2025 Esirlik ve Hukuksuzluk Yılı

2025 Esirlik ve Hukuksuzluk Yılı

Türkiye’ye olan hasretim ve ilgim halen orada yaşayan,  mağduriyet ve mazlumiyet yaşayan insanlarımızdan kaynaklanıyor. Özellikle son on yıldır gün ve gece yok ki bir mağduriyet, mazlumiyet haberi ile sarsılmış olmayalım. Yakın daireden gelen veya satır aralarına düşen bir haber canımızı yakmış olmasın. Ülkemiz dibi belli olmayan bir uçuruma sürüklendi. Bu dibe gidiş hızla devam ediyor . 2026 yılına Kenya ve Mozambik’ten Türkiye’deki rejimin öğretmen kaçırma girişimleri ile girdik. Diğer tarafan ABD Venezüella’nın başkentini bombaladı ve Başkan Maduro’yu kaçırdı. Özgürlükler ve ahlaki pek çok noktada dünya hassas dönemlerden geçiyor.

2025 İnsani Özgürlük Endeksi bize diyor ki; Türkiye, 165 ülke arasında 144. sıraya düşmüş durumda. Yani artık dünyanın en az özgür yüzde 15’lik dilimindeyiz. Genel puanımız 10 üzerinden yalnızca 5,10. Bu bir “gerileme” değil; bu, açık bir özgürlük krizidir.

Türkiye, özgürlükleri ve hukuku hızla eritiyor. 2007–2023 arasındaki dünyada özgürlüklerin en hızlı biçimde gerilediği ikinci ülkeyiz. Önümüzde sadece Nikaragua var.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye; Suudi Arabistan, Çin ve Rusya gibi otoriter rejimlerin hemen üzerinde konumlanıyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Bir yandan gelişmiş demokrasiler liginden kopuyoruz, diğer yandan otoriter bloklara doğru hızla savruluyoruz. Mevcut AKP rejimi  ülkeyi gri bir alana değil, koyu bir karanlığa sürüklüyor.

Bu karanlığın hukuktaki en net yansımalarından biri ise 15 Temmuz 2016 sonrası yaşanan süreçtir.

O tarihten sonra binlerce insan, soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve yargılamalar sırasında ağır hak ihlallerine maruz kaldı.Binlerce rapor yayınlandı. Kayıtlara girdi . Bu süreci, Justice Square (Adalet Meydanı) Vakfı’nın yayımladığı önemli bir rapor ışığında ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği kararlar üzerinden okuyabiliriz.

Rapora göre hukukun araçsallaştırılması aslında 17/25 Aralık 2014 yolsuzluk soruşturmalarına bir “tepki” olarak başladı; 15 Temmuz sonrasında ise bu durum açıkça bir devlet politikasına dönüştü.

Ortaya çıkan tablo son derece vahim:

Mevcut anayasa, yasalar ve evrensel hukuk ilkeleri açıkça ihlal edildiği için, temel hak ve özgürlüklerin iç hukuk yoluyla korunması neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.

Anayasa Mahkemesi dâhil olmak üzere yüksek yargı organlarının etkili bir başvuru yolu olmaktan çıktığı; yargının yapısal değişikliklerle yürütmenin kontrolüne girdiği raporda net biçimde vurgulanıyor.

İç hukuk yolları tıkandıkça, mağdurların adresi doğal olarak AİHM oldu.

Her ne kadar süreç ağır ilerlese de, AİHM’den gelen kararlar Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini uluslararası düzeyde tescillemeye başladı. Rapora göre 1 Ocak 2026 itibarıyla: 94 ayrı AİHM kararı verildi
Bu kararlar 6.884 kişiyi kapsıyor
Toplamda 18.839,44 avro tazminata hükmedildi

Bu kararların büyük bölümü; kişi özgürlüğü ve güvenliği, ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil yargılanma hakkına yönelik keyfi müdahaleleri kayıt altına alıyor.

Justice Square Vakfı’nın hazırladığı bu çalışma, yalnızca bir rapor değil; aynı zamanda karanlık bir dönemde hukuka tutunanlar için bir rehber niteliği taşıyor. AİHM kararları, sadece tazminat meselesi değildir. Bu kararlar, Türkiye’de nelerin yanlış yapıldığını ve hukukun hangi noktalarda çöktüğünü açıkça ispatlayan belgelerdir.

Sonuçta hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi, insan hakları ihlallerinin durdurulması ertelenemez .Büyük bir tefessüh yaşandığı ortada. 2025 yılı, otoriter yönetim modelinin hâkim kılınması bakımından önemli bir eşikti. Bugün yargıyı elinde tutanlar uluslararası bu arşivler ve bilgiler ışığındaki gerçekleri görmezden gelemezler. Bu inadı sürdürmek ne ülkeye ne de yargıyı elinde tutanlara gelecek vaat edemez.

https://open.spotify.com/episode/0pgtsaoVgufbrnuXAGSY28?si=YBmUdF9zSxa0KCJGX1MJlw

YAZARIN SON YAZILARI