[Prof.Dr. Osman Şahin] Firavunların ve Tiranların Peygamber Varislerine Tercih Edilmesi

Samanyoluhaber.com yazarı Prof. Dr. Osman Şahin ' Realiteler ışığı altında hadiseleri yorumlamak' başlıklı yazı dizisinin üçüncü yazıısını yayınladı

SHABER3.COM

PROF.DR. OSMAN ŞAHİN- SAMANYOLUAHBER.COM 

REALİTELER IŞIĞI ALTINDA HADİSELERİ YORUMLAMAK 3


O halkını küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan iyice çıkmış bir toplum idi.” (43/54) ayeti kerimesinde de “Nasıl iseniz, öyle idare edilirsiniz!” hakikatine işaretler vardır. Firavun halkına tepeden bakıp köleleri gibi muamele etmesine rağmen, halkı ona itaat ediyorlardı. Bunun temel sebebi ise onların yoldan çıkmış fâsık bir toplum olmalarıydı. Bu bozulup kokuşmuş yapı Hazret-i Musa’nın (AS) getirdiği halis dini kabul edebilecek bir bünyeye sahip değildi.

DEJENERE OLMUŞ TOPLUMLAR TEMİZLERİ İSTEMEZLER

Böyle dejenere olmuş toplumlar her zaman temizlerden rahatsız olmuşlar ve onlara karşı cephe almışlardır. Hazret-i Lût’un kavminin “Lût’u ve etrafındakileri şehrinizden kovun, çünkü onlar çok temiz insanlar, yanımızda kirlenmesinler(!)” (27/56) demelerinde olduğu gibi, onlardan kurtulmak istemişlerdir.

Bunun bir örneğini Türkiye’de yaşanan süreçte de gördük. Topluma ve insanlığa yaptıkları onca hizmetlere rağmen Hizmet insanlarına ülke çapında toptan bir cephe alınmış olmasının arkasında da bu tahammülsüzlüğü görmek mümkündür.

Zamanın Tiran’ı tarafından başlatılan ve her türlü hak ve hukukun çiğnendiği, kadın, çocuk, genç, yaşlı, hasta demeden herkese karşı uygulanan linç kampanyası ve hiçbir canlıya uygulanamayacak olan zulümler karşısında toplumun genelinin suskun kalması ve hatta desteklemesi, ülke çapındaki dejenerasyonun ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

Böylesi topluluklar, başta firavunların ve tiranların bulunmasını kabul ederler, çünkü onlar toplumun asıl suretini gösteren aynalardırlar. Çünkü bunlar, onlardan süzülerek ortaya çıkan kaymak gibidirler. Yani kendilerindendirler.

TÜRKİYE VE YAŞANAN SÜREÇ AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME

Süreç öncesi Türkiye’sinde Hizmet Hareketi ve Hizmet İnsanları, bütün toplum çapında, bir ihya hareketine girişmişlerdir. Fakat, toplumun genel yapısı ve kıvamı, bu ıslah çalışmalarının neticeye ulaşmasına ve toplumda topyekûn maddi ve manevi bir dirilişin gerçekleşmesine hazır halde değildi. İnşâ edilmeye çalışılan binaya göre bir alt yapı bulunmamaktaydı. 

Hocaefendi, bu hususa “Mevsim Hazan Değil!..” başlıklı Bamteli’nde, şöyle vurgu yapmaktadırlar: “Taban bozulunca, blokaj bozulunca, siz, o binanın duvarlarını demir ile yapsanız, bakır ile yapsanız, bilmem ne ile perçinleseniz bile -bir yönüyle blokaj/taban bozuk olduğundan dolayı, zemin bozuk olduğundan dolayı- Richter ölçeğine göre üç şiddetindeki bir zelzele ile yerle bir olur. Böyle bir duruma kaldık…”

Toplumun umumi seviyesi, bu işe hazır değilse, gerekli maddi ve manevi değerlere sahip bulunmuyorsa, toplum nezdinde gerçek bir kabul görmeyeceğinden dolayı, siz ortaya en mükemmel sistemleri de getirip ortaya koysanız, bu işte yine başarılı olamazsanız. O bünye kendisine uymayan yapıları, en harika değerler sistemlerini, ne kadar mükemmel olduklarına bakmadan reddedeceklerdir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Emirdağ Lahikasındaki, günümüz Türkiye’sinde İslâm’ı temsilen kurulan bir partinin başa gelmesinin zarar vereceğini ifade eden tespitlerinde de ifade edilen temel espriyi görmek mümkündür:  

İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.

Zikredilen şartlar gerçekleşmeden, yapılacak girişimler başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdurlar. Yani, tepeden devleti ele geçirerek bir topluma İslâm’ı getirmek imkân dahilinde değildir. Fertlerin kıvamı ne ise başa gelenler de onlar içerisinden süzülüp gelenlerden olacaktır.

Hazır olmayan bir toplumda, İslâm bir idare ve hukuk sistemi olarak dayatıldığında önemli problemlerle karşılaşılacaktır. Bir taraftan, keyfiyetsiz idareciler elinde din siyasete alet edilerek menfaat temini adına kullanılacak, diğer taraftan toplumun önemli bir kesimi hakiki dindar olmadıkları için dayatmalar karşısında bir nevi münafık olma durumuna düşebileceklerdir.

Asr-ı saadette sahabelerin sahip olduğu kıvamlarına uygun olarak harikulade bir toplum ve idare sistemi ortaya çıkmıştı. Daha sonraki dönemlerde yaşanan kıvam kayıpları neticesinde toplumun bünyesi böyle bir yapıyı kaldıramayacağı için bu sistem devam ettirilememiştir.

Bu realiteye binaen, sonra kurulan devletlerde, hatta İslâm’ı temsil ve kıvam adına çok başarılı olunduğu dönemlerde bile, yönetimde asr-ı saadet modeli bir daha hayata geçirilememiştir. Bununla beraber, asr-ı saadet, sonra gelenler için her zaman ulaşılması hedeflenen ve ulaşılmaya çalışılan bir ideal toplum örneği olmaya devam etmiştir.

(“İslam devlet eliyle mi temsil edilmeli? [Siyasal İslam-2]” ve "Dinde Reform Peşinde Olanlar 1" başlıklı yazılarda bu konu daha detaylı olarak ele alınmaktadır.)

İnşaallah sonraki yazıda konuya devam edelim.

<< Önceki Haber [Prof.Dr. Osman Şahin] Firavunların ve Tiranların Peygamber... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER