Dolar Felci

Kadir Gürcan

Kadir Gürcan

29 Mar 2021 02:15
  • Biden'ın, Afro-İndian asıllı yardımcısı Kamala Harris, misafir olduğu programlarda gayet rahat davranıyor. Eski Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence'in acınası hallerine bazen zekice tebessümü çoğu zaman da kahkaha ile cevap vermesi görülmeye değer. Eski bölge savcısı Kamala, gülüşünü, pürüzsüz ve mukni konuşmalarına çok ustaca yerleştiriyor.

    Beyaz-ırkçı ve şovenist Fox Network içinde konuşlanan Trumpçı ve tetikçi ekran yüzleri, yememiş-içmemiş, Başkan Yardımcısı Kamala'nın attığı kahkahaları bir araya toplamışlar. "Diabolic laughing" dedikleri, sinir bozucu, müstehzi, şeytani ve alaycı buldukları bu tür reflekslerden, gazeteci(!) olarak çok incinmişler. Trump ve yardımcısının düştüğü hallerin onlar da farkındalar ama, yiğitliğe leke sürmemek için “Bu kadar da gülünmez ki canım!” alınganlıklarını gizleyemiyorlar. 2020 seçim mağlubiyetini sindirmek için ağlayacak ve yaslanacak omuz arıyorlar.

    Tesadüf bu ya, geçtiğimiz hafta bizdeki havuz medyasında yayınlanan bir programda, muhalefet kanadından bir siyasetçi, karşısında oturan gazetecinin “Bir gazeteci olarak...” diye başladığı cümleyi, kendini tutamayıp, “Hadi ordan canım!” dercesine kahkaha ile bölünce, programın atmosferi birden gerildi. Gazeteci “Ben ne zaman gazeteciyim desem, siz böyle gülüyorsunuz!” diyerek karşı atağa geçince, konuk siyasetçi “Siz yandaş gazetecisiniz!” deyiverdi. Saray Avlusunda tek kale maç sımarıklığı ile terör estirmeye alıştıkları için, ceza sahasından yedikleri bu ters köşe sözüm ona gazetecinin dengesini bozuverdi. Nasıl afalladığını bir görmelisiniz!

    Önümüzdeki bir kaç on yıl, maaş bordroları Saray Muhasebesinde garanti altında olan yandaş gazeteci, yazar, çizer, ekran yüzü ve sektöre aile durumundan dahil olmuş diğer aktörler bizim için bir şey ifade etmiyor. Kamera önüne geçen herkesin kendini adam zannetmesi alışık olduğumuz meslek hastalıklarından. Omurga arızalı gazetecilerin yakın ve uzak tahmin ve öngörüleri burunlarının dibine düşüverince, hınçlarını, akıllarınca seyircilerinden çıkaracaklar. Medya marketinin genç ya da yaşlı bu tür üretimlerine karşı bağışıklık sistemimiz gayet iyidir. Tepkimiz, kürsüdeki vaizin atıp-tutmalarına canı sıkılan mescit müdaviminin “Kürsüye çıkınca kendini nasih ve vaiz zannediyorsun! Ya hu, sen bu halinle arşa çıksan adam olamazsın!” tepkisine tıpa tıp benziyor. 

    Doların şaşkınlığı ile şimdi de, kendi gibi düşünmeyenlere “Niye seviniyorsunuz? Niye gülüyorsunuz ki?” diye höykürüp, çemkiriyorlar. Seyirci ve sosyal medya takipçilerine bende, mürit ya da kült mensubu olarak davranan bu budala takımının şöhret kompleksleri kendilerini ve takipçilerini ilgilendirir. Kavgada söylenmeyecek sözleri, sosyal medyadaki beğeni oranlarına güvenerek, sarf etmekten çekinmeyen bu kalibresiz tiplerin uzun ömürlü olmayacağına eminiz. Sosyal medya şehvetine, Türk Lirası ile bile tek kuruş vermediğimiz için, böylesine küstah tipleri kendi takipçilerine havale ediyoruz.

    Ama İş, delikanlı bıyıklarımız altındaki diabolic, müstehzi, alaycı tebessüme gelince oraya bir mim koymamız gerekiyor. Seyirci olarak ekran karşısındaki bu kadarcık konforumuza dokunulmasına sessiz kalamayız. Malum “Odamız kireçtir bizim, yüzümüz güleçtir bizim!” Demek ki, konu mankenlerinin son performansları rating yapmadı ve ağlanacak hallerine bizim gibi gülenler olmuş. Başarısızlık ve beceriksizliğin adresi için aynaya bakmaları gerekiyor. Ekran önünde iki dirhem bir çekirdek, seyirciye gerdan kıran bu tiplerin ağızları da pek kirli. Eh, rehberi Saray olanın ahlaki ve karakter erozyonunda sürüklenmesi kaçınılmaz.

    Oysaki, geçen haftaki Pazar Gecesi'ne kadar her şey ne güzel gidiyordu. İstanbul anlaşmasından bir kalemde çıkmalar, AB mi geldi, ABD mi geldi gelişine vurmalar tribünleri hop oturtup hop kaldırıyordu. Saray'ın yavaş da olsa, baskın bir seçim hazırlığında olduğunu bilmeyen yok. İçi geçmiş Ana muhalefet'n tükenmiş lideri ile uğraşmaya gerek olmadığı için, iktidar partisine oy kaybettirecek siyasi oluşumlar üzerine gitmek akla gelebilecek en iyi çözüm görünüyordu. Doğu illerinde Saray'a dirsek gösteren seçmene haddini bildirmenin zamanı gelmişti tabi. İktidar Partisi'nin oylarını bölen oluşumların, seçim ile değil de meclis kararı ile kapatılması için fitil ateşlemek kaçınılmazdı. Ta ki, Uzak Doğu Borsalarından Dolar'ın $ 8.37 haberi ajanslara düşmeye başlayacağı ana kadar!

    İşin açıkçası hırsızın hakkından dolar gelir deyişiyle-ABD para birimi bu kadar başarıdan sonra, böyle bir özdeyişi hak ediyor!- Pazartesi günü Saray bahçesinde ve İç Odalarda yaşanan telaşa gülmedik desek yalan olur. Ekonomi konusunda Sayın Başkan gibi lise diplomamız olmasa da karınca kararınca, piyasa hareketlerini takip ediyoruz. Doların artistik patinaj yarışmacıları kadar kıvrak ve göz dolduran figür denemeleri bizi motive ediyor. Bu konuda, ekonomist arkadaşların desteğini itiraf etmeliyim. Gerçi onlar sık sık “Hazret, bu kadar gülme tansiyonun yükselir!” deyip uyarıyorlar ama, nefis durmuyor ki. Hatta manevi yönü ağır basan bazı dostlar “Bu kadar gülmek, kalbi öldürür azizim!” uyarısında bile bulundular. Kadirşinas dostluklar bugünlerde belli oluyor!

    Geçtiğimiz Pazar gecesi geç saatlerden itibaren, Saray Pencerelerini dövmeye başlayan Amerikan Para birimi, Saray, hükümet ve yandaşların Pazartesi gününü felakete çevirdi. Bu kaçıncı kriz ama, hala bir direnç geliştiremediler. Yazarınız, doların verdiği bu hasara tıbbi bir tabir ile katkıda bulunmayı vazife biliyor; Dolar Felci. İlginçtir, bu felcin korona gibi sosyal mesafeye riayet ile korunulabilecek bir durumu da yok. Baksanıza, Uzakdoğu'da başlayan Pazar Akşamı fırtınası, bizim budala ekran yüzü gibilerin diline, Saray'ın da bütün düşünce ünitelerine onulmaz yaralar açtı.

    İstanbul Anlaşması'ndan “Girdiğimiz gibi çıkarız! İstanbul benim, anlaşma da benim! Kime ne ayol!” rüküşlüğü ile racon kesen Saray'ın yelkenlerine rüzgar üfleyen siyasetçi takımı, doların hasarını minimize etmek için şimdi de, “Bu meclis isterse on beş dakikada Hilafet'i ilan edebilir!” diyorlar. Meclis Başkanı durur mu? İki gün içinde vekilliği düşürülen Saray'ın belalısı milletvekilini karga tulumba emniyet müdürlüğüne çektirmesi evlere şenlik bir zorbalık gösterisiydi. Doların afallattıp kısmen felç ettiklerinden biri de o.  Ne yapsın, yemedi, içmedi. Kendini tutamayıp, “Montrö anlaşmasından da çıkalım!” deyiverdi. 

    Bir haftadır bekliyorum. Hani olur da, doların dağıttığı zihinlerden, göz dolduran bir teklif gelir diye. Ama nerede! Cuma günü, kurlar hala 8'lerden el sallıyordu. O kadar devletli iki şeyi akıl edemiyor. Bir; Saray'ı İstanbul'a taşımak. İki; Saray'ın uykularını kaçıran Pazartesi'yi takvimlerden çıkarmak! Varsın, Türkiye'de hafta Salı'dan başlasın! Ne kaybederiz ki? 

    Sakın çok gülmeyin, sizin de, bu satırların yazarı gibi ya tansiyonunuz tavan yapar ya da ruhi hayatınızda kırılmalar olur. Bununla birlikte, kendini gazeteci zanneden o soytarıyı deli etmek için, yüzünüzdeki o müstehzi tebessümden sakın vazgeçmeyin! Bakın bu refleksin ismi bile havalı; diabolic...Ayrıca, Kamala Harris gibi, yüzünüze ayrı bir karizma katması da cabası!

    Kadir Gürcan
    29 Mar 2021 02:15
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR