Türkiye’den ümidi kesmemek

Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli insanlar olarak çoğumuz ülkemizi sosyal medyadan takip ediyoruz. Bunca tutarsızlık, bohemlik, vicdansızlık karşısında pes diyoruz.

SHABER3.COM

M. ERTUĞRUL İNCEKUL

Türkiye bir bilinmezlik sarmalına hızla çekilmeye devam ediyor. Ekonomik kriz, uluslararası diplomasi tutarsızlığı, hayat pahalılığı, bağımlı yargının acı sonuçları ve biriken davalar, göçmenlere yeteri kadar planlama yapılamaması ve kontrolsüzlük, halkta artan öfke, kutuplaşmanın son hızla artması, başta sağlık çalışanları olmak üzere nitelikli kişilerin ülkeyi terk etme oranları, Diyanet İşleri’nin geldiği vicdansız ve insanları dinden soğutan yapısı, çöken eğitim sistemi vb liste uzayıp gidiyor. 

Yurtdışında yaşayan Türkiye kökenli insanlar olarak çoğumuz ülkemizi sosyal medyadan takip ediyoruz. Bunca tutarsızlık, bohemlik, vicdansızlık karşısında pes diyoruz. Vicdanlara yapılan bu zorbalığa karşı çaresiz kalıyoruz. Demokrasi düşmanları, hak hukuk, ahlâk düşmanlarının ülkenin dürüst namuslu insanlarının özgürlüğüne, işine, malına hatta canına kast ettikleri yetmezmiş gibi bir de itibar suikastları yapılıyorlar. Sözde din, diyanet ehlini, havuz medyasını kullanarak, eşi benzeri görülmemiş zulümlerine şeytanın Nobel Ödülü vereceği kılıflar uydurmaya devam ediyorlar. İşin asıl üzücü yönü de bunlara inanan aynı mağduriyet ortak paydasında buluştuğumuz insanlar oluyor. Takkeli Goebbels’ler algılarının başarılı olduğunu da kendi ile aynı düşünmeyen insanlardan avlayabildikleri, kendi yalanlarına inandırdıkları insan sayısı ile ölçüyorlar. Masallarına ne kadar insan kanarsa o kadar daha saltanatlarını devam ettirebileceklerini çok iyi biliyorlar. 

Bu masallar ve yalanlar yıkılıyor. Türkiye’de her gün yeni bir yolsuzluk, hukuksuzluk dosyası ortaya çıkıyor. Cevheri Güven gibi cesur gazetecilerin YouTube videoları milyonlarca izleme alıyor. Rusya, Çin, İran gibi ülkelerle yakınlaşma ve işbirliği arttıkça Batı’dan ve demokratik yönetimlerden uzaklaşma ve kopuş hızlanıyor. Suriye ve Esed rejimi ile halkların hakları korunamıyor ve uluslararası bir krize dönüşmüş durumda. Rusya ekseninde dünyadan kopuk yeni yeni savaş senaryoları konuşuluyor. Bir taraftan kara para ülkeye geliyor, oligark azınlık bir grup alabildiğine zengin oluyor, bir taraftan halk alabildiğine fakirleşiyor. Mafyatik yapılara teslim edilen ülkenin halini artık AKP'liler de dile getiriyorlar. Devlete nasıl sızılır ve kanunsuz işler nasıl yapılır, gözleri kör olmayan, vicdanları devre dışı kalmamış herkese açıktan gösteriyorlar. Bir zamanların dürüst ve çalışkan insanlarına atılan iftiralar ve hukuk dışı muameleler ile nasıl devre dışı bırakıldığını, ülkeyi getirdiği cehennemi hali hâlâ göremeyen, haset ve nefretinden görmek istemeyenlere diyecek söz yok zaten. 

Biz hukuk, demokrasi ve adalet arayışımıza yorulmadan, usanmadan devam etmeliyiz. Haksızlığa uğradığımızı bütün aleme duyurmak için elimizden geleni yapmalıyız. Alem kör ve sersem değil. Yaşadığımız çağın imkanları ile zaman hızında derdimizi duyurabiliyoruz. Türkiye'yi sağduyusuna güvendiğim gazeteciler ve aydınlar gözüyle takibe devam ediyorum. Rejimin korku ile sindirdiği, belki zorla bir şeyler söylettiği okur, yazar, düşünürlerden olumlu değişimler, yazılar, sözler okuyorum. Belki narkozun etkisi geçtikçe daha da insaflı yaklaşımlar, sözler duymaya devam edeceğiz. Özellikle Türkiye’de yaşayan ve kendini rahat ifade edemeyen entelektüellerimizi yok saymayalım, halen fikirlerinden istifade edilecek bir hayli önemli isim var. Ama erdem ve hukuk düşmanı, mevcut rejime bile bile alet olanları, bu yangına benzin dökenleri, üç kuruşluk menfaati için bugüne dek söylediklerinin tam tersini söyleyenleri, ideolojik ön yargılı olanları, cahilce ve suiniyetle itibar suikastı yapanları ne takip ediyorum, ne de ciddiye alıyorum. 

Türkiye büyük bir potansiyel. Türkiye halkının er ya da geç vicdanına kulak vereceğine inanıyorum. ihlalleri, kanunsuzluklar gibi, rejimin yaptığı hak ihlalleri, kanunsuzluklar, hukuksuzlukların hepsini halka mal etmek ve insanımıza karşı tamamen kapıları kapatmak, genelleyici bir yaklaşımla bütünü yokluğa mahkûm etmek sağlıklı bir yaklaşım değildir.  Hele de vatanı, ait olduğumuz kültürü, tarihi yok saymak bizi kimliksiz, köksüz bir duruma düşürür. Çocuklarımız bu kimliksiz hali ile geleceğe ümitle yürüyemezler. Entegrasyona sonuna kadar evet ama asimile olmadan, köklerimizi, değerlerimizi ve orjinal kimliğimizi unutmadan geleceğe yürüyebilmeliyiz.

Sorumluluk varsa ümit vardır. Affetmek unutmak değildir ama içimizde yaptığı tahribata son vermektir, kendimizle barışmanın yoludur. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceğe daha ümitle, inançla, erdemle yürümek bizim elimizde. Mandela 27 yıl Fok Adası’nda (Robben) zindanda kaldı, çıkarken tarihe not düşüyordu; Bana tüm bu haksızlıkları yapanları affediyorum çünkü ruhumun özgürlüğünü ancak böyle elde edebilirim. Mesele bizim özgürlüğümüz ve ümitle geleceğe bakabilmemiz. Her birey hukuk karşısında haklarını aramalı, ama manevi haklarımız noktasında vicdan yanıltmaz rehberdir. Ne olursa olsun geleceğin Türkiye’sinde bunca kirlenmişliklerin, hukuksuzlukların Orta Çağ Avrupası’nı Rönesans'a taşıması gibi bir etki yapacağına inanıyorum. Yıllardır zaten yıkılmış olan enkazların temizleneceğine, bugünün hain ilan edilenlerinin aynı Rönesans veya tarihin farklı dönemeçlerinde yaşandığı gibi kahraman ilan edileceğine, el birliğiyle ülkemizin insanca ve demokrasi ile yaşayacağı günlere kavuşacağına inanıyorum. Türkiye, hak ve hukuk tanımaz bir güruha teslim edilmeyecek kadar önemli bir ülkedir.
<< Önceki Haber Türkiye’den ümidi kesmemek Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER