2025’te küresel güvenlik dibe vurdu: II. Dünya Savaşı'ndan bu yana rekor sayıda çatışma yaşandı

2025’te küresel güvenlik dibe vurdu: II. Dünya Savaşı'ndan bu yana rekor sayıda çatışma yaşandı

23 Aralıkta Moskova’da, Uluslararası Bilimsel İşbirliğini Geliştirme Enstitüsü (MİRNAS) ve Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü tarafından, Dışişleri Bakanlığı Gorchakov Vakfı salonunda “2025 Küresel Değerlendirme” yapılarak jeopolitik olaylar ve gelecek yıla dönük beklentiler çok sayıda uzman tarafından ele alındı. Yıllık değerlendirme olarak anlatılanları özetle bu köşeye yansıtmaya çalışacağım.


II. Dünya Savaşı'ndan bu yana, 2025 yılında rekor sayıda, (59 bölgesel ve  devletlerarası) çatışma yaşandı. Japonya, II. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinden bu yana ilk kez, askeri potansiyelini güçlendirme ve teknik donanımı canlandırma ihtiyacından bahsetti. Japon Başbakanı 24 Ekim'de parlamentoda yaptığı konuşmada, Rusya, Çin ve Kuzey Kore'yi "ciddi bir sorun" olarak nitelendirdi ve mevcut mali yılda %2'lik GSYİH savunma harcaması hedefine ulaşıldığını duyurdu. Ayrıca mevcut istihbarat sisteminin reformuna dayalı olarak 2027 mali yılına kadar CIA benzeri bir kurum olan Ulusal Keşif Ofisi'nin (NRO) kurululacağını duyurdu. 


Uzun yıllar Japonya, nükleer silah üretmeme, bulundurmama veya konuşlandırmama ilkesine bağlı kalmıştı. Başbakan Takaichi, bu ilkelerin gözden geçirilmesi gerektiğini ilan etti. Bu durum, Asya-Pasifik bölgesindeki tüm güvenlik sistemini tekrar değiştirme potansiyelini ortaya koyuyor. Avrupa ülkelerinde şimdilerde reelize edilen silahlanma yarışı da hesaba katılınca küresel silahlanmanın ne derece arttığını ve uluslararası nükleer tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor. 


Güney Kore, Rusya karşıtı yaptırımlara katılarak, otomobil ve elektronik ürünler gibi önemli başlıklarda Rus pazarını kaybetti. Yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri ardından, dengeli söylemler olası işbirliği arayışına dair işaretler veriyor. Çin-Japon ilişkilerinin kötüleşmesiyle birlikte, Güney Kore tarafsız bir pozisyon benimsemiş ve Tokyo veya Pekin ile ilişkilerini aksatmadan Çin-Japon çatışmasına dahil olmaktan kaçınmaya çalışıyor. ABD, Çin'i çevreleme stratejisinin bir parçası olarak gerekçelendirdiği nükleer denizaltı teknolojisine erişim teklif ederek Seul üzerindeki baskıyı artırdı. Ancak Seul, Pekin'i rahatsız etmeden ABD'nin taleplerini karşılamaya çalışıyor. Güney Kore, uzun bir aradan sonra Kasım ayında İran ile resmi diyaloğu yeniden başlatarak dış politikada çeşitlendirme arzusunu gösterdi. Bu gelişme, ekonomik ve enerji çeşitliliği amaçlı bir refleks ve aynı zamanda Seul'ün ulusal çıkarlarıyla çelişmesi durumunda ABD çizgisini koşulsuz olarak takip etmeye hazır olmadığına dair Washington'a bir sinyal olarak gözüküyor. 


Güneydoğu Asya'da kalabalık nüfuslar ve fakirlikler


Güneydoğu Asya'da, Kamboçya ve Tayland arasındaki sınır sorunları çözümsüz kalmaya devam ediyor. Aralık başından beri, Tayland-Kamboçya sınırında gerilimler keskin şekilde tırmandı. Eylül ayında ekonomik durgunluk ve yolsuzluğa karşı şiddetli protestoların ardından Nepal hükümetinin devrilmesinin ardından, ülkedeki birçok kişi önemli siyasi ve ekonomik değişiklikler umuyordu. Ancak Nepal ciddi zorluklarla karşı karşıya: devam eden işsizlik ve yabancı yatırımlarda düşüş (Eylül ayından bu yana %91). Gayri safi yurt içi hasılanın %6,6'sını oluşturan turizm sektörü ciddi şekilde etkilendi. Toparlanma beklentileri tutmadı.


Dünyanın en kalabalık ülkelerinden biri olan ve hızla büyüyen nüfusuyla (şu anda 176 milyon) Bangladeş ekonomisi, finans sektöründeki sorunlar, yüksek enflasyon, düşük yatırım ve kötü yönetim nedeniyle kritik günler geçiriyor. Bu durum daha yavaş ekonomik kalkınmaya, düşen yaşam standartlarına ve artan yoksulluğa yol açarak toplumsal huzursuzluğu körüklüyor. 


Myanmar ekonomisi, iç savaş, Mart depreminin olumsuz etkileri ve tarım arazilerinin %40'ını yok ederek gıda kıtlığını daha da kötüleştiren Mocha Kasırgası nedeniyle çok zor durumda. BM'ye göre, yaklaşık 16 milyon insan (ülke nüfusunun üçte biri) gıda güvensizliğinden muzdarip. Dünya genelinde açlık çeken her on çocuktan biri şu anda Myanmar'da yaşıyor. Abluka ve çatışmalar nedeniyle durum vahim şekilde ve birçok bölge tamamen tedarikten kopmuş vaziyette. Dış aktörlerin aktif müdahalesi olmadan, Myanmar'daki kriz, bölgenin son on yıldaki en büyük insani felaketine dönüşme riski taşıyor.


Hindistan ve Pakistan'da terör faaliyetleri arttı


Hindistan'da, terör örgütlerinin uzun süredir hedef aldığı Uttar Pradesh, Haryana, Jammu ve Keşmir'de daha aktif oldukları gözlendi. Ayrıca sadece bu bölgelerde değil, 14 yıl sonra ilk kez ülkenin başkenti Yeni Delhi'de de terör saldırıları gerçekleşti. Hindistan istihbarat teşkilatı zehirli biyolojik etkenler kullanılarak terör saldırıları düzenlenebileceği olasılığını bildiriyor. Bunun için gerekli koşullar mevcut. 


Pakistan'da ise Hayber Pahtunhva ve Belucistan'da silahlı saldırılarda keskin bir artış kaydedildi. Saldırıların büyük çoğunluğunu Pakistan Talibanı (Tehreek-e-Taliban Pakistan) ve Belucistan Kurtuluş Ordusu gerçekleştirdi. Hindistan ve Pakistan, terör faaliyetlerindeki artıştan birbirlerini sorumlu tutuyor. Hindistan hükümetinin İndus Su Anlaşması'nı askıya alma önlemleri de ikili ilişkilerdeki gerilimi azaltmaya yardımcı olmuyor. Pakistan, tarım ve enerji ihtiyaçlarının %80'ini Hindistan'dan kaynaklanan nehirlerden karşılıyor.


Geçtiğimiz yıl içinde Hindistan ve Afganistan ilişkileri  önemli ölçüde gelişti. Yeni Delhi yönetimi, Hindistan karşıtı grupların Keşmir'deki çatışmayı körüklemek için Afgan topraklarını kullanma olasılığını azaltmak istiyor. Afganistan ile işbirliği yaparak, Hindistan, İran üzerinden alternatif lojistik koridorları geliştiriyor.


Bunun yanında Afganistan-Pakistan ilişkileri kötüleşti. Ekim ayında sınırda bir dizi silahlı çatışma yaşandı. Pakistanlı yetkililer bunu Hindistan'a atfederek, Kabil'in Yeni Delhi'nin çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini iddia ediyor. Buna karşılık, Afganistan ile kötüleşen ilişkiler ortamında Pakistan, İran ile ilişkilerini geliştiriyor; İran, Pakistan için önemli bir pazar ve alternatif ulaşım ve enerji koridoru haline geliyor. İran, Pakistan'ın Belucistan eyaletine elektrik sağlıyor ve petrol ürünleri ve minerallerin ihracatını artırıyor. İran-Pakistan doğalgaz boru hattı projesinin yeniden başlatılması olasılığı görüşülüyor.


Taliban yönetiminde Afganistan krizlerle iç içe!


Afganistan şu anda, kısmen iklim koşulları nedeniyle, dünyanın en ciddi insani krizlerinden birini yaşıyor: nüfusun üçte ikisinden fazlası yardıma muhtaç. Ülke, dünyadaki en düşük kişi başına enerji tüketimine sahip; başkent dahil olmak üzere nüfusun önemli bir kısmı düzenli elektriğe erişemiyor. Yurtiçi üretim, ülkenin toplam elektrik arzının yalnızca yaklaşık %23'ünü karşılıyor.


Afganistan yaklaşık 20 terör örgütüne ev sahipliği yapıyor ve bu bölgesel istikrarsızlığın önemli bir faktörü. Bu grupların en güçlüsü, IŞİD’in Afganistan kolu olan Horasan Velayet adlı olanı. Afganistan ayrıca, Orta Asya ülkeleri de dahil olmak üzere Selefi cihatçılığının bir kaynağı olmaya devam ediyor. Mevcut Afgan yetkililerinin su politikası birçok soruyu gündeme getiriyor. Kosh-Tepa Kanalı'nın devreye alınması, Amu Darya'daki su akışında önemli bir azalmaya yol açabilir ve bu da Orta Asya bölgesi için ciddi çevresel sonuçlar doğurabilir. Afganistan ayrıca, sınır ötesi nehir kaynakları konusunda İran (Helmed Nehri) ve Pakistan (Kunar Nehri) ile de gerilimler yaşıyor. 


Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi'ne göre, afyon haşhaşı ekimi 10.200 hektara geriledi; bu, 2022 seviyesinin (232.000 hektar) yaklaşık yüzde dörtüne denk geliyor. Afyon üretimi ise bir önceki yıla göre %32 azalarak 296 tona düştü. Ancak bunun da olumsuz sonuçları var. 2022 öncesinde afyon ekonomisi Afganistan'ın GSYİH'sının %10'una kadarını oluşturuyor ve 400 binden fazla mevsimlik iş imkanı sağlıyordu. Gelirlerin azalması ve alternatif kalkınma programlarının olmaması, yoksulluk, işsizlik ve borç bağımlılığında daha da büyük bir artışa yol açtı. Önceki gelir kaynaklarından mahrum kalan aileler, toprak ve mülklerini satmak zorunda kalıyor; bu da sosyal tabakalaşmayı ve dışlanmayı daha da kötüleştiriyor. İç göç önemli ölçüde arttı. Kırsal nüfusun önemli bir kısmı, iş imkanlarının da sınırlı olduğu şehirlere taşındı.


Afyon ve eroin arzındaki keskin düşüş, başta metamfetamin olmak üzere sentetik uyuşturucu üretiminde artışa yol açtı. Afganistan ve komşu ülkelerde metamfetamin ele geçirmeler 2025 yılında iki katına çıktı. BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Afganistan'ın sentetik uyuşturucu üretimi için yeni bir merkez haline gelebileceği konusunda uyarıyor.


İran’da ekonomi ve su krizi had safhada!


İran'ın en önemli sorunları olarak ekonomi ve su ihtiyacı ilk sırada yer alıyor. Yeraltı sularının azalması, sulama imkanlarını bitirdi ve ürün veriminin düşmesine neden oluyor. Bu yıl buğday üretimi azaldı. Süregelen kuraklık nedeniyle ithalata bağımlılık artıyor. Sistan, Beluçistan, Yezd, Fars ve Kerman illerinde düzenli su kesintileri uygulanıyor. Temiz içme suyuna erişimin azalması kötüleşen sağlık şartlarını tetikliyor. Yeraltı suyu seviyelerinin düşmesi, hızlı çölleşmeye ve ekilebilir arazinin kaybına yol açıyor. Nüfus, kronik su kıtlığı yaşanan bölgeleri terk ederek büyük şehirlere taşınıyor ve bu da altyapı ve sosyal hizmetler üzerindeki yükü artırıyor. Su dağıtımına yönelik protestolar, düşen çiftçi gelirleri ve kötüleşen yaşam koşullarıyla birlikte toplumsal gerilimler artıyor. Son 10 yıldır ağırlaşan ekonomik şartlar daha da sertleşiyor. (Bir sonraki yazımızda 2025 yılına küresel bakış yapmaya devam edeceğiz).

YAZARIN SON YAZILARI