Adı Kalmış Dini, Sorunların Kaynağı Görme Yanılgısı

Eyüp Ensar Uğur

Eyüp Ensar Uğur

12 Ara 2020 12:47
  • Dinin tamamen ortadan kalktığı bir toplum yaşamında retoriklere, polemiklere boğulan Kur’an, Hadis, geleneksel din eleştirileri. 
    Ne Ferdi ne ailevi ne sokak ne siyaset ne toplum. Dinin basit bazı ritüelleri dışında esamesi dahi okunmuyor.
    Dinin en küçük ahkamları dahi kulaktan dolma malumat ile biliniyor. Çoğu da eksik veya yanlış bilgiler.
    Namaz, gusül gibi en temel, en çok tekrarlanan hususlarda dahi durum böyle. Hoş üniversite mezunlarının dahi kitap okumadığı bir ülke değil sanki bu memleket. Yeni din anlayışı veyahut yeni modern fıkıh yazılsa birden okuma merakı saracak sanki nesilleri..
    Ne yemede ne içmede ne de gün içerisinde karşılaşılan herhangi bir durumda, dinin, inancın görüşü nedir, aklın ucuna geldiği yok. 

    Arkadaş diyor. Bizzat şahit oldum. Kıbrıs’ta bir devlet erkanı gezisi. Gazeteci grup bildiğiniz islamcı yazarlar, gazeteciler. Karşılarına bir tavuk piliç restaurantı çıkıyor. Oraları iyi bilen diyor ki, "yalnız buradaki tavuklar Avrupa menşeili." Yani helal sıkıntısı var demek istiyor. Sakalından başörtülüsüne meşhur isimler: “Aman bu kafayla ancak aç kalırsın” diye tepki veriyorlar. Bu basit bir örnek. Bohemi eğlencelerin sınırı kalmamış bir hayatta helal tavuk lüks kaçar sanırım:)

    Dinin metinlerde kaldığının sayısız örnekleri var.
    Tercihlerde sorunlarda ne Kur’an ne de Hadisler aklın ucundan geçmez. En dindar aileler dahi oğlan, kız mirası Kur’an’a göre yapalım vs. demez.

    Alabildiğince materyalizm almış başına gitmiş. Ak sakallı dedelerin dahi evlatlarına dünyada son nasihatleri dünyalıklar üzerine...

    Tüm bu tabloya rağmen reformistler ise bir alem...

    Onlara göre sorun dinle sarmallı olan yaklaşımlar. Ölü baykuşların öttüğü viranelerden sorunların nedenlerini çıkarma peşindeler.
    haklılıklarını göstermek için de ya tarihten ya da aktüaliteden polemik konular avındalar. Avları da istisnai ve aslında yaşam pratiğinde artık anlamı kalmamış konulardan.

    Ne idüğü belirsiz bir IŞİD çıkar, sahabelerden itibaren 1400 yıldır sahip olunan ve korunmuş Suriye’deki tapınakları yıkar, onlar üzerinden İslam'ın 1400 yılı tüm literatürleriyle birlikte suçlanır. Tıpkı Taliban’ın yıktığı Budist heykelleri gibi.

    Ana görüşte yer bulamayıp marjinal kalmış veyahut artık pratiği kalmamış rivayet, görüşler öne çıkarılır. 

    “4 mezhebe göre namaz kılmayan idam edilir” diye gözlere sokarak haklılıklarını vurgularlar. Zannedersiniz ki her köşe başında namaz kılmayanlar boğazlanıyor. 

    Milyonlarca erkeğin öldüğü savaşların ancak bir sonucu olan Cariyelik müessesi tarihi bir lüzumluluk olarak ancak interdisipliner bir yaklaşımla anlaşılabilecekten sanki dün, bugün gibiymiş kolaylığına kaçmalar... Hadi bu da bir yana tedavülden kalkmış günlük hayatımızda karşımıza çıkan bir husus değilken bunu ağza sakız etmeler...
    Hep yaşanan sahadan kopmuşluk.

    Hıristiyan Amin Malouf, Müslümanların yaşadıkları sorunlarda "dine çok haksız yüklenilmekte" derken bunu kast ediyor sanırım.
    E peki neden Müslümanlar kendi ülkelerinde değil, yaşadıkları Batılı ülkelerde de sorunlular. Sabıkalılar Ahmet, Heysem, Haşim gibi isimler hep. Evet İslam eleştirilerine güzel meze olmaktalar. Ama projeksiyonu yansıtıp en sorunlular kategorizesi yaptığınızda, Suriye, Irak, Mısır, Cezayir ve Hatta Türkiye gibi uzunca bir dönem laik ulus devlet idarelerinde yaşamış ve laik eğitimler altında yetiştirilmiş halkların en sorunlu olduklarını fark edebiliyorsunuz. Tam bir tereyağın bozulmuş halleri adeta. S. Arabistan, Körfez ülkeleri, Lübnan, Ürdün Hatta İranlıları dahi üst sıralarda göremezsiniz.

    Ama bu fark edişi engelleyen sadece isimleri değil kimisinin entarisi, kimilerinin ağzına sakız ettikleri sloganlar. Dünyevileşmenin dibini yaşadıklarını örten perdeler.

    Cherlie Hebdo dergisini karikatüristlerini sözde, Hz Peygamber için vuranların ikisi uyuşturucu müptelası, diğeriyse bar işleten biri. Dinin en temel ahlâki normlarını çiğneyenler. 

    Avrupa yaşamımda Müslümanların iki çeşit mahallesinde de kaldım. İlkinde polis ekipleri eksik olmaz. Her köşede uyuşturucu, kadın satışları, gasplar, haraçlar vs.

    Diğerinde İslamî merkez vardı. Sokaklarında nadir polis ekibi gördüm. Dindarlık arttıkça adi suç oranlarının düştüğünün resmî görevliler de farkında.

    Bugün Ne Serahziî’ye göre böyle davranıyorum diyene rast geliniyor, ne İbni Teymiye'ye göre hükmettim diyene. Babalar annelerimizi döverken Kur’an’da Nisa suresinin bana verdiği hakla dövüyorum demiyor. Dedelerimiz de ninelerimizi hadislere dayanarak aşağılamıyor. Kadına varsa bir kıymetsizlik, klasik güç gösterisi. Askere gittiğinizde daha evvel gelmiş olanın yeni gelenden kendini üstün görüp ezmesi gibi ham duyguların ürünü sadece. Kadının erkekten fiziken zayıf olmasını istismarda dinin yoz anlayışına daha ne ihtiyaç var.

    Bugün zanla namus cinayeti işleyenler 4. olayın tam şahidini getiremeyenleri cezalandırın hükmünü kahkahalarla karşılarlar sanırım. Dinleri töreleridir, hevesleri işlenmemiş ham duygulardadır. Diğer tüm hayatlarını belirleyici olan kriterler artık bambaşka. Hatta küresel bir standartlaşmaya doğru giden öncüller artık söz konusu. 

    Aklıma gelenlerden kara çala bir yazı. 

    Kur’an'a göre, hadislere göre yaşanmıyor sitemi değildi kastım. Uzak durulan bir mefhuma tüm sorunların kaynağıymış muamelesi yapılması inhirafını gözler önüne sermekti sadece.

    Eyüp Ensar Uğur
    12 Ara 2020 12:47
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR