Sosyal medyada kul hakkı ihlalleri
“Son dönemde en çok işlenen günahlar hangi türdendir?” diye sorulsa, rahatlıkla "Kul Haklarına" dair günahlardır diyebiliriz. O kadar ki, neredeyse hemen hemen herkesin ucundan kenarından bulaştığı bir günah türü, "Kul Hakkı"na girmek maalesef.
Halbuki camide cemaatte, ders ve sohbetlerde en çok
üzerinde durulan konulardan biridir; kul hakkına girmek/girmemek. Bu kadar
üzerinde durulan bir konu olmasına rağmen her sınıftan müşterisinin çok olması
ilginç bir durum oluşturmaktadır. Her günahta menhus bir lezzet bulunduğu gibi
kul hakkına tecavüz günahında da zehirli bala benzeyen; neticede insanı maddi
manevi felakete sürükleyen uğursuz bir haz mevcut olduğu anlaşılıyor. İnsan,
eğer, sürekli bir iç kontrol, murakabe içinde değilse, bir anlık bir dalgınlıkla,
hemen bu günah eylemlerinden birinin içinde buluveriyor kendini.
Onun için öncelikle "Kul hakkı"na dair
meseleleri bilmek gerekiyor. Sonra, ardından onun önemini kavramak geliyor.
Sonra da sürekli bir dikkat içinde yaşayarak "Kul hakkı" olabilecek
hususlardan kaçınmayı ahlak haline getirmek gerekiyor. Bu uzun konuyu bugün
sadece dil ve sosyal medya açısından ele almayı düşünüyoruz.
Kul haklarının ihlali genelde iki yoldan olmaktadır.
Ya dil ile ya da fiil ile. Bunların her ikisinde de, işleyen kişi açısından
uğursuz bir haz ve lezzet, maruz kalan kişiler açısından da maddi manevi bir
zarar söz konusudur.
Birinci olarak dil ile işlenen "Kul hakkı"na
dair günahların önde gelenlerini sıralayacak olursak, en başta
"Yalan" gelir. Bütün çeşitleri ile yalan. Birisi hakkında yalan
söylemek (kizb), yalan anlatmak (çarpıtmak), yalan konuşmak (uydurmak-iftira).
Yalan yere şahitlikte bulunmak ki yalanın katmerlisidir. Ve çok büyük bir
günahtır. "...Dikkat edin, yalan söz (kavl-i zuur) ve yalancı şahitlik en
büyük günahlardandır." (Buhârî, Edeb 6). Yalan yere yemin etmek (Yemin-i
Gamus), suizan, gıybet, hakaret, alay etmek, küfür etmek, insanlara lanet
yağdırmak, laf getirip götürmek (Nemmam), koğuculuk yapmak, kınamak, hakkı
batıl batılı hak gösterme (Cedel, diyalektik), dinen yasaklanmış şeyleri
anlatma, tavsiye etme, teşvik etme, sapıklık ve dalalete yönlendirici söz ve
anlatımlar (Kötü çığır açma) vs. vs. sayılabilir.
Bunlara "Dilin afetleri" de denilmiştir.
Yani, dilin insanın başına açtığı felaketler demektir. Hem de öyle felaketler
ki insanın ebedi hayatını mahveden cinsten felaketler. İnsanın dini, manevi
hayatı adına en önemli konumda bulunan organı, dildir. Mevzu ile alakalı bir
hadis-i şeriflerinde Resûlullah (sav): "Âdemoğlu sabaha çıktığında
bütün azaları dile yalvarır ve der ki: 'Allah’tan kork, bizim hakkımızda
dikkatli ol! Çünkü biz sana bağlıyız. Eğer sen dosdoğru olursan biz de dosdoğru
oluruz; eğer sen eğrilirsen biz de eğriliriz.'" (Tirmizî, Zühd, 61)
buyurmaktadır. Bu hadisin muhtevasından şu neticelere ulaşmaktayız; Dil insanın
en tehlikeli organıdır. İnsan günahların pek çoğunu hem de önemsemediği
günahları dil ile işlemektedir. Dil doğru olursa insan ve amelleri de doğru
olur. Dil yanlış yaparsa insan da her zaman yanlış yapar. Bu açıdandır ki
Kur'an ve hadis-i şeriflerde "Dilin Korunması" ve bu türden günahlara
girilmemesi ile alakalı ciddi uyarılar vardır. Bunlardan birincisi "İnsan
ağzından bir söz çıkarmaya görsün, mutlaka yanında onu gözetleyen ve yazmaya
hazır bir melek vardır." (Kâf Suresi, 50/18) ayetidir ki oldukça
önemlidir. Zira arkasından kötü konuştuğumuz kişiler bizi duymasa, bilmeseler
de bu fiiller kaydedilmekte ve mutlaka bir gün (ahirette) bu, kişinin işlediği
bir amel olarak karşısına çıkarılacaktır. Yani bu sözler kaybolmamaktadır.
Bugün dil ile işlenen günahlar biraz da şekil
değiştirmesiyle en çok "Sosyal Medya"da müşahede edilmektedir. Sosyal
medyanın kendine özgü bir "dil"i var. Orada kelimeler, sözler
şekillerle, işaretlerle, rumuz ve emojilerle seslendirilmektedir. Sosyal
medyada bazen sesli bazen görüntülü bazen de yazılı, bir kişi veya kişiler
hakkında değerlendirmeler yayınlanmakta insanlarda bu görüş ve
değerlendirmelere yine sosyal medya diliyle, ya katılmakta veya reddetmektedir.
Bu konu ile ilgili yapılan bir çalışmadan yani "Sosyal Medya Etiği"
adlı çalışmadan esinlenerek birkaç hususu arz etmekte yarar var.
1- Tabii ki düşünmek ve düşünceyi ifade etmek insani,
dini, hukuki temel bir haktır. Ancak herhangi bir kişi kendi veya başka biri
üzerinden düşünce özgürlüğü hakkını ifade ederken üçüncü bir şahsın
haksızlığına meydan verecek hususlardan da kaçınmak zorundadır. Kur'an bu
hususla ilgili olarak inanan insanlara şöyle seslenmektedir: "Ey iman
edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti
gerçekleştirin ve adalet numunesi şahitler olun. Bir topluluğa karşı, içinizde
beslediğiniz kin ve öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil davranın,
takvaya en uygun hareket budur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah
yaptığınız her şeyden haberdardır." (Maide, 8.) Evet bu ayette haktan
yana olmak, bütün işleri adaletle gerçekleştirmek, hatta adalette sembol
olmaktan bahsedilmektedir. Hatta nereye kadar; içinizde duyduğunuz kin ve
nefret, sizi herhangi birine veya bir topluluğa adaletsiz davranmaya,
haksızlığa sevk etmemeli, yani dengeli olmalısınız mesajları verilmektedir.
Dolayısıyla bir insan/mümin her ne kadar ifade ve fikir özgürlüğü hakkına sahip
olsa da bunu icra ederken bir başkasının hak ve hukukuna tecavüz etmekten
imtina etmelidir. Bununla birlikte hakaret, nefret söylemi, açık şiddet çağrısı
ve kişilik haklarını ağır biçimde ihlal eden içerikler ifade özgürlüğü ile
karıştırılmamalıdır. Dolayısıyla sosyal medyada bu türden içerikleri
oluşturmak, yaymak büyük bir vebaldir.
2- Hakka, doğruya taraf olmak, değişik vesilelerle ona
şahitlik etmek insani, mümince bir vazifedir. Ayette bu hususla alakalı olarak
"Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde
adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve
şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız
aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her
ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak
adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi
söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah
bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisa, 135) buyurulmaktadır.
Yalnız bir kişi bu vazifeyi (şahitlik) ifa ederken bir şeyin hak veya haksızlık
olduğunun objektif delillerle kati sabit olduğunu iyi bilmesi gerekir ki, yalan
yere şahitlikte bulunmuş olmasın. Yoksa kulaktan duyma, araştırılmamış, en
azından şüpheli bir söze, habere inanma ve sosyal medya diliyle buna destek
vererek kötü bir duruma düşme/alet olma durumu söz konusu olacaktır. Bu da dini
manada "Zan, yani bir delile dayanmayan, ispatlanamayan düşünce"
manasına gelir ki bu da dinen günah olarak addedilen bir davranıştır. Ayette
"Onların çoğu sadece zanna uyarlar. Halbuki zan asla gerçeğin yerini
tutamaz. Allah onların bütün yaptıklarını hakkıyla bilir." (Yunus,
36.) buyurularak müminlere objektif delillerle dayanmayan zanla hareket
etmelerinin doğru olmadığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla sosyal medyada
yayınlanan, kişi veya kurumların itibarını zedeleyen ses, görüntü, yazı ve
sözlerin ince, adil, objektif bir süzgeçten geçirilmeden sahiplenilmemesi,
sosyal medya diliyle onaylanmaması, onaylama manasına gelecek uygulamalardan da
sakınılması dini ve hukuki açılardan büyük bir tehlike oluşturacağı
unutulmamalıdır.
3- "Başkasına ait sosyal medya içeriklerini
beğenmek, retweet etmek, repost yapmak veya farklı platformlarda yeniden
paylaşmak, o içeriklerin daha geniş kitlelere ulaşmasına doğrudan katkıda
bulunduğu bilinen bir gerçektir. Bundan dolayıdır ki sosyal medya eylemleri
kişi için ayrı bir sorumluluk alanı oluşturmaktadır. Kişinin kendi profilinde
'Beğendiğim veya yeniden paylaştığım içerikler benim görüşümü yansıtmaz.'
şeklinde bir açıklama bulundurması, hukuken ve etik açıdan sorumluluğu tamamen
ortadan kaldırmamaktadır. Zira yanlış, yanıltıcı veya iftira niteliği taşıyan
bilgilerin dolaşımını artırmak, onların etkisini de büyütmektedir. Bu sebeple
sosyal medya kullanıcılarının, başkasına ait bir içeriği beğenmeden veya
yeniden yayınlamadan önce asgari düzeyde doğrulama yapmaları; içeriğin gerçek
dışı, yanıltıcı veya ağır hak ihlali içerip içermediğinden makul surette emin
olmalıdırlar. Aksi takdirde manevi açıdan da büyük günahlara girme ihtimali ile
karşı karşıya kalırlar." Efendimiz (as) "Kişiye yalan olarak, her
duyduğunu söylemesi yeter." (Müslim, Mukaddime, 5; Ebû Dâvûd, Edeb,
80) buyurarak işin vehametine işaret etmektedir.
4- İnsan bir sosyal medya eylemiyle, farkında olmadan
bir başkasının mağduriyetine, şahsi, ailevi, mesleki haysiyet ve şerefine,
hukuki, dini hayatına zarar verebilir, leke sürebilir. Herhalde bir araştırmacı
"Sosyal Medya Mağdurları" adı altında bir araştırma yapsa ne kadar
basit şeylerin ne kadar büyük mağduriyetlere sebebiyet verdiği görülecektir.
Acaba sosyal medyada bizler retweet, repost yapmak suretiyle kaç kişinin
hukukuna girdik, hiç düşündük mü? Aslında bu, herkesin empati yapması gereken
bir husustur. Kişi kendisi için istediğini bir başkası için de istemeli;
kendisi için istemediğini de istememelidir. Bir hadiste ifade edildiği gibi:
"Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de
istemedikçe gerçek manada iman etmiş olmaz." (Buhari, İman, 7.)
Görüldüğü gibi sosyal medya hem hayra hem de şerre hizmet etme yönü ile iki
tarafı da keskin bir bıçak gibi karşımızda durmaktadır. Bu aracı, insana ve
insanlığa yararlı olma istikametinde kullanmak, bununla da Allah rızasını kazanmak
söz konusu olabildiği gibi insanın, insanlığın zararına kullanarak yoldan
çıkmak, yoldan çıkarmak da pekala mümkündür. Çoğu zaman, dinlenmek, stres
atmak, vakit geçirmek, zevk, eğlence maksatlı içine daldığımız sosyal medyayı
dini, manevi hayatımız adına bizi yutan bir bela ve musibete dönüştürmemeli,
dikkatli olmalı ve temkinli yaşamalıdır. Allah her türlü günahtan bilhassa kul
hakkına girmekten bizleri muhafaza buyursun.
YAZARIN SON YAZILARI

Frankfurt’ta Şeb-i Arus Gecesi: Mevlana ve Peygamb...

ABD-İran geriliminde Türkiye'nin rolü ortaya çıktı

İran Trump'ın filo hatırlatmasına yanıt verdi: 'Ce...

Baltıklarda NATO’nun yeni merkezi kuruluyor

‘Aziz İhsan Aktaş’ davasında ikinci gün: Görüntü ç...



