Ondan gelen şerler hayr ve çirkinlikler dahi güzeldir

Prof. Dr. Osman Şahin

Prof. Dr. Osman Şahin

19 Tem 2021 12:21
  • İNSANLARIN EKSERİSİ, ŞİRK KOŞMAKSIZIN ALLAH’A İMAN ETMEZLER 9

    “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (Secde sûresi, 32/7) ile “Sana gelen her iyilik Allah’tandır, her kötülük de nefsindendir” (Nisa, 4/79) ayetleri ile “hayr da şer de Allah’tandır” hakikati birlikte, bizlere çok hayati dersler vermektedirler. 

    “(O Allah ki), yarattığı her şeyi güzel ve muhkem yaptı.” (Secde sûresi, 32/7) ayetinden, Allah’ın (celle celâluhu) yaratması itibarıyla her şeyin güzel ve kusursuz olduğunu, şerlerin (kötülüklerin) dahi yaratılmasında bir şer, bir çirkinlik bulunmadığını, yaratılan her şeyin ya bizzat güzel veya neticeleri itibarıyla güzel olduğunu anlıyoruz.

    “Sana gelen her iyilik Allah’tandır, her kötülük de nefsindendir” (Nisa, 4/79) ayetinden, her türlü vücud ifade eden, her türlü hayır, hasenat ve güzelliklerin Allah’tan olduğunu, ama şerleri talep edip isteyenin insanın nefsi olduğu ve Hayr-ı Mutlak’tan (celle celâluhu) gelen hayırları kabul etmediği için şerlere sebebiyet verdiğini ve bu yüzden de bunlardan sorumlu bulunduğunun dersini alıyoruz. 

    ŞERRİ YARATMAK ŞER DEĞİLDİR

    Bediüzzaman Hazretleri Kader Risalesinde bu husus ikna edici delilleri ile ortaya konmaktadır: “Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insâniyedir; ya istidat ile, ya ihtiyar ile. Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyasından bâzı maddeler siyahlık ve taaffün alır. O siyahlık, onun istidadına aittir. Fakat o seyyiâtı, çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u ilâhî ile icad eden yine Hak’tır. Demek sebebiyet ve suâl nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakk’a ait olan halk ve îcad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için güzeldir, hayırdır.”

    Dolayısıyla, istediği ve sebebiyet verdiği için o kötülüklerin sebebi nefislerdir ve bundan sorumlu tutulacaklardır. Ama Hakk’a bakan cihetiyle, bunları yaratıp vücuda getirmesinde ise daha başka güzel neticeler ve meyveler bulunduğu için bir kötülük veya çirkinlik söz konusu değildir. 

    “İşte şu sırdandır ki: Kesb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam diyemez: “Yağmur rahmet değil.” Evet halk ve îcadda bir şerr-i cüz’î ile beraber hayr-ı kesîr vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesîri terk etmek şerr-i kesîr olur. Onun için o şerr-i cüz’î, hayır hükmüne geçer. Îcâd-ı ilâhîde şer ve çirkinlik yoktur. Belki, abdin kesbine ve istidadına aittir.”

    Zahiri Kötü ve şer gözüken şeyleri, Allah (celle celâluhu) birçok hikmetlere ve maslahatlara binaen yaratmaktadır. Zahiren, İnsanın iradesini yanlış yolda kullanmasına bakan cihetiyle bir çirkinlik ve kötülük söz konusudur. Fakat, bunların neticesinde ortaya çıkan şeylerin hepsi hakikatte güzel ve hayırdırlar.

    Yağmur örneğinde olduğu gibi, iradesini kötü şekilde kullandığından dolayı zarar gören adama bakarak, “yağmur yaratılmasın” dendiğinde, yağmurun neticesinde elde edilen hayırlardan vaz geçilmiş olmaktadır. 
    Ayrıca, kader, hakiki illetlere (sebeplere) baktığından adâlet etmektedir, ama insanlar zahiri gördükleri sebeplere bakıp öyle hüküm verdiklerinden, kaderin tam adâletini göremezler. Meselâ: Bir insanın bilinmeyen bazı cürümlerine binaen Kader onun hakkında hapis takdir etmiştir, ama ona işlemediği suçlardan dolayı, birileri zulmen bu hapis cezasını vermişlerdir.  Kader ve Allah’ın yaratmasında hiçbir şekilde bir şer, bir çirkinlik veya bir zulüm söz konusu değildir. 

    Bu sırra binaen, çok hayırları netice veren o küçük kötülük bile hayr (iyilik, güzellik) hükmüne geçmektedir.

    Dolayısıyla Allah’ın (celle celâluhu) yaratmasında bir kötülük veya çirkinlik olmadığı için, yarattığı her şey ya bizzat ya da neticeleri itibarıyla güzel olduğu için, Allah’ın (celle celâluhu) yarattığı her şey güzeldir, hayrdır, muhkemdir ve vücudîdirler. 

    Bu noktada “Madem ki, kaderin her şeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır, çirkinlik de güzeldir, o zaman dünyadaki belaları ve musibetleri nasıl açıklayacağız?” sorusu akla gelmektedir. Kader Risalesi’nde bu sorunun cevabı verilmektedir; 

    Vücûdun (varlığın) en parlak nuru olan hayat, halden hale girmek suretiyle saflaşıp kuvvet bulmakta, başına gelen yaşadığı şeylerle kendisinden beklenen neticeleri ve meyveleri vermekte ve hayatı veren Zat’ın güzel isimlerinin cilvelerini üstünde gösterebilmektedir. Bu sırra binaen, hayat sahibi varlıklar musibetlere, meşakkatlere ve belalara maruz kalırlar ki, varlığa ait nurlara mazhar olup, yokluğa ait karanlıklardan kurtulabilsinler. Çünkü, hareketsizlik, tembellik, istirahat, monotonluk gibi şeylerin mahiyetleri ademdir, yokluktur. Yani, insanın ister pozitif (nimetler, cemali tecelliler) ve isterse negatif (belalar ve musibetler – celali tecelliler) olsun başına gelen hadiseler olmadan, insan-ı kâmil olma yolunda bir inkişaf, bir terakki ve bir gelişme yaşaması mümkün değildir. 

    Dolayısıyla, dış görünüşü itibarıyla kötülük ve çirkinlik gibi gözüken şeyler, aslında, insanın mahiyetindeki manaların, güzelliklerin ortaya çıkması ve kabiliyetlerinin inkişafına hizmet etmektedirler. 

    Ayrıca, 15. Şua’da, bu dünyadaki musibetler, çirkinlikler ve şerlerin her şeyi kuşatan rahmete uygun olmadığı sorusunun cevabında da bu konu açıklanmaktadır: “Herbir unsurun, herbir nev’in, herbir mevcudun, küllî ve cüz’î müteaddit vazifeleri ve o herbir vazifenin çok neticeleri ve meyveleri var. Ve ekseriyet-i mutlakası, maslahat ve güzel ve hayır ve rahmettirler. Ve az bir kısmı, kàbiliyetsizlere ve yanlış mübaşeret edenlere veya ceza ve terbiyeye müstehak olanlara veya çok hayırları sümbül vermeye vesile olanlara rastgelir; zâhirî, cüz’î bir şer, bir çirkinlik olur, bir merhametsizlik görünür. Eğer o cüz’î şer gelmemek için rahmet tarafından o unsur ve küllî mevcut o vazifesinden men edilse, o vakit bütün hayırlı, güzel sair neticeleri vücut bulmaz. Bir hayrın ademi, şer ve bir güzelliğin bozulması, çirkinlik olması itibarıyla, o neticeler adedince şerler, çirkinlikler, merhametsizlikler husul bulur.”

    KÖTÜLÜKLERİN MAHİYETİ YOKLUK, HAYIRLARIN ISE VÜCUDDUR

    Şer olan her şey mahiyeti itibarıyla bir yokluktan kaynaklanırken, hayr olan her şey ise bir vücuda dayanmaktadır. Bu hakikatler 13. Lem’a’da şöyle açıklanmaktadır: “Adem şerr-i mahz, ve vücud hayr-ı mahz olduğunu, ehl-i tahkik ve ashâb-ı keşif ittifak etmişler. Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zâhirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir.”

    Vücûdi (vücuda getirilmiş, var edilmiş-varlık) olan şeyler herhangi bir şer ciheti bulunmayan ve tamamen hayr olan şeylerdir. Ne kadar güzellik ve mükemmellik varsa bu gruba girerler. Adem (yokluk) ise hiçbir hayr ciheti bulunmayan ve tamamen şer (kötülük) olan şeylerdir.  Ne kadar günah, musibet, kusur ve noksanlık varsa hepsi bu gruba girerler.

    “Hem bilmüşahede sabittir ki, bina gibi birşeyin vücudu, bütün eczasının mevcudiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harabiyeti ve ademi ve in'idâmı, bir rüknün ademiyle hasıl olur. Hem vücut, herhalde mevcut bir illet ister, muhakkak bir sebebe istinad eder. Adem ise, ademî şeylere istinad edebilir; ademî birşey, mâdum birşeye illet olur.”

    Bir şeyin vücûd bulması (var olması) için, yüzlerce, binlerce şartın bir araya gelmesine ihtiyaç varken, yok olması için bu şartlardan sadece bir tanesinin olmaması yeterlidir. Yani vücut için bütün sebeplerin yaratılmasına ihtiyaç vardır, ama yokluk için böyle bir yaratmaya ihtiyaç yoktur, sebeplerin olmaması (ademi, yokluğu) o yokluğun meydana gelmesi için yeterlidir.

    Bu sırra binaen, insî ve cinnî şeytanlar kâinatta çok büyük tahribatlara, kötülüklere, küfür ve dalaletlere sebebiyet vermektedirler, ama icat etme ve yaratmaya dair hiçbir güçleri yoktur. Yani, bir iktidar ve bir kudretle o işleri yapmıyorlar, sadece yokluğa (terk ve atalet gibi) dayanarak bu işlere sebep olmaktadırlar. Hayrı yaptırmamak suretiyle şerlerin olmasına neden oluyorlar. Dolayısıyla, bunların, Allah’ın mülkünde sahip oldukları zerre kadar bir şey dahi yoktur. Şerlerin, kötülüklerin mahiyeti tahribat (yıkım) olduğu için, bir iktidara, bir güce, bir kuvvete veya yaratmaya gücü yeten bir yaratıcıya ihtiyaç duymazlar, bir şartın bozulması veya yokluğuyla çok büyük tahribatlar meydana gelebilmektedirler. 

    Bu hakikatleri anlamadıkları için, Mecusiler kâinatta "Yezdan" adında bir iyilik tanrısı ve "Ehriman" adında bir kötülük tanrısı bulunduğuna inanmak zorunda kalmışlardır. Burada “Ehriman” dedikleri uydurma kötülük tanrısı, bir cüz-ü ihtiyariyle ve icadsız bir kesble şerlere sebebiyet veren, yani gerçekte bir gücü ve iktidarı bulunmayan, malûm şeytandan başkası değildir.
    19 Tem 2021 12:21
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR