Venezuela’dan İran’a kırılan fay hattı!: Amerikalıların çoğu niçin İsrail'den daha çok Filistin'i destekliyor?
ABD'nin İsrail ile İran'a karşı başlattığı savaş, Donald Trump'ın Ocak 2025'te Beyaz Saray'a gelmesiyle başlayan dönem, uluslararası ilişkilerin yeniden şekillenmesinde önemli bir dönüm noktasıdır. Yakın bölgeyi savaşın içine çeken ve bütün dünyayı etkileyen “bir medeniyeti yok etme” hamlesi ve yaşanan dramatik olaylar, Washington'un hedeflerine ulaşamadığını ve İran ile fiilen başa çıkamadığını da gösterdi. Ancak Trump yönetiminin küresel politikaları, Venezuela ve İran örneklerinde olduğu gibi, sert eleştirilmeye başlandı. Amerikan yönetiminin dünya çapındaki itibarı önemli ölçüde düştü.
Trump ikinci başkanlık döneminde, nükleer işbirliği, Paris iklim anlaşması gibi birçok uluslararası anlaşmadan tek taraflı çekildi. NATO üyeliğini sıkça tartışmaya açtı. Bu durum, birçok ülke tarafından uluslararası işbirliği ve istikrarı zedeleyen adımlar olarak görüldü. Bu tarz politikalar belli seviyede Amerika’nın faydasına gözükse de uluslararası toplumun ortak çıkarlarını gözetmeyen, tek taraflı ve bazen çatışma yaratan yaklaşımlar olarak eleştiriliyor. Venezuela ve İran gibi ülke yönetimi ve liderlerine uygulanan uluslararası normlar ve kaideler dışındaki askeri güç kullanımı, saldırılar ve ağır yaptırımlar, ekonomik krizleri derinleştirdiği ve kitlesel krizlere neden olduğu gerekçesiyle sorgulanıyor.
ABD'nin (ve özellikle İsrail ile birlikte) izole edici politikaları, müttefiklerle sorunlar yaşaması ve uluslararası arenada birlik ve beraberliğin zayıflamasına neden oldu. Bu tutumlar, milyonlarca insanın temel ihtiyaçlarına ulaşmasını engelleyerek, ciddi insani-kitlesel krizleri ortaya çıkarttı. Venezuela’ya yönelik askeri tehditler ve İran’a karşı başlatılan (ve bölgeye de yayılmış olan) savaş, küresel istikrarı ve güveni sarstı. Trump yönetimi, kimi ülkelerdeki otoriter rejimleri eleştirmek yerine, kendi çıkarlarına uygun durumlarda sessiz kalmayı tercih etti. Bunun yanında Trump’ın kendi ülkesindeki politikaları (örneğin, göçmen politikaları, ırkçılık tartışmaları) ve uluslararası konulardaki tutarsızlıkları, bu eleştirilerin temelini oluşturdu.
ABD’nin dünya çapındaki itibarı önemli ölçüde düştü
Bu kısa süre zarfında Trump, hem ülke içinde hem de uluslararası alanda birçok kişiyi karşısına aldı. Amerika Birleşik Devletleri'nin dünya çapındaki itibarı önemli ölçüde düştü. Amerikan başkanı, Amerikan nüfusunun yaklaşık üçte birini Katoliklerin oluşturmasına rağmen, aynı zamanda Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Katolik oldukları halde, Vatikan’ın Ruhani Lideri Papa'yı bile hedefine koydu. Trump, kendisini İsa Mesih olarak tasvir eden bir paylaşım yayınlayarak yeni bir skandala yol açtı. Paylaşım hızla kaldırılmış olsa da, olayın yankıları hala devam ediyor.
Amerikan Kongresinde Demokratlar (bazı Cumhuriyetçiler de destek veriyor), Trump'a yönelik saldırılarını önemli ölçüde yoğunlaştırdı. Başkanın geçici olarak görevden alınmasına izin veren Anayasa'nın 25. maddesinin devreye sokulması fikri yaygın olarak tartışılıyor. Gazeteler, Trump'ın tutarsız davranışları hakkında giderek daha fazla makale yayınlıyor. Bazı Amerikan medya kuruluşları, Trump'ın sorumsuz eylemlerinin Amerika'ya verdiği zararı çeşitli şekillerde nasıl azaltabileceklerini tartışıyor. MAGA hareketindeki sadık destekçilerinden bazıları bile hızla ondan uzaklaşırken, diğerleri İran'a karşı bir savaşta nükleer silahlara başvurabileceği spekülasyonunda bulunarak orduyu başkomutanın emirlerine karşı gelmeye çağırdı.
Trump’a karşı adı konulmamış küresel ittifak
ABD ve İsrail, İran’a karşı başlatılan savaşta ülkeye ciddi zararlar verdi. İran’ın önem arz eden bütün tesisleri vuruldu. Binlerce insan hayatını kaybetti ve maddi kayıpların rakamsal değerini şu an hesap etmek çok zor. Bununla birlikte, Amerikan basını bile Tahran'ın direncinin ABD-İsrail beklentilerini ve tüm tahminlerini aştığını ve İran'ın Pakistan’da yapılan müzakerelerin ardından "ciddi ve güçlü bir devlet" olarak ortaya çıktığını kabul etmek zorunda kaldı.
ABD'nin Avrupalı müttefikleri, İran'la yaptığı pervasız savaşa katılmayı reddetti ve Hürmüz Boğazı ablukasına kesinlikle karşı çıktı. Dahası, özellikle NATO'ya yönelik eleştirileri ışığında, Amerikan başkanını daha etkili bir şekilde nasıl zayıflatabilecekleri konusunda kendi aralarında istişare ediyorlar. Amerikan pervasızlığı küresel ekonomiye ciddi bir şok yaşattı; Basra Körfezi'nin kapanması nedeniyle petrol ve doğalgaz arzının yüzde 20'si hidrokarbon piyasasından kayboldu. IMF'ye göre, birçok tedarik zincirinin çökmesi, çoğu ülkenin GSYİH büyüme tahminlerini düşürmesine neden oldu. İran'daki savaş, küresel ekonomiye çifte darbe vuruyor; büyümeyi yavaşlatıyor ve enflasyonu körüklüyor, aynı zamanda daha da büyük hasara yol açabilecek büyük bir enerji krizi potansiyeli yaratıyor.
Arap Yarımadası'ndaki petrol ihraç eden ülkeler özellikle ağır darbe alıyor. Basra Körfezi monarşileri, içinde bulundukları çıkmazdan bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyor. Topraklarındaki Amerikan üsleri onları korumakta başarısız olmakla kalmıyor, aynı zamanda güvenliklerine de önemli ölçüde zarar veriyor. İran’ın Körfez ülkelerine yönelik yoğun saldırıları, ABD’nin bölgeyi koruyamayacağını ve müttefik algısının sarsıldığını gösterdi. Körfez liderleri artık Washington’u potansiyel bir tehdit olarak görüyor ve ABD’ye olan güvenleri artık ciddi şekilde sarsıldı. ABD askeri üslerinin güvenlik kaynağı olmaktan ziyade bir tehdit kaynağı haline geldiğini anladılar. Petrol ve enerji güvenliği de tehdit altında. İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ve petrol rafinerilerini durdurma potansiyelini göstererek bölgesel ekonomide baskı oluşturuyor.
İlk kez, Amerikalılar İsrail'den daha çok Filistin'i destekliyor
Bütün bunların neticesinde, çoğu gözlemci, Amerikan-İsrail macerasının Washington'un otoritesinde ciddi bir düşüşe yol açtığını kabul ediyor; ülkeye olan güven çok yönlü sarsıldı. Trump'ın öngörülemeyen eylemleri sadece Orta Doğu'da değil, küresel piyasalarda da büyük sorunlara yol açtı. İsrail'in güven puanları, özellikle Amerikan kamuoyu anketlerinde daha çok düştü. Daha önce son derece güçlü olan Yahudi lobisi, birçok eyaletteki Demokrat Parti ön seçimlerinde adaylarının birçoğunun adaylığını güvence altına alamadı; ilk kez, Amerikalıların çoğu İsrail'den daha çok Filistin'i destekliyor. İsrail, Washington'ın Tahran ile yaptığı anlaşmayı engellemek için çeşitli yollar kullanıyor ve ABD'nin himayesinde doğrudan İsrail-Lübnan temaslarına rağmen, anlaşmaya aykırı olarak Lübnan'ı bombalamaya devam ediyor. Cumhuriyetçilerin destekçileri, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu, Trump'ı İran kumarına itmekle suçluyor.
Sonuç olarak, İran ve Venezuela olayları, 2026 yılında, bizi temel küresel güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya getirdi. Kısa vadede, Washington açısından güç tehditlerinin veya fiili güç kullanımının, onlara sonuç vermesi olasılığı var: hükümetleri değiştirmeyi, toprak ele geçirmeyi veya askeri güce dayanarak boyun eğdirmeyi başarabilir. Ancak burada da bir zorluk var. Bu güç kullanımının önemli ekonomik kaynaklarla ve bunların paylaşılma isteğiyle desteklendiği durumlarda işe yarar. Ve o zaman bile, sonuçların sürdürülebilirliği garanti edilmez. Aynı şekilde ABD tarafından Afgan hükümetini desteklemek için muazzam kaynaklar ayrılmıştı, uzun yıllar boyunca kontrol altında tuttular. Ama sonuçta başarısız oldular. Tıpkı Sovyetler Birliği’nin Doğu ve Orta Avrupa'daki müttefiklerine yaptığı yatırımların başarısız olması gibi. Kaynaklar azaldığı anda sadakat kaybolur ve talepler İtalyan grevi gibi karşılanır. Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı gösterilen geçici sadakat, açık direnişten daha tehlikeli olabilir.
Batı medyasında giderek daha fazla dile getirilen önemli bir tez, Trump'ın tutumunu ve yaklaşımlarını değiştirmeye yaklaşmadığı yönünde. Fakat bu yaz onun için önemli bir dönüm noktası olacak. Amerika Birleşik Devletleri'nin 250. yıldönümü ve 80. yıldönümü kutlamaları tek bir etkinlikte birleşiyor. Bu, Amerika'da düzenlenecek Dünya Kupası ile birlikte Amerikalıların dikkatini belli seviyede dağıtsa bile, bu tür yaklaşımlar devam ettiği sürece, Cumhuriyetçiler 3 Kasım'daki ara seçimlerde açıkça bir kayıpla karşı karşıya geleceklerdir. Bu politikalar, küresel düzenin sarsılmasına, kurumlara güvenin azalmasına ve ülkelerin kendi güvenlik ve çıkarlarını korumak için farklı yollar aramaya başlamasına neden olur. En önemlisi, Venezuela’dan İran’a kırılan fay hattı, küresel düzende yeni değişimleri getirecek, dünya belli bir süre sancılı bir döneme girecek.
YAZARIN SON YAZILARI

Asgari ücret tereyağı gibi eriyor: 4 ayda tam 4 bi...

Bir KHK filmi 'Sarı Zarflar'ın Oscar ödülü yolculu...

Anlattığı fıkra yüzünden baskılara boyun eğmedi ko...

Merkezin eski başekonomistinden kara haber: Temmuz...

İşte detaylar: İçişleri Bakanlığı Suriyeli sayısı...



