Kaderde Melamilik de Varmış!

Genel manası ile Melamiler Allah için lanete uğrayan, hakarete maruz kalan ve toplum tarafından küçük görülerek aşağılanan fakat Allah nazarında, katında kutsal bir pırlanta değerinde ve indinde olma cehdi taşıyanlar demektir. Fakat Samanoğulları döneminde bir tarikat olarak Melamiliğin bu anlama uygun olarak ortaya çıkıp çıkmadığını bilmiyoruz. Yani toplum veya devlet tarafından lanete uğradılar, anlaşılmazlık imtihanına maruz kaldılar mı? Sonradan belki. Fakat Samanoğulları döneminde böyle bir mahiyet taşıdıklarını iddia etmek zor.
Toplumun bozulmasına inat öz benliklerini, kimliklerini koruma cehdi ile
hareket ettiler, ederler. Melametin en temel sebebi belki de ekalliyette
(azınlık) düşmeleridir. Azlıksa garipsenir. Ahlak, fazilet ilim, hilm ve
dayanışma gibi vasıflarını kaybeden her toplumun Melamileri olur. Çürüyen
yekparenin çürümeyen cüzüdür Melami. Çürümeye yüz tutmuş her cemiyet çürümeyen
kısmına karşı rahatsızlık duyar, garipser. Ayrıca bir insana topluma veya ferde
her dem çürümüşlüğünü hatırlatmak bir bedele müncerdir. Eğri ile doğru, iyi
ile kötü, ahlak ile çirkinlik yer değiştirir. Başlarda taç gibi gezmesi gereken
garipler paspas muamelesi görür. Melamiler gariplik urbasını sırtlarına giyerek
dolaşırlar. “Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdu:
Altı şey, altı yerde gariptir.
1. Mescid, kendisinde namaz kılmayan
kavmin arasında gariptir.
2. Mushaf, okunmayan evde gariptir.
3. Kuran, fasık kişinin kalbinde
gariptir.
4. Müslüman ve saliha bir kadın,
zalim ve kötü huylu bir erkeğin elinde gariptir.
5. Müslüman ve salih bir erkek, söz
dinlemeyen ve kötü huylu bir kadının elinde gariptir.
6. Âlim, kendisini dinlemeyen bir
kavmin arasında gariptir. Allah Teâlâ,
onları garip bırakanlara kıyamet gününde rahmet nazarıyla bakmaz.” (Nevevî b. Ömer el-Cavî, Muhammed, Nesaihu'l-ıbad
Şerhü'l-Münebbihat, te'lif: Şihabüddin Ahmet b. Hacer el-Askalanî, s. 37-38.)
Cemiyet kendi ayıplarından kendini temizleyerek değil de nispeten
kalabalıklığın verdiği gücü de kullanarak ayakları baş, başları ayak yaparak
kurtulmaya çalışır. Ve temizleri kirli görür, kahramanları hain ilan eder. Hz. Nuh’un kirlenen toplumu bir avuç inanan
Allah kullarına “siz çok temizsiniz size dayanamıyoruz. Çıkın gidin buradan”
dediler. Temizlenme çaresini temizleri cemiyetlerinden kovmada buldular.
“Kavminin cevâbı: “Lût ve yandaşlarını memleketinizden
çıkarın. Çünkü bu beyler, temizliğe çok düşkünler!” demekten başka bir şey
olmadı. ” (Araf, 82)
Melamilerin başı ve piri Hz. Muhammet’tir desek sezadır. Peygamberimiz
(sav) o kutsal tebliğ vazifesine başladığından en emin en güvenilir en makbul
bir insan olmasına karşı cahiliye toplumunun levmine, müşriklerin alayına,
kendini bilmezlerin hakaretlerine maruz kaldı. Ona (sav) “kâhin” dediler,
“şair” dediler. Nasıl levm edelim diye O’nu (sav) toplum nazarında
itibarsızlaştırmak için Daru'n-Nedve dedikleri parlamentolarında toplantı
üzerine toplantılar tertiplediler. O’nu (sav) levm etme yarışına girdiler. En
basitinden Peygamberimiz’in (sav) dinine girenlere “sabi” diyorlardı. “Sabi”
belki sapık düşkün demekti. O’nu (sav) ve sevenlerini üzmek için dillerini
kılıç gibi kullanarak demediklerini bırakmadılar. O’nun (sav) halkasına levm
edilmeyi göze alanlar ancak girebilirdi. Fakat Kuran’ın ihbarına göre bu
levmden korkmamak, sinek kanadı kadar değer vermemek gerekirdi:
“ve la yehafune levmete laim -Kınayıcının kınamasından korkmazlar” (Maide, 54)
Daha sonra Peygamberimiz (sav) soyunun devam ettiren Ali Beyt özellikle
Hz. Ali ve evlatları levm edildi, karalandı. Peygamber (sav) torunlarının veya
ailesinin yine aynı peygambere (sav) iman eden topluluk tarafından levm edilmesi, anlaşılması zor bir konudur. Emevîler'de
hutbeler Ali’ye hakaretle başlar hakaretle biterdi. Açık bir lanet okundu. Ta
Ömer Bin Abdül Aziz’e kadar hutbelerde Peygamber (sav) ailesine lanet okudular.
İlk müceddit olarak kabul edilen Ömer Bin Abdülaziz hutbelerdeki bu anlamsız lanet
okumalara müdahale etmeseydi belki de hala hutbeler lanet nutuklarının atıldığı
yer olmaya günümüze dek devam edecekti.
Özel manası ile Melamilikten bahsedecek olursak Melamiler evet 8.
asırda Samanoğulları döneminde ortaya çıktı. Verilen bilgilerden
anlıyoruz ki yapılan iyilikleri gizleme fakat hataları açığa vurup lanetleme
üzerinden bir prensip geliştirerek yürüdüler. Fakat burada söz konusu
iyilikler veya hatalar kişinin kendisine ait olanlardır. Yoksa başkalarının
hata veya durumlarıyla ilgilenmek değildir. Aslında bu durum “Kendini kınayan
nefse yemin olsun” ayetine mutabakattır. Çünkü hatalarından dolayı bir nefsin
kendini kınaması veya lanetlemesi o nefsin ulaştığı bir seviye hatta bir
makamıdır. Tarikatlarda artan ritüel, şekilcilik ve gösteriş temayülüne
karşı Melamiler kendilerini levmetme yolunu seçtiler tercih ettiler.
Fakat Osmanlı Döneminde biraz daha farklı bir Melamilik zuhur etti. Melamiliğin önemli kişilerinden olan Hacı
Bayram Veli Hazretleri kılık kıyafetlerine çok da fazla değer vermez halkın
nazarında düşük gibi kabul edilen bağ bahçe ve tarla işleri ile müritleri ile
beraber çalışırdı. Hacı Bayram ve Akşemseddin’in Osmanlı Devlet idarecileri
ile arasında bir problem yoktu. Yoktu fakat Hacı Bayram’a ait müritlerin
fazlalığı bir türlü dikkat çekmiş olmalı ki Devrin Sultanı ona gönderdiği
namede usulünce müritlerinin sayısını sordu. O da müritlerini test etti ve;
“Sultanım bir buçuk müridim var” cevabını ulaştırdı.
Fakat daha sonra ne olduysa oldu Şeyhu’l-İslam İbni Kemal,
İsmail-i Mûşukî'nin idamına “hurafeler, bid’alar yayıyor ve sosyal düzeni
bozuyorlar” gerekçesiyle idamına fetva verdi.
Ve daha sonraki Osmanlı dönemlerinde aynı gerekçelerle zaman zaman
Melami dedeleri müritleriyle beraber idam edildiler.
Tüm anlatılanların ışığında Hizmet Hareketi’ne bir yön bir sıfat bir
vasıf daha eklendi; Melamilik. Çünkü Türkiye'de bu harekete karşı söylenmedik
laf, atılmadık iftira çalınmadık kara kalmadı sanki. Karalama, hakaret ve
lanetliği ifade eden sözleri bir araya getirsek bir kitap olurdu. Dünya
tarihinde Hizmet Hareketi kadar lanete uğramış karalanmış ve şeytanlaştırılmış
bir başka az cemiyet topluluk veya millet vardır.
Toplumların lanetine uğramak sadece bugün Hizmet Hareketi’nin mi başına
geldi. Halkın gadrine uğramak bu yolun
erkanları içinde olabilecek bir şey mi? Hakkın nazarında her değerli olan
kullar aynı zamanda halkın da mı teveccühüne mazhar oldular. Bu durumun
nezaketinden ötürü Bediüzzaman on beş günde bir okunmalıdır diye tertip ettiği
ihlas risalesinde “Allah razı olsa yeterli halklar razı olmasa da olur” diyerek
halkın melametinin değersizliğini ifadeye çalıştı.
Hz. Lut’a toplumu “sizin gibi temizlere aramızda yer yok” diyerek,
Peygamberimiz’e (sav) müşrikler türlü lakaplar takarak, Hz. Ali’ye minberlerin
üzerinden bir şartmış gibi Emeviler tarafından hakaretler edilerek, şeriatla da
yönetilse Osmanlı devleti ile karşı karşıya geldiğinden dolayı Melamiler
zındıklıkla, fısk u fücurla suçlandılar. Bu melamet halkasına son 10 seneden
beri Hizmet Hareketi de sanki dahil oldu. Emeviler döneminde Ali ve evlatlarına
yapıldığı gibi Diyanet hutbelerinden Hizmet Hareketine de lanetler beddualar
edildi. Bu melamet imtihanlardan da alnımızın akıyla çıkmayı Rabbim nasip
etsin! Kalpleri, gönülleri lehimize çevirsin!
YAZARIN SON YAZILARI

Türk milyarder, safari için gittiği Afrika'da çatı...

Romanya, Daltonlar çetesi üyesinin Türkiye’ye iade...

Trump'tan protestoculara çağrı: Kurumları ele geçi...

Sadece savaşlarda görülüyordu! Bu yıl ölümler doğu...

İdamı isteniyor! Cumhurbaşkanlığında sıkı yönetim ...



