Köy enstitüleri, kont gerilla ve hukuk

Hüseyin Odabaşı

Hüseyin Odabaşı

01 Tem 2022 07:34
  • Köy enstitüleri Amerikalıların etkisiyle açıldı, yine Amerikalıların talepleri doğrultusunda kapatıldı. Yani hemen her olayda olduğu gibi köy enstitülerinin açılmaları ve kapatılmaları da dış etken olarak Rus ve Amerikan bağlamında gerçekleşti. Tabi Amerikalılar bu okulları bize zorla kapattırmadılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan yardımına muhtaç hale gelmiştik. Savaşa girmedik fakat savaşa girebiliriz düşüncesiyle askeri harcamalar tavan yaptığından ekonomimiz savaş gören devletlerden beter hale gelmişti.   


    İkinci Dünya Savaşı’nda özellikle ekonomik olarak çöken Avrupa'nın ayağa kaldırılması ve Sovyet Rusya’nın komşu ülkelerde oluşturduğu tehdidin bertaraf edilmesi amacıyla Amerikan Kongresi’nde 1948-52 dönemini kapsayacak şekilde Marshall Yardım Planı devreye kondu. Aynı plan çerçevesinde daha sonra bu yardım planına dahil olan Türkiye de ağır sanayiden vazgeçecek, Avrupa'nın tahıl ambarı haline gelecek ve komünizme zemin hazırladığı gerekçesiyle köy enstitüleri de kapatılacaktı. Yardımın şartları aşağı yukarı bunlardı. Bu arada çok partili demokratik hayata yine Amerikalıların baskısıyla veya desteğiyle geçtiğimizi de unutmamalıyız. Bizde demokrasinin mazisi biraz daha eskilere dayansa da şu an bir parça demokrasi varsa ülkemizde onu da sevmediğimiz Amerikalılara borçluyuz.  


    Mustafa Kemal eğitimde bir çıkış yolu aradığı yıllarda Amerika'dan bilirkişi yardımı talebinde bulundu. Bilirkişi olarak gelen John Dewey, Köy Enstitüleri Projesi’ni çare olarak sundu. Anlaşılan o ki yüzde yetmişi köylerde yaşayan halkın inkılapları hazmettirecek, onların modernleşmesine katkı sağlayacak bir formül olmadan sadece şehirler üzerindeki etkisi ile inkılap ve devrimlerin varlığını devam ettirmesi mümkün değildi. Çünkü o tarihlerde halkın ancak yüzde 30’u şehirlerde yaşıyordu. Bu formül aynı zamanda köyden şehre göçün önüne geçecek ve şehirlerin demografik yapısının bozulmasına da engel olacaktı.


    1938 yılında fikri ortaya çıkan fakat asıl 17 Nisan 1940 tarihinde kurulan bu köy enstitüleri, kısa zamanda solculuğun mayalanmasına neden olduğundan dolayı yine Amerikalıların isteği doğrultusunda Marshall Planı çerçevesinde 47 ile 54 yılları arasında kademeli olarak kapatıldı. Aslında Hasan Ali Yücel’in 46’de Maarif Bakanlığından ayrılması ile bu okullar önemli bir destekçisini zaten kaybetmişti.  


    Diğer taraftan Rusya'nın işgaline karşı Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'yi korumak için ordunun içinde Amerika desteğiyle sivil uzantısı da olan etkin bir birim kuruldu.  İlk gerekçesi bu olan askeri birim (Özel Herakat), Rusların işgal tehdidinin ortadan kalkmasından sonra maalesef yönünü Anadolu insanına çevirdi, yani kendi insanını düşman olarak gördü (İç düşman). Anadolu insanının doğal yapısı içinde devlet kademelerinde görev almalarına darbe başta olmak üzere her türlü metodu kullanarak mâni olmaya çalıştı.  Artık Amerikan desteği kalmamış olan bu gizli birimin masraflarını dönemin başbakanı Bülent Ecevit'ten istediklerinde ise Ecevit şaşkına döndü. Ve bu sırlı yapıyı kont gerillaya (özel harp dairesi) benzeterek ifşa etti. (1) 


    Kont gerillanın içeriye dönmesi demek hukukun ölmesi, yargısız infazların artması demekti. “Hukuk devleti” kimliğimizi kaybedip “istihbarat devleti” olmak anlamına geliyordu. Bu nedenle bu memlekette ne faili meçhullerin ne de siyasi cinayetlerin ardı arkası kesildi. Çünkü dış düşmanla iç düşmanı birbirine karıştırıldı. Evet dış düşmanla topla tüfekle savaş edilmesi gerekirdi. Fakat temeli cehalet, fakirlik ve ihtilaf olan iç düşmanla ilim, ittifak ve zenginlik silahlarıyla mücadele edilmeliydi.  Yani ciddi ve tutarlı maneviyata dayalı bir eğitim seferberliği ile dahili düşmanlarımızla ancak baş edebilirdik.  (Said Nursi, Emirdağ Lahikası II.Sf, 872) Yani iç düşmanla mücadele etmek hukuka bağlı hareket etmeyen özellikle silahlı güçlerin işi hiç olmamalıydı. Bu iç düşman Bolşevikler ’in bünyemizde yer etmiş olan uzantıları da olsa... 


    İç düşmanla dış düşman birbirine karıştırılınca devlet ve millet bünyesinde hukuk ve adalet açısından nasıl tahribatların yaşanabileceğini bir de Hocaefendi’den dinleyelim: “Böyle bir tavır her yandan hukuk dışı oluşumların patlak vermesini tetikleme sayılır. Yeraltı dünyası oluşur; gizli cinayetler işlenir, faili meçhuller artar. Ve herkes kendi kafasına göre bir şeyler yapar. 
    Evet böyle bir hukuksuzluğu kendini devlet yerine koyan fertler yapamayacakları gibi devletin kendisi de yapamaz. Hatta hak arama mevzuunda herkes yanlışlık yapsa bile devlet bu mevzuda asla hatalı adım atmamalı; hukuk dışı hiçbir müdahaleye yanaşmamalıdır.”(Fethullah Gülen, İkindi Yağmurları, sf;222)  


    Evet bir öğretmen okulunun serencamesini yazalım dedik fakat konu “özel harp dairesine” kadar geldi dayandı. Öyledir bir memleketteki hemen her işin pek çok nokta ile alakası vardır. Çünkü devlet de içten ve dışardan etkilenen canlı bir varlıktır. Dışardan kapmış olduğun bir virüs nasıl bir vücudu zerrelerine kadar etkileyip zangır zangır titretiyorsa ekonomiye dayalı meydana gelen bir zafiyet dışa karşı tavizlere, tavizler de bünyemizde derin hasarlara yol açar.  


    15 Temmuz'dan sonra da özel harp dairesi gibi hukuku devre dışı bırakan sırlı yapılar, maalesef hükümetle birleşerek metastaz oldular. Bütün vücuda yayıldı, sağlam çalışan her hücreyi bozarak hukuk ve adaleti bugün külliyen yok ettiler. Çare; hukuku ifade ettiği için değiştirilmesi dahi teklif edilmeyen anayasanın ikinci meddesin geri dönmektir. Orada Türkiye Cumhuriyeti devletinin laik, demokratik, sosyal ve hukuk devleti olduğun vurgulanması boşuna değildir.  


    Evet bugün en azından Türkiye’deki muhalefet, yarın biri gün iktidara geldiklerinde gerçekten adaleti tesis edip milletin rahat bir nefes almasını düşünüyorsa devletin adalet sistemine bir kene gibi yapışmış olan ve hukuku devre dışı bırakan derin yapıların ocağına kibrit suyu dökebilecek midir? Çünkü hukuk dışı yapılanmalar gerçek adaletin gelmesinin karşısında en büyük engeldir. 


    Eğitimimiz de ekonomimiz de huzur ve sükûnumuz da bu sorunun cevabında saklıdır. Yoksa köy enstitülerinin açılıp kapanmasında olduğu gibi için ve dışın hukuku atlayan tahripkâr etkilerinden kurtulamayız. Hukuk, devletin iç ve dış bütün mekanizmalarının üzerine atılmış bir örtüdür. Hükümetin her türlü faaliyetini kapsar. Bir bölge, bir şahıs veya bir cemaat zarar veriyor diye toplumun veya devletin âli menfaatleri bahane edilerek hukukun dışına çıkılamaz. 

    (1) Https://www.youtube.com/watch?v=7Rz9PqImtDc&ab_channel=32.G%C3%BCnAr%C5%9Fivi

    01 Tem 2022 07:34
    YAZARIN SON YAZILARI