Hedef Aynı Olsa da, Yollar ve Metotlar Farklı

Hedef Aynı Olsa da, Yollar ve Metotlar Farklı

İslam dünyasında son iki asır, hem arayışların hem de yeniden diriliş çabalarının yoğunlaştığı bir dönem oldu. Farklı coğrafyalarda, farklı liderler ve hareketler benzer bir ideale yöneldi: İslam’ın özüne dönüş, toplumun ahlaki ve manevi olarak yeniden inşası. Ancak bu ortak hedefe yürürken kullanılan yöntemler, yaklaşımlar ve stratejiler zaman zaman birbirinden oldukça farklılaştı. Bu haftaki köşe yazımda, bu meseleye söyleşi formatında değinmeye çalışacak, bazı temel ayrımları ve arayışları birlikte ele alacağız.

– Son iki asırda İslami hareketlerin hedefi aynıydı diyebilir miyiz?

+ Evet, hedef genelde ortak: İslam'ı yeniden hayata hâkim kılmak, inancı diri tutmak, toplumu ıslah etmek. Ancak metotlar ve stratejiler oldukça farklıydı.

– Bu farklılıklar süreci nasıl etkiledi?

+ Bazı yöntemler hedefe yaklaştırmak yerine, maalesef uzaklaştırdı. Bunun başlıca sebebi, çağın ruhunu yeterince okuyamamak oldu. Zamana ve zemine uygun olmayan yöntemlerle yürümek, çoğu zaman iyi niyetle başlayan hareketleri zayıflattı.

– Peki bu çerçevede Said Nursi ve Fethullah Gülen nasıl bir yol izledi?

+ Bediüzzaman Said Nursî, 20. yüzyılın başında fen, felsefe ve bilimdeki gelişmeleri dikkate alarak çağın problemlerine doğrudan hitap eden bir “ıslah ve inşa” hareketi başlattı. İman temelli bir eğitim anlayışıyla, düşünceyi merkeze alan bir model ortaya koydu.

+ Fethullah Gülen Hocaefendi ise bu düşünceyi daha kurumsal ve evrensel bir hizmet modeliyle pratiğe döktü. Sadece yerel ya da bölgesel bir hareket değil, dünyanın dört bir yanına yayılan; eğitim, diyalog ve yardımlaşma temelli bir hizmet anlayışı geliştirdi.

– Bu yaklaşım neden önemliydi?

+ Çünkü Müslüman dünyanın büyük bölümü savunmada kalmışken, bu model temsil üzerinden yeni bir yol açtı. “İslam sadece anlatılmaz, yaşanır ve temsil edilir” düsturunu rehber edindi. Modern dünyanın karşısına çatışma diliyle değil, ortak değerler üzerinden çıktı.

—Peki, bu farklılıklar neden bu kadar belirginleşti? Hepsi İslam’a hizmet etmeyi amaçlıyorduysa, neden yollar ayrıldı?

+Çünkü her hareketin çağ okuması, insan algısı ve ihtiyaçlara verdiği cevaplar farklıydı. Kimi siyasi gücü merkeze aldı, kimi kültürel dönüşümü, kimi ise bireysel ıslahı önceledi. Ancak burada temel ayrım; yöntemin evrensel ilkelere mi, yoksa dar ideolojik kalıplara mı yaslandığıydı. İşte Bediüzzaman ve ardından Hocaefendi'nin yaklaşımı burada ayrışıyor: Zamanı ve zemini dikkate alarak İslam’ın evrensel mesajını akıl, kalp ve hikmet üçgeninde yeniden inşa etmek.

—Yani bir nevi içten dışa doğru bir dönüşüm?

+Aynen öyle. Bediüzzaman, önce insanın iç dünyasını inşa etmeye yöneldi. “Kalpler tahkiki imanla nurlanmalı, akıllar hikmetle mücehhez olmalı” diyordu. Bu metot siyasetten değil, ilimden, eğitimden ve marifetten başlıyordu. Gülen Hocaefendi de bu mirası aldı, güncelledi ve hizmet metoduna dönüştürdü. Bu da İslam’ın sadece bir söylem değil, aynı zamanda bir temsil meselesi olduğunu gösterdi.

—Temsil gücü neden bu kadar önemli?

+Çünkü çağ, artık kuru sloganlardan çok sahici temsile bakıyor. Bugün bir Müslüman, adalet, merhamet, ilim ve dürüstlükte örnek olamıyorsa, söylemi ne kadar doğru olursa olsun etkisi zayıf kalır. Temsil, bir davayı meşrulaştıran en güçlü delildir.

—O halde, modernleşme ile İslamileştirme arasındaki denge nasıl kurulmalı?

+Belki bu denge “ahlaklı bir modernleşme” kavramında gizli. İslam’ın özünü sekülerleşmeden koruyarak ama çağın gereklerine kulak vererek. Örneğin Faruki ve Cabiri’nin aradığı sorular buydu; fakat uygulamada çoğu zaman teori kaldı. Oysa Hizmet Hareketi, İslam’ı modernlikle çatıştırmadan, onunla birlikte insanlığın ortak iyiliği için sunmaya çalıştı. Bu da onu bölgesel değil evrensel bir dil haline getirdi.

– Sonuç?

Hedef aynıydı ama yolu ve metodu doğru seçenler, hem dünyaya hem ümmete daha fazla katkı sundular. Çağı okuyarak hareket edenler, sadece kendilerini değil, İslam'ın evrensel mesajını da daha sahici şekilde temsil ettiler.

 

YAZARIN SON YAZILARI