldu diye. Sonra 1968 yılında Sovyetler Çekoslovakya’ya müdahale edince, Sovyetlerle ilişkileri askıya aldı, onlar da hain sayıldı; saldırgan, baskıcıdırlar dendi. Mao’nun ölümünden sonra sıkı ekonomik ilişkiler içinde olduğu Çin ile ilişkileri bozdu, Çin de artık Arnavutluk’a yardım etmez oldu. Sonunda dünyada kendi başına kaldı; ülke sınırlarını sımsıkı kapadı, kendi içine kapalı kaldı.

Bunları az çok biliyordum. Bu gelişmelerin çoğunu günbegün izlemiştim. Ve ne yalan söyleyeyim, Arnavutluk’u örnek alınması gereken onurlu bir ülke sayardım o yıllarda. Tek başına, ama haysiyetini ayaklar altına almadan; yalnız, ama alnı ak! Benim de bir Don Kişot dönemim olmuş, anlayacağınız. Sonra her nasıl olduysa, dünyayı sarsan olayların dürtüsüyle, tökezleyip kafamı taşa vurunca, gözlerim başka şeyleri de görmeye başladı. Ama dostum geçenlerde başka şeyler de anlattı, bilmediğim. Meğerse Arnavutluk’ta dış düşmanlara karşı her atılan onurlu adımı, ülke içinde de artan baskılar izliyormuş. Bir yandan ülke ve sakinleri yoksullaşırken ve eski müttefikler karalanıp ötekileştirilirken yeni yeni iç düşmanlar icat ediliyormuş. Halk ikiye ayrılmıştı, rejime sadık olan iyiler ve karşı olan kötüler, diye. Ama karşı olanlar aynı zamanda, rejim karşıtı yabancı güçlerin maşası sayılıyormuş, yani hain. O ülkenin halkı için onurlu yalnızlık, yoksulluk ve baskı rejimi demekti.

Arnavut dostumuz, “çok kaygılıyım” diyordu, “Biz onurlu yalnızlık söylemini çok duyduk, bu lafların ne anlama geldiğini de, nereye vardığını da biliyoruz. Dünyayı, ülkeleri, halkları ve genel olarak insanları dost ve düşman olarak iki karşı kamp olarak algılamanın sonuçlarını birebir yaşadık”, diyordu. “Konuşamaz ve eleştiremez olmuştuk. Birbirimize güvenemiyorduk. Kimin dost kimin hafiye olduğunu bilemiyorduk”. (Arnavutların da “hafiye” kelimesini kullandıklarını böylece öğrenmiş oldum – demek ki bu da ecdattan bir miras, ne yazık!)

BEDELİ BÜYÜK İTTİFAKLAR

Bugün dünyamızda çok az “bu tür” onurlu ülke kaldı. Kuzey Kore en ünlü olanı. Kriz içinde olan bir iki Orta ve Güney Amerika ülkesi de “onurlaşıyor” maalesef. Küba yalnızlıktan çıkmaya çalışıyor. Bir de yalnızlaşanların yeni müttefikler arayışları var ki, bu da çok acıklı bir manzara. Ötekileştirdikleri dünyada ve kendi yalnızlıklarını kendileri oluşturduktan sonra, olmadık ittifaklar aramak çıkmaz bir yol: bu yeni ittifakların bedeli yüksek oluyor. Yeni müttefikin çapı da, değeri de, ünü de, onuru da yalnızlaşmış ve zayıf düşmüş ülkelerinki kadardır. Borç içinde olanın çok yüksek faizle yeni borç alması gibi bir şey oluyor bu umutsuz dost arama çırpınmaları.

(...)

<< Önceki Haber Herkül Milas: O ülkenin halkı için onurlu yalnızlık,... Sonraki Haber >>

Haber Etiketleri:  
ÖNE ÇIKAN HABERLER