Sürüden ayrılanı kurt kapar

Sürüden ayrılanı kurt kapar


Kardeşlerimizin ve bizzat kendimin de dikkat edeceğimiz hassas ve ibret alacağımız önemli bir olay var. Habeşistan’a hicret sırasında Efendimiz’in (S.A.S.) akrabası Ubeydullah İbn-i Cahş da eşiyle beraber gitmişti. Fakat Habeşistan’da irtidat etti… İnsan, “Nasıl olabilir?” diyor. Bu, ilk Müslümanlardan idi. Efendimize (S.A.S.) çok yakındı… İnsan,  ister istemez hayret edip şaşkınlık geçiriyor. İncelediğimiz zaman görüyoruz ki, Ubeydullah İbni Cahş bilinçli olarak, kendisini Müslüman Muhacirlerden tecrit edip, kopuk hale getirmişti. Böyle olunca daha önce  Efendimiz’in yanında mânen besleniyordu bundan mahrum kaldı. Müslüman kardeşleriyle bir dayanışma içindeyken ondan da mahrum kalmış oluyordu. Bir de içki alışkanlığı vardı. Yalnız kalınca  iyice kendisini alkole vermişti. Artık tek bir arkadaşı vardı o da ŞEYTAN!..  Şeytan onu irtidada kadar sürükledi.

Ama eşi Ümmü Habibe (Ramle) asla ona uymadı. Efendimiz (S.A.S.) bunu haber alınca, Necaşi’ye onunla nikahının kıyılmasını istedi. O  da nikahladı ve bir mihir takdim etti. Ayrıca daha sonra Efendimiz de mihir takdir etti. Ümmü Habibe Vâlidemiz Medine’de iken babası Ebu Süfyan Mekke Fethi olmasın diye, anlaşma yapmak için Medine’ye koşmuştu. Kimse muhatap almayınca, kızı Ümmü Habibe’nin yanına gitti. Efendimizin oturduğu mindere  oturmaya kalkışınca Babası Ebu Süfyan’a  “O döşeğe  Allah’ın Peygamberi oturuyor. Sen henüz bir Müslüman bile değilsin; oturamazsın!” deyip engelledi. Malum, Mekke Fethinden sonra Ebu Süfyan Müslüman oldu… Hanımı Hind de Müslüman oldu.

** * *

Efendimizin (S.A.S.) hicret için Sahabe Efendilerimizi Habeşistan’a, Hıristiyan bir ülkeye göndermesi âhir zamanda Hizmet’in Hıristiyan dünyaya hicretinin bir işareti olsa gerektir. Şu süreçteki ilticalara bu açıdan da bakmak gerekebilir…

Efendimiz (S.A.S.) Mekke’den Medine’ye hicret sırasında Muhacirlerin hepsinin toptan bir yerde toplanmasını istememişti. Belki bir gettolaşma bile olabilirdi. Onun için, mahalle mahalle parça parça yerleştiler. Hatta Yahudilerin yaşadığı bölgeye de gidip yerleşenler oldu.

Yahudilerin Yesribi (Medine’ye) gelip yerleşmesi, aslında işaretlerden  âhir zamanda gelecek Peygamberin Yesrib’e geleceğini Kitaplarından öğrendikleri için idi…

** * *

Bazı tesbitlere göre, üzülen bazı ağaçlar ağlayınca, gözlerinden ASPİRİN’in  temel maddesi damlıyormuş. Cennet incilerine bedel, aşk-ı ilahî ve aşk-ı nebevî  gözyaşları aspirin gibi pek çok derde devâ olduğu da bu malumatın ışığında anlaşılabilir.

** * *

Başı sonu “Lâ ilâhe illallah” olan Cennet’e gider. Onun için çocuğa ilk “Lâ ilâhe illallâh”  öğretmek lâzım. sonunda da hüsn-ü hâtime ile  “Lâ ilâhe illallâh” diyen inşaallah Cennete gidecektir.

** * *

Abdurrahman Cerrahoğlu Ağabeyin mürşidi, rehberi, daha önce Konak Camiinde devlet dairelerinden insanlara vaaz edip, hutbe okuyan imam Mithat Efendi, âlim, bir zâttı.  Cerrahoğlu, gördüğü bir rüyayı Mithat Efendiye  anlatmıştı. O da, “Ehl-i Beyt’ten fayda göreceksin” diye tabir etti. Daha sonra Ağabey, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ziyaretine gitmişti…  Rüyasını ve şeyhinin yorumunu unutmuştu. Üstad, “O Ehl-i Beyt’ten olan kişi  benim?” dedi. 

** * *

Câhiliye döneminde bir nevi kast sistemi vardı. Dini siyaset ve ticaret için kullanan Kureyş ileri gelenleri vardı. Mesela dışarıdan Kâbe’ye tavaf için gelenleri, “dışarıdan geldiniz, kirli ve günahkar elbiselerle mukaddes Kâbe tavaf edilmez, çıplak olarak tavaf  etmek için elbiselerinizi çıkarıp atacaksınız!” diyorlardı. Böylece dışarıdan gelen herkes yeni elbise almak mecburiyetinde kalıyordu. Bunlar aslında elbise ticareti yapıp para kazanmak için bu yalanı uydurmuşlar ve buna göre kanunlar yapmışlardı. Bütün bunlar bize bu süreçte çıkarılan kanun hükmündeki kararnameleri ve yolsuzlukları, haksız para kazanmaları, mallara çökmeleri hatırlatıyor. Bu süreçte yapılan zâlimlikler ve haksızlıklar Mekke müşriklerde bile o kadar yoktu. Mesela Efendimiz’in (S.A.S.)  kızı Hz. Zeyneb’e, Bedir ve Uhud Savaşından sonra, yani düşmanlığın çok arttığı bir zamanda Ebu Süfyan’ın eşi Hind  “Ya Zeynep bu kavgalar erkekler arasında oluyor. Sen burada yalnızsın, baban (Muhammed ) da yok.  Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, gel benden iste, sana her türlü yardımı yaparım!” demişti. Hz. Zeynep  “Gerçekten Hind’in yüzüne, gözlerine baktım, çok samimî idi!” diye hissiyatını dile getirmişti. Halbuki asırlarca sonra  günümüzde 15 Temmuz sonrasında kadınlara hatta  masum çocuklara yapılan zulüm ve işkencelerin cahiliye çağında bile yapılmayan bir şekilde insafsızca devam edip durduğuna da maalesef şâhit olduk…

Ne diyelim…

YAZARIN SON YAZILARI