Kurtulmuş: Binalarına polisle girilmesi sadece CHP'ye değil, tüm Türkiye'ye zarar verdi

Okuma Süresi 15 dkYayınlanma Salı, Haziran 9 2026
Paylaş
X Post
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan kararı verilmesi ardından partide ve Türkiye siyasetinde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Kurtulmuş: Binalarına polisle girilmesi sadece CHP'ye değil, tüm Türkiye'ye zarar verdi

Kurtulmuş, CHP binasına polislerin girmesine ilişkin olarak; "CHP binasına polisin girip o görüntülerin ortaya çıkması sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne zarar vermedi, bütün Türkiye'ye zarar verdi. Siyaset, 'Ben bu karara uymuyorum, bu mahkeme kararını kabul etmiyorum, benimsemiyorum' deme hakkı veriyor siyasetçiye ama mahkeme kararlarının sonuçlarına fiziken direnme hakkını vermiyor" dedi. CHP lideri Özgür Özel, grup başkan vekilleri hakkındaki fezlekelerle ilgili olarak da Kurtulmuş, "Mecliste şu anda bile çok sayıda fezleke var. Bunların hiçbirisi doğal olarak gündeme getirilmiyor. Yani fezleke meselesi bambaşka bir siyasi oyunun kapısını açar. Dolayısıyla bakalım. Süreç henüz oralara gelmedi" yorumunu yaptı. "Meclis Başkanı olarak beklentiniz nedir?" sorusunu Kurtulmuş, "CHP'nin delege iradesini tekrar ortaya koyması bir an evvel uygun bir zamanda kurultayın yapılması siyasi partiler hukuku bakımından önemlidir" diyerek yanıtladı. 

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Nefes yazarı Aytunç Erkin'e yaptığı açıklamalarda gündemi değerlendirdi. 

- Mecliste grup toplantıları tartışması var. Bu konuda sizin de isminiz zikrediliyor. Bugün de muhtemelen talepler gelecek. Nedir bu olay? Bir grup diyor ki TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bu olayın tam göbeğinde ve karar vermeli. Çünkü Meclis orası. Bir taraf diyor ki Meclis Başkanı ilgilenmez partinin iç meselesidir.

Ben ilk andan itibaren ısrarla, “Bu mesele, Meclis Başkanlığını ilgilendiren bir mesele değildir. Bu, bir siyasi partinin iç meselesidir, taraf olmayız, olamayız, taraf olmamıza imkan verecek bize verilmiş olan bir sorumluluk yok” diyoruz. Zaten benzer durum daha evvel 1993'te Murat Yalçın, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı iken de yaşanmış. Milletvekili olmadığı için Sayın Aydın Güven Gürkan, genel başkanına rağmen meclis grubunu toplamış ve orada grup başkanı seçilmiş. O zaman TBMM Başkanı rahmetli Cindoruk da çok benzer bir tavır göstermiş. Hatta benim girdiğim kadar da konuya dahil olmamış, “Bu mesele bir partinin iç meselesidir, çözün” şeklinde tavır göstermiş. Sayın Kılıçdaroğlu'nun mahkeme kararını ekleyerek gönderdiği yazıyla, kendisinin resmen CHP Genel Başkanı olduğunu aynı gün içerisinde TBMM kayıtlarına aldık. Yine aynı şekilde CHP Meclis Grubunun iç yönetmeliği çerçevesinde yapmış olduğu seçimde Sayın Özel'in Grup Başkanı olduğunu tescil ettik, o gün de grup başkanlığı odasındaki genel başkan yazısını kaldırdık. Bizim yapabileceğimiz budur. Sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi’ne “Bu meseleyi CHP'nin kurumsal kimliği içerisinde çözün” mesajımızı tüm kamuoyunun şahitliğinde ilettik. Ancak maalesef gördüğüm kadarıyla taraflar bu meselenin üzerinden karşılıklı alan kazanmak ve grup toplantılarını parti içi çekişmenin bir aracı haline getirmek istiyorlar. Bırakın da Meclis Başkanlığı konumu gereği, tanımı gereği tarafsız bir noktada dursun, yeri geldiği zaman sorunları çözebilecek kabiliyetini, becerisini ortaya koysun.

"Meclis miting alanına dönüşemez"

- Sizi şöyle bir şey yoracak gibi görünüyor. Her iki grubun da Meclisi miting alanına çevirmek gibi bir eğilimi var. Taraftarlarını meclis bahçesinde toplama çalışması var. O yönde bir şey tartışma var. Kemal Bey grup salonunda toplantı yaparsa, Özgür Özel de bahçede yapacak şeklinde.

Ona müsaade edilmez. Siyasetin bir usulü, erkanı var, adabı var. Mecliste herhangi bir grubun toplantı yapabilmesi için grup salonunun tahsis edilmesi lazım. Bazı destek hizmetlerinin verilmesi, TBMM TV'den yayınların yapılması gibi çalışmalar Meclis Başkanlığının uhdesinde olan konular. Buralarda atılacak adımlarda en ufak bir tereddüt göstermeyiz ancak hiç kimsenin hangi gerekçeyle olursa olsun Meclis’i bir miting alanına dönüştürme hakkı yoktur.

"Yargıtay bir an evvel netleştirmeli"

- Anayasal tartışma için ne söylüyorsunuz? En son eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bu konuda değerlendirmede bulundu. Kim genel başkan olacak bir siyasi tartışma ama hukuki bu tartışmanın sürmesi mesela Devlet Bey, “Yargıtay bir an önce karar versin” diyor. Sizin Meclis Başkanı olarak beklentiniz ne bu noktada?

Bu konu mahkeme kararıyla ilgili… Mahkeme kararını beğenirsiniz, beğenmezsiniz, eleştirirseniz, “Bu mahkeme kararının Türk siyasetine olumsuz etkileri vardır” diyerek bunları tartışırsınız. Bu ayrı bir konu. Altını çiziyorum: Benim sorumluluğum bu süreçlerin parlamento hukuku bakımından yönetilmesidir. Burada en doğru tutumu sergilediğimize inanıyorum. Burada temenni mahiyetinde bazı şeyler söyleyeceksek… Yargıtayın bir an evvel bu mahkeme kararıyla ile ilgili meseleyi netleştirmesinde çok büyük fayda var, böylece bir tartışma ortadan kalkar. Aynı zamanda eğer parti içindeki süreçlerin CHP’nin dinamikleri bakımından halledilmesi gerekirse belli bir zamanlama içerisinde CHP'nin delege iradesini tekrar ortaya koyması bir an evvel uygun bir zamanda kurultayın yapılması siyasi partiler hukuku bakımından önemlidir.

Bu süreçleri maalesef ben üzüntüyle karşılıyorum. Hiç şüphesiz Türkiye demokrasisinde CHP'nin çok belirleyici bir rolü var. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ümit ederim en kısa süre içerisinde bu iç ihtilafını çözümleyip varsa ondan sonra ne adım atacaklarsa, kurultay mı kurultay, revizyon mu revizyon, ne yapacaklarsa onu kendi parti hukukları çerçevesinde gerçekleştirmesi lazım. Böyle bir konunun Türkiye'nin gündemini çok uzun süre işgal etmemesini temenni ediyorum.

- Özgür Bey bunu bir parti içi kavga olarak değil de bir müdahale olarak değerlendiriyor.

O öyle görecek, başka taraf farklı şekilde görecek. Herkes bu konuda görüşlerini söyler ama CHP binasına polisin girip o görüntülerin ortaya çıkması sadece Cumhuriyet Halk Partisi'ne zarar vermedi, bütün Türkiye'ye zarar verdi. Siyaset, “Ben bu karara uymuyorum, bu mahkeme kararını kabul etmiyorum, benimsemiyorum” deme hakkı veriyor siyasetçiye ama mahkeme kararlarının sonuçlarına fiziken direnme hakkını vermiyor. Ben de benzer bir durum yaşadım. Genel başkan olduğum partiye bir çağrı heyeti atandı, sadece kendi görüşlerimi ifade ederek oradan ayrıldım. Siyaset biraz daha uzun dönemli bir iş. Partinin kurumsal kimliğini arkadaşların koruması lazım. Kaç kişi ne tarafta kaldı, bunun hiçbir önemi yok. Eğer Millet Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki bu kavgaları görürse ve “Bunlar da kavgadan başka bir şey yapamıyorlar” noktasına gelirlerse bunun her tarafa büyük zarar vereceğini düşünüyorum. Dolayısıyla aralarındaki yorum farklılıklarına asla müdahale etmem.

- Fezlekeler meselesi… CHP'de Özgür Özel, grup başkan vekilleri hakkında fezlekeler var. Mecliste bu konuda normal prosedürün dışında yapılacak bir şey var mı? Bir de temmuzda Meclis tatile girerse o zaman fezlekeler duracak mı, nasıl ilerleyecek o süreç?

Mecliste şu anda bile çok sayıda fezleke var. Bunların hiçbirisi doğal olarak gündeme getirilmiyor. Yani fezleke meselesi bambaşka bir siyasi oyunun kapısını açar. Dolayısıyla bakalım. Süreç henüz oralara gelmedi.

"Yargı herkese lazım olan bir kurum"

CHP Sözcüsü Müslüm Sarı, meseleyi AKP yargısına bırakmayacağız belediye başkanlarının durumunu inceleyeceğiz dedi. Kılıçdaroğlu ekibinden de böyle bir yargı değerlendirmesi geldi.

Bizim de siyasi hayatımızda beğenmediğimiz onlarca yargı kararı oldu. Beğenmediğimizi ifade ettik ama Türkiye'de hiçbir zaman yargıya şu partinin yargısı demedik. Bunlar yanlış şeyler. Yargı herkese lazım olan bir kurum. Yanlış kararı olur mu? Olur. Eleştirilecek kararı olur mu? Olur. Eleştiririz ama yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız ve yargı da en az yürütme ve yasama kadar Türkiye'nin göz bebeği olan önemli bir erkidir. Kurumları yıpratmamak lazım.

Siyaset yapmak, siyasi eleştiri yapmak başka bir şey, kurumları yıpratmak başka bir şeydir. Ben burada da arkadaşların, herkesin dikkatli olması gerektiğini tavsiye ediyorum.

"Kendi görüşlerimi bir tarafa koyarak halletmenin derdindeyim"

- Cevap vermeyebilirsiniz ama çok açık bir şey sormak istiyorum. AKP içinde bir kanat veya Beştepe içinde bir kanat mutlak butlanı destekliyor, AKP Genel Merkezi’nde ise bir kanat veya özellikle ağırlıklı kadro bu işe karşı, yani şahinler ve güvercinler olarak değerlendiriliyor. Kurtulmuş burada nasıl bir pozisyonda?

Meclis Başkanı olarak önümde hakikaten zor bir mesele var. Bu meseleyi usulü içerisinde, parlamento hukuku içerisinde, bunun altını çizerek bir kere daha söylüyorum, kendi görüşlerimi bir tarafa bırakarak halletmenin derdindeyim. Bunun için mücadele ediyorum.

- Sayın Cumhurbaşkanı sizin hassasiyetlerinizin dikkate alınması gerektiği konusunda bir tavsiyede bulunmuş diye bize gelen kulisler var en azından.

“Bu bir partinin iç meselesidir bizi ilgilendirmez görüşümüz” kamuoyuna açıklamalarına da bakınca öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanımız da aynı noktada duruyor.

"Örgüt takvime uysaydı mesele çözülürdü"

- Terörsüz Türkiye sürecinde son rapor geldi mi size? Mesela şu kadar silah bırakıldı, şu gelişme oldu şeklinde.

Finlandiya ve İsveç’i kapsayan resmi ziyaretim dolayısıyla Ankara’da değildim. Bugün(dün) Ankara’ya gideceğim. Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanımız İbrahim Kalın Bey ile görüşeceğim, son gelinen nokta nedir, onlardaki bilgiler nelerdir, birinci elden dinleyeceğim. Bu sürece İbrahim Kalın Bey'le çok yakın temas içerisinde götürdük. Esas meselemiz, Terörsüz Türkiye meselesini sonlandırmaktır. Bu, Türkiye'nin, Cumhuriyet tarihimizin en önemli meselesidir. Çok mesafe aldık. Bütün siyasi partilere tekrar çok teşekkür ediyorum, üzerlerine çok büyük sorumluluk alarak bir rapor ortaya çıkardılar. Resmi ziyaretlerimizde Batılı ülkelerin temsilcileriyle, mevkidaşlarımla görüşmemde en çok bu konu soruluyor. Türkiye bu meselesini çözebilecek siyasi iradeyi ortaya koydu. Bu işin zor kısmıydı. Bundan sonraki yasal düzenlemeler kısmı daha kolay kısmıdır. Burada söylediğim şeyi bir kere daha ifade etmek isterim. Eğer başlangıçta ortaya konulan silah bırakma takvimine örgüt uymuş olsaydı şimdiye kadar bu mesele çoktan çözülürdü. Dolayısıyla burada, muhtemelen İmralı’nın da beklentilerinin dışında silahların teslimi konusunda önemli bir gecikme oldu. Bu sürecin hızlandırılmasıyla ilgili devletin güvenlik birimlerinin ölçülebilir ve denetlenebilir kontrol mekanizmalarını devreye sokması ve ardından da yasaların parlamentoda çıkartılmasıyla bu sürecin tamamlanması gerekir.

Bu mesele biterse gelecek nesillere büyük bir hediye vermiş oluruz. Ayrıca bölgesel ve küresel konjonktürün bu kadar elverişli olduğu bir ortamın kaçırılmaması lazım.

Bu sürecin başarıyla bitmesi için iki olumlu gelişme oldu. Birisi PYD'nin Suriye rejimiyle entegrasyonunun beklenenden daha hızlı ve kalıcı bir şekilde gerçekleşiyor olması. Daha alınacak çok yol var ama başlangıç için çok iyi bir mesafe alındı. İkincisi de PJAK’ın silahlandırılmasıyla ilgili projenin artık tamamen suya düştüğü, gerçekleşmeyeceği, oradan da örgüt için herhangi bir silahlanma durumunun olmadığı görüldü. Bu gelişmeler, PKK'nın artık silahları tamamen bırakmaktan başka bir yolunun kalmadığını gösteriyor.