JİTEM davasında Ağar’a beraat gerekçesi ‘masumiyet karinesi’ymiş!

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, aralarında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, eski Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Hareket Daire Başkanvekili İbrahim Şahin, eski MİT’çi Korkut Eken gibi isimlerin de yargılandığı 19 sanıklı JİTEM davasında verdiği beraat kararlarının gerekçesini açıkladı.

SHABER3.COM

1993-1996 yılları arasında 18 kişinin öldürülmesiyle ilgili olaylar hakkında davada daha önceki beraat kararı istinaf mahkemesinde bozulan mahkeme, yeniden verdiği beraat kararını da sanıkların beyanlarına dayandırdı.

Gerekçeli kararda mahkeme, dosyada yer alan 1995’te öldürülen ve cesedi hala bulunamayan eski MİT’çi Tarık Ümit’e ait itiraf niteliğindeki ses kayıtlarının “hukuka aykırı” olduğu gerekçesiyle delil olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. JİTEM’ci olduğunu beyan eden sanık Ayhan Çarkın’ın itiraflarını ise çelişkili buldu.

Dava, yeniden istinaf mahkemesine gidecek.

İSTİNAF DAHA ÖNCE BOZMUŞTU

İstinaf mahkemesi, daha önce aralarında Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in olduğu 19 sanık hakkında 18 faili meçhul cinayete karıştıkları iddiasıyla açılan davada verilen beraat kararını bozmuştu. İstinaf, sanık Ayhan Çarkın aşamalardaki beyanlarının dosya kapsamındaki diğer bildirim ve deliller ile teyit edilip edilmediğinin, bu beyanların maddi olay-olaylar ile uyuşup uyuşmadığının karar yerinde tartışılmamasına dikkati çekmişti. Kararda, cinayet mermilerinin aidiyetlerinin araştırılması gerektiği belirtilmişti. Kararda, sanıklar hakkında beraat kararları verildiği sırada uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı davranıldığı da tespit edilmişti.

2021’de verilen bu bozma kararından sonra yeniden yargılama yapan Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, davayı yine beraatle sonuçlandırdı. Mahkeme, bu karardan üç ay sonra gerekçeli kararını tamamladı.

Gerekçeli karara ulaşan T24’ten Gökçer Tahincioğlu’nun haberine göre; kararda, “Cinayetlerin ağırlıklı olarak Kürt etnik kökenli kişilere karşı, aynı zaman diliminde işlendiği anlaşılmaktadır. İstanbul ve Ankara’da yaşayan avukat ve iş adamları öldürülürken, özellikle 1990-1994 yıllarında, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde o dönemde yoğun terör olayları yaşanmaktadır. Cinayetlerin işlendiği yerler ya da maktullerin alındıkları ve infaz edildikleri yerler dikkate alındığında, kamera kayıtlarının olmadığı şehir dışı yerlerin tercih edildiği, cinayetlerin güvenlik güçlerine yakalanmayacağına güvenen kişi veya kişilerce işlendiği anlaşılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

ÇARKIN’IN BEYANLARI ÇELİŞKİLİ

İtirafçı olan ve cinayetlerle ilgili ayrıntılı bilgiler veren Çarkın’ın beyanlarını değerlendiren mahkeme, şu sonuca vardı:

“Suç tarihinden yaklaşık 18 yıl sonra polis memuru Ayhan Çarkın’ın ifadesi ile soruşturma başlatılmış, neticesinde Ayhan Çarkın’ın da içinde bulunduğu çoğu kamu görevlisi sanıklar hakkında kamu davası açılmıştır. Sanık Ayhan Çarkın’ın ifadeleri aşağıda ayrıntılı belirtildiği üzere, bazı olaylara ait delil ve tespitlere aykırı olduğu gibi, bazı olaylar yönünden ise ifadeler kendi içinde çelişmektedir. Sanık Ayhan Çarkın, İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nca ayrı ayrı iki ay ara ile ifade vermiştir. Sanığın soruşturma aşamasında verdiği ifadelerin, aradan geçen zaman ve itiraf kararı gözetildiğinde sonuçta net ve tutarlı olması beklenen sonuçtur. Oysa sanık aynı olay ile ilgili bir ifadesinde, cinayeti görmediğini, arkadaşından duyduğunu ifade etmiş, daha sonraki ifadesinde ise cinayeti gördüğünü söyleyerek, suçu işleyenlerin isimlerini bildirmiş, bir diğer ifadesinde ise, suçu işleyenlerin isimlerini çoğaltmıştır. Sanık Ayhan Çarkın, mahkemedeki 13 Mayıs 2015 tarihli ifadesinde önceki tüm ifadelerinden dönmüştür. Mahkememizin bu genel tespiti nedeni ile, sanık Ayhan Çarkın’ın olaylar ile ilgili ifadesi, mahkumiyete yeter nitelikte diğer sübut deliller ile de teyit edilemediğinden, mahkumiyete yetersiz bulunmuştur. Sanık Ayhan Çarkın dışındaki sanıklar, üzerlerine atılı suçları inkar etmişler, kanun dışı bir iş yapmadıklarını belirtmişlerdir.”

Kararda, Susurluk çetesi ile ilgili hazırlanan TBMM, bakanlık, komisyon ve MİT raporları da değerlendirilerek, şu tespit yapıldı:

“Raporlar duyum, tahmin ve analizden ibaret olup, genel görüşleri, bir dönemin devlet hayatına ve kamuoyu algısına ilişkin değerlendirmeleri içerdiği, olay bazlı herhangi bir bilgiyi kapsamadığı ve herhangi bir olaya ilişkin görgüye dayalı bilgiyi içermediğinden sanıkların mahkumiyetine yeterli görülmemiştir.”

“TARIK ÜMİT’İN ÖLMÜŞ OLMASI NEDENİYLE BANT ÇÖZÜMLERİNDEKİ HUSUSLARI DOĞRULATMA İMKANI BULUNMUYOR”

Kararda, Susurluk çetesinden olan, öldürüldüğü tahmin edilen ve bugüne kadar mezarı bulunamayan Tarık Ümit’in MİT’te rızasıyla alınan ses kaydı için de şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Tarık Ümit’in beyanları ile görgü tanıklarının anlatımları arasında bariz bir çelişki bulunmaktadır. Bu çelişkiler nedeniyle bant çözümlerine itibar edilmemiştir. Kaldı ki; bu görüşmenin kayda alınmasının Tarık Ümit’in bilgi ve rızası dahilinde olup olmadığının kayıtlardan anlaşılamadığı, Tarık Ümit’in anlatımlarının ifade alma şeklinde bir usule dayanmadığı, hakim veya cumhuriyet savcısı önünde yapılmış bir ikrara bağlanan sonuçların doğmasının mümkün olmadığı, Tarık Ümit’in bu beyanlarının suç ikrarı niyetinden çok kendince farklı bir amaçla yapılma ihtimalinin muhtemel görüldüğü, Tarık Ümit’in ölmüş olması nedeniyle bant çözümlerindeki hususları doğrulatma imkanının bulunmadığı, bant çözümlerindeki ayrıntıya yer verilmeyen, genel ifadelerle bahsedilen ve daha çok maktullerin üzerinden çıkan para, uyuşturucu madde ve silaha ilişkin bilgileri içerip, dosyadaki diğer delillerle doğrulanmayan konuşmaların sanıkların aleyhine delil olarak kabul edilmesi mümkün görülmemiştir.”

“BU EYLEMLERİ KAHRAMANLIK OLARAK DEĞERLENDİRİP BUNLARLA İTİBAR KAZANMAYA ÇALIŞMASI DA MÜMKÜN”

Kararda, Tarık Ümit’in ses kaydının alındığı ortamda bulunan Hakkı Yaman Namlı’nın görüşmeye katıldığı ve anlatımları doğruladığı vurgulandı. Buna karşılık, Namlı’nın beyanının da yeterli görülmediği şöyle anlatıldı:

“Namlı bunları doğrulamışsa da bu görüşmenin hâkim veya cumhuriyet savcısı huzurunda ifade alınması işlemi niteliğinde bulunmadığı, Tarık Ümit’in hangi durum ve şartlarda anlatımda bulunduğunun, baskı/yönlendirme altında olup olmadığının, bu anlatımlarda bulunmasının altında hangi amaç ve saikin yattığının tespit edilmediği, dönemin şartlarında bu eylemleri kahramanlık olarak değerlendirip bunlarla itibar kazanmaya çalışmasının da mümkün olduğu değerlendirilmiş, eylemlerin işleniş şekline, eylemlere katılanlara dair ayrıntı bulunmayan, genel, soyut beyanlardan ibaret olduğu anlaşılmıştır.”

“AYHAN ÇARKIN’IN SONRADAN DEĞİŞTİRDİĞİ BEYANLARI DIŞINDA DELİL ELDE EDİLEMEDİĞİNDEN…”

Kararda, emniyete hibe edilen ancak ortadan kaybolan, çok sayıda eylemde kullanıldığı tespit edilen Uzi ve Baretta marka silah ile mühimmat hakkında da şu değerlendirme yapıldı:

“Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Emniyet Genel Müdürlüğü yazı cevabına göre, parabellum marka mermilerinin imal yılının 1902 olduğu, Uzi marka silahlarının imal yılının ise 1950 olduğu, bundan hareketle parabellum marka mermilerinin Uzi marka tabanca dışındaki silahlarla da kullanılabildiği, bu itibarla olayda ele geçen kovan ve mermi çekirdeklerinin Uzi marka silah dışındaki silahlarla kullanılmasının da mümkün olduğu, sanıkların atılı suçlamayı kabul etmedikleri, sanık Ayhan Çarkın’ın sonradan değiştirdiği beyanları dışında, sanıkların atılı suçu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden, masumiyet karinesi gözetilerek, yukarıda detaylı açıklandığı üzere şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verilmiştir.”

ZAMANAŞIMI KAPIDA

Karara göre, dava yeniden istinaf mahkemesinde görülecek. Ancak bu süreçte özellikle 1993 ve 1994’te işlenen cinayetlerin dosyalarının zamanaşımına girme riski bulunuyor. İlk olarak Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın’ın dosyası 30 Eylül’de zamanaşımına girecek. Diğer dosyaların da dava sonuçlanana kadar zamanaşımına girme riski bulunuyor.
<< Önceki Haber JİTEM davasında Ağar’a beraat gerekçesi ‘masumiyet... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER