Ukrayna savaşında tarafların uzlaşmaz tutumları: 2026 yılında barış olur mu?

Ukrayna savaşında tarafların uzlaşmaz tutumları: 2026 yılında barış olur mu?

Küresel enerji krizi, giderek kötüleşen ekonomiler ve yıllardır çözüm bekleyen mülteci sorunlarının içinden çıkılmaz bir hâl almasında Rusya-Ukrayna arasında devam eden savaşın artık direk etkisi bulunuyor. Özellikle 6 Kasım 2024 tarihinde Trump’ın tekrar ABD Başkanı seçilmesinden itibaren Avrupa, giderek derinleşen siyasi, ekonomik ve sosyolojik sorunlara ek olarak, kendisini yeni ve diğerlerine kıyasla daha tehlikeli bir güvenlik kriziyle baş başa buldu. Çünkü tartışmaların odak noktasında, Trump'ın Ukrayna politikasına dair belirsizlik ve endişeler yer alıyor. Seçim kampanyası sırasında savaşı "24 saatte" bitireceğini iddia eden Trump, başkanlığının bu ikinci döneminde henüz bu konuda mesafe alabilmiş değil. 


Gelinen gün itibarıyla Washington, Ukrayna'ya yapılan yardımların gözden geçirilmesi ve bazı şartların gerçekleşmesi yönünde baskı yapıyor. Avrupalı liderler ise Trump yönetiminin Ukrayna'ya desteği azaltarak veya koşullara bağlayarak, Kiev'i zayıf bir pozisyonda Rusya ile müzakerelere zorlayabileceğinden endişe duyuyor. Bu durumun, Rusya'nın aldığı topraklardaki konumunu güçlendirebileceği ve Avrupa'nın güvenliğini on yıllardır sağlayan düzeni temelinden sarsabileceği düşünülüyor. Tarafların pozisyonları arasında derin bir uçurum bulunuyor. Kremlin, bölgede asker bulunmaması olasılığından bahsetse de, Donbas'ın Rusya'da kalacağı konusunda ısrarcı.


Taraflar diplomatik bir çözüm için masadalar, ancak toprak egemenliği, güvenlik düzenlemeleri ve derin güvensizlik gibi temel konularda köklü farklılıklar devam ediyor. Zaporijya Nükleer Santrali gibi teknik sorunlar dahi siyasi iradenin önüne geçmiş durumda. Yakın gelecekte kapsamlı ve kalıcı bir barış anlaşmasına varılması, tarafların şu ana kadar değişmez olarak lanse ettiği "kırmızı çizgilerinden" önemli ödünler vermesine bağlı görünüyor. Rusya, ABD ve Ukrayna temsilcileri arasında süren görüşmelerde, dört yılı yakında dolacak savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya yaklaşıldığı ifade ediliyor. Ancak taraflar, ABD Başkanı Donald Trump'ın deyimiyle "çok çetrefilli, çok zorlu sorunlar" olduğunu kabul ediyor. 


Çözümü zor çetrefilli konular


Savaş öncesinde Ukrayna'nın sanayi kalbi Donbas, gün itibarıyla barış müzakerelerindeki en kritik engellerden biri olmaya devam ediyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bölgenin tamamı üzerinde kontrol talep ederken, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy anayasal sınırlar içinde geri çekilmenin mümkün olmadığını belirtiyor. Rus güçleri halihazırda Lugansk'ın büyük kısmını ve Donetsk'in yaklaşık %75'ini kontrol ediyor. Putin, tüm Donbas bölgesinin (Donetsk ve Lugansk) Rusya'ya bağlanmasında ısrar ediyor. Kiev, cephe hattında askerden arındırılmış bir bölge oluşturulmasını ve bölgenin uluslararası güçlerce denetlenmesini teklif ediyor. Karşılığında, Rus kuvvetlerinin Harkov, Sumi gibi diğer bölgelerden de çekilmesini şart koşuyor.


Zelenskiy, Donbas'ın kaderi veya geniş kapsamlı bir barış planı gibi hayati konularda ulusal bir referandum yapılması gerektiğini savunuyor. Ancak böyle bir oylamanın güvenli ve tarafsız bir ortamda yapılabilmesi için en az 60 günlük bir ateşkes gerektiğini belirtiyor. Kremlin, geçici bir ateşkesin Ukrayna'ya yeniden silahlanma fırsatı vereceğini ve çatışmaları uzatacağını öne sürerek buna şiddetle karşı çıkıyor. Zelenskiy, halkın %87'sinin barış istediğini, ancak %85'inin Donbas'tan çekilmeye karşı olduğunu gösteren anketlere dikkat çekiyor. Bu da herhangi bir toprak tavizinin iç siyasette ciddi riskler taşıdığını gösteriyor.


Taraflar arasındaki derin güvensizlik, herhangi bir uzlaşının önündeki en büyük psikolojik engel. Zelenskiy, Putin'in barış konusundaki samimiyetine inanmadığını ve "Ukrayna'nın başarısını istemediğini" açıkça ifade ediyor.

Rusya, Ukrayna'yı kendi topraklarındaki saldırılarla suçlarken, Kiev bu iddiaları reddediyor ve bunların bahane olduğunu söylüyor. Bu ortamda, karmaşık güvenlik düzenlemeleri ve toprak konularında anlaşmaya varmanın son derece zor olduğu değerlendiriliyor.


Zaporijya Nükleer Santrali'nin kontrolü 


Avrupa'nın en büyük nükleer santrali olan Zaporijya Nükleer Santrali, Mart 2022'den beri Rus kuvvetlerinin kontrolünde. Santralin geleceği, görüşmelerdeki bir diğer kilit mesele. Santralin altı reaktörü soğuk kapatma modunda ve Ukrayna tarafından sağlanan enerjiyle güvence altına alınıyor. Yeniden faaliyete geçmesi büyük yatırım ve yıkılan Kakhovka Barajı'nın onarımını gerektiriyor. ABD, santralin Rusya ve Ukrayna ile ortak bir ABD yönetiminde işletilmesini öneriyor. Ukrayna ise ABD ile ortak yönetimi ve enerjinin yarısının dağıtımına karar verme hakkını talep ediyor. Rusya'nın nükleer kurumu Rosatom, santralin yalnızca Rusya tarafından işletilip güvence altına alınabileceğini savunuyor. Ancak Ukrayna'nın uluslararası işbirliği çerçevesinde elektrik kullanımına açık kapı bırakılıyor.


Müzakerelerde başka çetrefilli konular da var. Ukrayna, olası bir gelecek Rus saldırısına karşı NATO ülkelerinden somut güvenlik taahhütleri ve 800 bin kişilik bir ordunun sürdürülmesini istiyor. Rusya, Ukrayna'da Avrupa birliklerinin konuşlanmasını kesinlikle reddediyor. Ukrayna'nın 800 milyar doları aşan tahmini kayıplarının ne kadarının Rusya tarafından karşılanacağı belirsizliğini koruyor. Rusya'nın batıda dondurulan 210 milyar avroluk varlıkları bu noktada kritik önem taşıyor. Rusya, Ukrayna'nın NATO'ya katılma hedefini kabul etmiyor. Ukrayna Anayasası'nda yer alan bu maddenin nasıl ele alınacağı önemli bir sorun teşkil ediyor. AB üyeliği ise daha uzak bir ihtimal olarak görülse de potansiyel bir tartışma konusu.


Sonuç olarak işte bu bütün çetrefilli konulardan dolayı tarafların pozisyonları hiç değişmedi ve hatta daha da pekişti. 2026 yılında tarafların birbirine uzak ancak müzakere masasında olduğu kritik bir yıl olarak devam edecek gibi. Rusya, fiili kontrol altındaki topraklardan taviz vermeye niyetli değil. Ukrayna, toprak kaybını kabul etmek zorunda kalabileceğinin sinyalini veriyor ancak hukuki tanıma ve güvenlik garantileri karşılığında. ABD, Trump'ın öngörülemeyen ve değişken diplomasisiyle süreci yönlendirmeye çalışıyor. Avrupa ise bir yandan Ukrayna'yı desteklemeye, diğer yandan süreçte söz sahibi olmaya ve uzun vadede Rusya ile yeniden bir ilişki kurmanın yollarını aramaya çalışıyor. 


Geçen hafta ABD'li özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner, Rusya Devlet Başkanının yabancı ülkelerle yatırım-ekonomik işbirliği özel temsilcisi ve Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriyev'e, Ukrayna ile mutabakata varılan bir barış planı taslağını ilettiler. Beyaz Saray, planın hemen hemen tüm unsurlarında Ukrayna ile anlaşmaya vardıktan sonra, bu öneriye ilişkin olarak Putin'den net bir yanıt almayı amaçlıyor. Tüm gözler, Kremlin'in bu plan taslağına vereceği yanıta çevrilmiş durumda. Putin'in teklifi kabul ederek doğrudan müzakerelere başlamayı onaylayıp onaylamayacağı veya taslağı reddedeceği, savaşın seyrini belirleyebilecek kritik bir adım olarak görülüyor. Ancak Putin’in, Birleşik Kuvvetler Grubu’nun komuta merkezinde yapılan bir toplantı sırasında dile getirdiği, “Rus birliklerinin cephe hattındaki mevcut ilerleme temposu dikkate alındığında, Moskova’nın Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin kontrol ettikleri bölgelerden çekilmesine yönelik ilgisinin fiilen sıfıra indiğini” söylemini de unutmamak gerekiyor. Bu tutum 2026’da, Rusya’nın belirlenen hedeflerine odaklanarak cephelerde pozisyonunu güçlendirmeye devam edeceğini gösteriyor.

YAZARIN SON YAZILARI