Musaplar Genç Olur

Hüseyin Odabaşı
Yayınlanma Çarşamba, 4 Şubat 2026
Bir dava tohumun toprakla buluştuğu gibi gençleri yani fetaları ile buluşunca neşv u nema bulur. Bütün yeni oluşumlar, sınırı ukbaya varıp dayanan nurlu dirilişler, ekseriyeti gençlerden meydana gelen toplumların omuzlarında yükselir. “Gençliğin, yiğitliğin” Kuran’daki karşılığı veya adı “fetadır.” Feta ise en iyi yoldaş, en içten bir dost ve yiğit bir arkadaştır.
Kehf Suresi'nde Hz. Musa’nın Hızır yolculuğuna giderken yanındaki
yardımcısı, yoldaşı ve asistanıdır feta. Yuşa Aleyhisselam Hz. Musa’nın Kehf
suresindeki fetasıdır işte. İsim belirtilmez de “feta” denir. Onun genci, yani
Hz. Musa’nın genci, fetası, yardımcısı, asistanı... Çünkü Hazreti Hızır’la buluşmak ancak bir
feta ile mümkündür.
Hz. Musa’nın gibi her Peygamber’in bir fetası
vardır. Fetası
olmayanların işinin zor olduğunu söyleyebiliriz. “la feta illa Ali la sevfe
illa zülfikar.-Ali gibi yiğit Zülfikar gibi kılıç yoktur.” Ali Bin Ebu Talip,
Efendimiz’in (sav) fetasıydı. Bu feta O’nun (sav) elinde yetişti. Efendimiz
(sav) yakın akrabalarını pek çok kez yemeğe davet ettiğinde onlara misyonunu
anlattı ve vazifesinin ifası için onlardan yardım istedi. Yaşının küçüklüğüne
rağmen bir tek Ali (r.a) ayağa kalktı ve; “Ben sana arka çıkarım Ya Resulullah”
dedi. Ali’nin (r.a) bu yaşına boyuna bakmadan verdiği destek zamanla halka
halka ilerledi ve çeyrek asır sonra bütün Arap Yarımadasını etkisi altına
aldı.
Ali (r.a) tam bir fetaydı tam bir Rabbaniydi.
Feta yeri gelir gönülleri fetheder yeri gelir kale kapılarını açar yeri
gelir bir topluluğun medeniyet kilidini çözer. Musa'nın fetası olan Yuşa
Aleyhisselam’ın kale kapılarını açması gibi Peygamberimiz ’in fetalarından biri
olan Musab Bin Umeyr de 25, 26 yaşlarındayken Medin'in gönül kapılarını
açtı. Medine'yi hicrete hazır hale
getirdi.
Çünkü Mekke’deki 13 senelik artan zülüm ve baskıdan kurtulmak bir yol
bulmak bir fereç ve mahreç temin etmek zarureti vardı. Mekke, Müslümanlar için
artık yaşanamaz ve dayanılmaz bir yer haline geldiğinizden önce Taife hicreti
denediler. Fakat Peygamberimiz’i (sav) bu ziyareti sırasında taşa tuttu
Taifliler. Daha sonra Akabe biatları oldu ve Medineliler, bir muallim olarak
Musap Efendimiz’i de yanına alarak Medine'ye döndüler. Musab Efendimiz bir
senede Medine'yi hicrette hazır hale getirdi. Bu genç mürşidin
hidayetlerine vesile olduğu 70 kişi, Peygamberimiz’i (sav) ve tüm inananları
Medine’ye yerleşmek üzere davet etti. Mekke dağlarının içinde boğulmakta
olan bir avuç mümin, Efendimiz’in (sav) fetası Musab Bin Umeyr vesilesi ile
Medine'ye yerleşti. Böylece sadece bir avuç mümin değil İslamiyet kıyamete
kadar rahat bir nefes aldı.
Zübeyr bin Avvam da Peygamberimiz’in (sav) başka
bir fetasıydı. Müslüman
olduğunda 16 yaşındaydı. Peygamberimiz (sav) “Müşrikler tarafından öldürüldü”
şayiası karşısında kılıcına sarılan ilk insandır, tam bir fetadır. Fakat
belinde kılıç intikam yolunda ilerlerken Efendimiz’le (sav) karşılaşması böyle
bir faciayı önlemiştir.
Düşmanla ilk karşılaşma ve İslam tarihinin ilk zaferi olan Bedir’in de
fetaları vardır. Muaz ve Muavviz. Yaşları 15, 16 var mıydı bilmiyorum. Parmak
uçlarına basarak kendilerini büyük göstererek savaşa alındılar. Ve asrın
firavunu Ebu Cehil’i kılıçlarıyla öbür tarafa yolladılar.
Bir de Uhud’un Amr b. Cemuh’u vardı ki yüreğinde taşıdığı iman ve aşktan
dolayı Uhud’a katılmasına evlatları dahi mâni olamadı. Halbuki yaşlıydı, bir
ayağı sürüyerek ancak yürüyebiliyordu. “Ya Resulallah eğri ayağımla cennette
dümdüz yürümek istiyorum. Ancak evlatlarım buna mâni olmaya çalışıyor.” diye
haykıran bu feta, evlatlarını Allah Resulüne şikâyet etti. Ve Uhud’da şehit
oldu.
Bu nedenle bir davaya gönül vermiş olanlar için aslında yaşlanmak
yoktur. Mimar Sinan seksen yaşında ustalık dönemine ait Edirne Selimiye
camisini inşa etti. Eba Eyyüp El Ensari İstanbul’u fetih için surların
kapılarına doksan küsür yaşlarında dayandı. Zekeriya Efendi parmakları tutmayıp
elinden kitap düşene kadar ders okuttu. Ahmet Altan ilerlemiş yaşına rağmen
uluslararası alanda ses getiren eserler tertip etmeye devam etti. Salah
Birsel’in dediği gibi; “Yaşlılık elin ayağın tutmaması değildir. Yaşlılık kafanın
çalışmamasıdır, gönlün işlememesidir.” Yani ebediyet buutlu onu cennetlere alıp
götüren bir davası olmayan gençler yaşlı, aksine ebediyetin tılsımlı anahtarını
yakalamış olan yaşlılarımız ise gençtirler.
Çağına sözünü dinletmiş her bir velinin veya dehanın da fetaları vardır.
İmam u Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, İmamı Azamın fetalarıydı. Mevlâna
Celalettin Rumi’nin de fetası, Hüsamettin Çelebisi vardı. Celalettin Rumi’nin
yolunu, aşkını, yöntemini ruhunda barındıran Mesnevisi, Hüsamettin Çelebinin
emeği, isteği ve arzusu ile vücut buldu.
Zalim krala başkaldıran Ashab -ı Kehf, aslında bir gençler topluluğuydu.
Kendileri mağaraya girip saklansalar da Onların cesaretle zalim krallar
karşısında yaktıkları tevhit nuru, 300 senede tüm toplumu kuşatıverdi. Onlar
mağaradaydı fakat inançları toplum katmanlarını bir baştan bir başa etkisi
altına aldı.
Bediüzzaman'ın fetası, yeğeni Abdurrahman'dır.
Varis-i hakikisidir. Fakat Ankara’da ne olduysa oldu, amcayla
yeğenin arasına kara kediler girdi.
Ankara hükümetinin etkili liderleri mevki, makam ve evlenme imkânı
vererek bu ayrılığı temin ettiler. Yani fetasını Bediüzzaman’dan
uzaklaştırdılar. Gerçi Risale-i Nur davasında kaybettiği yeğeninin yerine
Bediüzzaman'a her talebesi feta oldu. Zübeyirler, Aliler, Hüsrevler Mustafalar,
O’nun etrafında pervane gibi dönen yiğitlerdi, fetalarıydı.
Bir topluluğun veya cemiyetin geleceğe taşınması yiğit mi yiğit
fetalarla ancak mümkündür. Bu bakımdan aklı erenler plan, bütçe ve himmetlerini
bu gerçeğe göre yapmalıdırlar. Farklı
ağırlıktaki mevzuların etkisinden dolayı gençler ihmal edilirse gelecekte
karanlık tabloların bizi bekliyor olduğunu söylemek kehanet olmaz.
Sarp yokuşları, uzun mesafeleri aşmak fetaların işidir.







