Körfez Krizi ve Rusya’nın Stratejik Hamleleri: Çok Kutuplu Düzenin Şekillenmesi

Körfez Krizi ve Rusya’nın Stratejik Hamleleri: Çok Kutuplu Düzenin Şekillenmesi

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın etkileri devam ederken, Hürmüz Boğazı ve Körfez bölgesi halen dünyanın ana gündemi. Gerilimi bitirme adına diplomasi ve İran’a yaptırımların geleceği giderek karmaşıklaşıyor. Fakat son iki ay içerisinde, ABD ve İsrail’in uluslarası arenadaki tutumu, Rusya ve Çin’in bölgede ve küresel etkisinin artmasına zemin hazırlıyor ve alan açıyor. Bu ortamda, Rusya, Çin, İran ve diğer aktörler birbirleriyle çeşitli alanlarda işbirliği yaparak tek bir bölgesel yahut küresel güç merkezine karşı alternatifler oluşturuyorlar. Amerika hızla güven ve imaj kaybediyor.


Rusya ve Çin, BRİCS, Şangay İş Birliği Örgütü gibi kurumsal yapılarla Körfez ülkelerinde ve bütün Afrika’da ekonomik ve askerî varlığını sürdürüyor, İran ile ortak askeri projeler yürütüyor. Sanayi gelişimi, enerji ve farklı yatırım alanında güçleniyorlar. Asya-Pasifik ve Güney Çin Denizi gibi uzak bölgelerde ABD etkisi sınırlanıyor. Çin, bu bölgede hakimiyetini artırmak için askeri ve ekonomik hamlelerini artırıyor. ABD’nin tek kutuplu hegemonya çabaları çok yerde sınırlanıyor. Bunun sonucu olarak, güçler arasındaki dengeler, çok kutuplu bir yapı oluşturmak üzere değişiyor. Özellikle Asya ve Afrika’da bu değişim son 10 yıl daha hızlı gerçekleşiyor.


Avrupa ülkeleri de, bir refleks olarak ABD’den bağımsız hareket etmeye çalışarak, kendi stratejilerini çeşitlendirmeye çalışıyorlar. Günümüzde Avrupa’nın savunma ve dış politikada kendi bağımsız sesini çıkarmaya çalışması, küresel çok kutuplu sürece katkı sağlıyor. Ukrayna savaşı ve İran merkezli Körfez krizi bu süreci hızlandırdı. AB ülkeleri uzun süreli savunma bütçeleri oluşturmaya bile başladılar. Avrupalı karar alıcılar sadece askeri değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik alanda da mücadele ediyorlar. Her başkent, kendi potansiyeline göre bölgesinde ve uluslararası arenada üstünlük sağlamak için yeni ittifaklar ve stratejiler geliştiriyor.


Krizler ve çatışmalar, dünya çapında çok kutuplu sisteme geçişi hızlandırıyor

İşte teknoloji çağının bir verisi olarak bu kompleks değişimler, tek merkezli küresel denge yerine, çok kutuplu denge kavramını güçlendiriyor. Yani koronavirüs dönemi dahil, çatışma ve gerilimlerin artmasıyla birlikte küresel sistem, tek bir merkezden çıkarak, çok merkezli, çok kutuplu bir yapıya dönüşüyor. Bu nedenle, güçler birbirine karşı rekabet ederken, aynı zamanda yeni ittifaklar ve denge mekanizmaları geliştirilerek, daha karmaşık ve çok katılımlı bir uluslararası düzen oluşuyor. Dünya yeniden şekilleniyor. 


Gün itibarıyla, ABD, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği kendi bölgesel ve küresel çıkarları için bağımsız hareket eden güç merkezleri. Rusya ve Çin, ABD’nin tek taraflı küresel gücünü azaltmak ve kendi etkilerini artırmak için bölgelerde aktif hareket ediyorlar. Ve bunu da gizlemiyorlar. Uluslar arası platformlarda sürekli “çok kutuplu dünya düzeni ihtiyacını” dile getiriyorlar. Washington yönetimi ise, strateji zayıflığı ile alan açmış oluyor. Buna son örnekler olarak hem Ukrayna savaşını hem de İran Krizini verebiliriz. 


Biden döneminde Ukrayna savaşına maksimum destek vererek körükleyen Washington, Trump döneminde kendi politikalarını boşa çıkaran adımlar atıyor. İran’da ise anlaşılmaz strateji ve sonucu hesaplanmamış günlük çıkarımlar ciddi güven kaybına sebep oluyor. İran, çatışmadan büyük maddi kayıplarla çıktı ancak manevi ve itibar açısından zaferle ayrıldı. Şimdi soru, İran'ın bu 'kazanan havasıyla' bölgede bundan sonra nasıl adımlar atacağı. Amerikalılar ise yıkılmış, harabeye dönüşmüş topraklara “geri nasıl döneriz” yolları arıyor. Hafta sonunda Pakistan’da gerçekleşen uzun görüşmelerde şartların tamamen belirsiz ve gerçekçi olmadığını gördük.


Washington bu seviyede ilk defa sorgulandı, Moskova güç kazandı

İran ile kapsamlı çatışma isteği ABD kadrolarında moral yetersizliğini ve pratik uygulama kapasitesinin sınırlı olduğunu gösterdi. Başlangıçta planlanan şeylerin, İran'ı zayıflatmak ve kendi şartlarını dayatmanın hiçbiri işe yaramadı. ABD ve İsrail'in omuz omuza yaptıkları bütün dünyanın tepkisini çekti ve Washington bu seviyede ilk defa sorgulandı. Evet, İran'ın maddi kaybı çok büyük. Ancak dünya arenasındaki rolü açısından tam tersi bir etki yarattı. İran'ın iki süper güçle mücadelede kaybetmediği, hatta belki de kazandığı algısı oluştu. ABD ve Basra Körfezi monarşileri daha çok kaybetti. Rusya’nın ise bu gelişmelerde stratejik pozisyonu güçlendi. Washington'un odağı Kiev'den Tahran'a kaydı. Artan enerji fiyatları, Rusya'nın petrol ve gaz ihracatından elde ettiği geliri artırdı. Kriz, Çin ve Hindistan'ın Rusya'dan daha fazla alım yapmasına yol açtı. En önemlisi jeopolitik konumun güçlenmesi gerçeği.


Rusya'nın petrol satışından elde ettiği vergi gelirleri, İran'daki savaş nedeniyle Nisan ayında, Mart ayına göre iki katına çıkarak yaklaşık 9 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Reuters'ın hesaplamalarına göre, bu rakam geçen yılın Nisan ayına göre yaklaşık %10'luk bir artış anlamına geliyor. Ajans bu artışı, dünya petrol ve LNG akışının yaklaşık %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle küresel petrol fiyatlarında yaşanan yükselişe bağlıyor. Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, vergilendirmede temel alınan Rus petrolü Urals'ın ortalama fiyatı Mart ayında varil başına 77 dolara yükseldi. Bu rakam: Şubat ayındaki 44 dolarlık fiyata göre %73 oranında bir artış. Bu yılki bütçede öngörülen 59 dolarlık seviyenin önemli ölçüde üzerinde.


Reuters bu durumu, Rusya'nın İran savaşından elde ettiği somut kazançların ilk göstergelerinden biri olarak nitelendiriyor. Petrol tüccarları, Ortadoğu'daki bu çatışmanın modern tarihin en ciddi enerji krizlerinden birini tetiklediğini belirtiyor. Kremlin, küresel enerji krizi sırasında Rus enerjisine farklı bölgelerden çok sayıda talep geldiğini açıkladı. İspanyol El País gazetesinin haberine göre, Avrupa Birliği, Ortadoğu'daki çatışmalar nedeniyle ortaya çıkan enerji krizine karşı acilen önlem hazırlığı yapıyor. Krizin boyutları, üye ülkeleri daha önce uygulanan sert tasarruf tedbirlerini yeniden devreye sokmaya iterken, bazı ülkeler Rusya'dan doğrudan petrol ve gaz alımının yeniden başlatılmasını gündeme getirdi.


Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran ile savaşa girmesi ve gün itibarıyla sonuçları, bölgesel gerilimleri artırarak çok kutuplu dünya düzenine geçişi hızlandırdı. Bu çatışma, Rusya ve Çin gibi farklı güçlerin bölgedeki etkinliğini artırmasına ve çeşitli ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız hareket etmesine zemin hazırladı. Böylece, küresel arenada tek merkez yerine çok sayıda güç merkezi oluşmaya başladı/hızlandı. Kısaca bu çatışmacı ve karmaşık ortam, dünya sisteminin daha çok kutuplu hale gelmesini tetikledi.

YAZARIN SON YAZILARI