Ankara’da artık misafirim
Mevlana’ya atfedilen bir söz var “Babası ölmeyen erkek,gerçekten büyümüş olamaz”. Şu anda tam olarak bunu yaşıyorum.
Meslek hayatımda çok defa farklı konularda yazı yazdım ama babacığımla ilgili yazı yazacağım aklıma gelmezdi. İnsanlar veya değerli şeyler kaybedilince mi kıymete biniyor veya hatırlanıyor. Zaaflarımızdan birisi. Keşke kaybetmeden önce kıymetini bilsek.
Babamı ilk hatırladığımda 3 yaşlarında ameliyat sonrası O’ndan su istiyordum. Tabii bütün şefkatine rağmen su yasak olduğu için bana verememişti. Sonraki yıllarda 4,5 yaşlarında eski Ankara otogarında Erzurum’dan maaile gelen bizleri karşıladığını hatırlıyorum. Yaklaşık 20 saatlik bir yolculuğun ardından Babamı görmek bana çok iyi gelmişti. Zaten bu gelişimiz de babamdan bir daha Rabbim ömür verirse ayrılmama anlamına geliyordu.
1974 Ankara’sı…. Menderes’in yaptırdığı Yenimahalle evlerinden birine yerleştik. Taşındık diyemiyorum çünkü hatırladığım kadarıyla taşınacak kadar bir eşyamız yoktu. Bir iki yorgan yamalı pantolonlar, Trabzon lastiği dediğimiz sağı solu yırtık bir kaç ayakkabı falan. Tabii evde tek aile olarak kalmıyoruz; o zamanın şartları gereği amcam ve ailesi de bizimle beraber.
Köy evinden sonra burası bana lüks geliyordu.
Babacığım o gün mutfağa girmiş ve uzuuun bir yoldan gelen bizlere yumurta pişirmişti. Biraz garip gelmedi değil. Bulunduğumuz kültür ikliminde “erkeklerin mutfağa girmesi” çok makul karşılanmıyordu. Zaten ondan sonra da babamı mutfakta gördüğümü bir daha hatırlamıyorum.
Babacığım benim gözümde hep bir şefkat abidesi olarak canlanır. Bütün akrabanın her türlü derdiyle ilgilenir çözmeye çalışır. Bu gayreti ve özellikle hastane işlerini çözdüğü için kendisine “müdür” diye hitap ederlerdi. Bundan dolayı da belli bir yaşın altındaki gençler babamın ismini bilmezler “Müdür Amca” diye hitap ederler.
Erzurum insanı sert ve belli konularda da çok inatçıdır. Buna rağmen babam çok açık fikirli ve demokrat bir yapıya sahipti. Hemen her görüşteki insanla mutlaka ortak bir nokta bulup sohbet edebilirdi.. Okumam için çok emek sarfetti. Bu konuda bütün imkanlarını seferber etmeye hazırdı. O zamanın mütevazi şartlarından ne kadar imkanı varsı. “Ceketimi satar seni yine okuturum” sözünü duymuşluğum çoktur.
Aradan uzun zaman geçti babamı Gaziantep’te ikinci kez misafir etmek nasıp oldu. Şeker hastalığı ve diyaliz vücudunu çok yıprattı. Servis ayarlamıştım diyaliz için ama O bütün mahcubiyetiyle “Yavrum beni diyaliz sonrası sen eve bıraksan” dedi. Demekki diyaliz sonrası çok yorgun düşüyordu. Eve dönüşümüzde yaklaşık 10 metrelik yürümemiz gerekiyordu. Birden babam yere yığıldı.. Hayatımın en zor anılarından birini yaşadım. Babamı hep ayakta dik olarak görmeye alışkın olan ben adeta şok geçirdim. Kucaklayıp arabaya yatırdığımda “baba, baba” diye sesime cevap beklerken gözlerini açtı “Ne olduğu oğul… Ben iyim …sıkıntı yok” dedi. O zamanki huzurumu da unutamam …
Zaten babamı “bir kere bile şikayet ederken görmedim” desem abartmış olmam. Bir gün diyaliz dönüşü servis aracında boş bulununca yere düşmüş ve ayağının biri kırılmıştı. Bunun şeker hastaları için ne zor bir durum olduğunu bilen bilir. Ama babacığımı arayıp “Hacı Müdür nasılsın?” diyenlere “Hamdolsun öbür ayağım da kırılmadı. Biri sağlam” cevabını verirdi. Hep şükreden bir kul olarak hatırlayacağım babacığımı.
Babamı son defa yoğun bakım odasında cihaza bağlı olarak nefer alırken gördüm. Yanına yaklaşamadım, uzaktan baktım. Çok rikkatime dokundu. İnsanoğlu çok aciz, ama yine de babalarımızı hep güçlü görmek istiyoruz. Bunun tezahürü olsa gerek yoğun bakımda kaldığı 8 gün boyunca bir daha yanına hiç giremedim.
Bizi hiç zor durumda bırakmayan babacığım yoğun bakım sürecinde de Rabbim bizleri ölümüne hazırladı. Soğuk bir Ocak günü, bir Perşembe akşamı her çaldığında yüreklerimizi ağzımıza getiren o telefon çaldı. Babacığım hakka yürümüştü… Bir hafta belki bir umut diye beklediğim yoğun servis önünde Mahmut amcamın hıçkırıkları kulaklarımdan, hafızamdan hiç silinmiyor. Ağlamak istiyorum ama etrafımdakilere destek olacağım diye ağlayamıyorum. Boğazıma düğümlenen hıçkırıkları yutuyorum, yutuyorum …
Cuma namazı sonrası Babacığımı, Babacağının kullarına teslim edip “İnşeallah cennette buluşma” ümidiyle üzerini örttük. Gözlerimden süzülen bir kaç damla yaş okunan Kuranı Kerim eşliğinde toprakla buluşurken içimi de derin bir huzur kaplıyor…..
Babacığım hakkını helal et … Günah defterin kapandı inşeallah sevap hanen hep dolacak. Zira sekarat halinde bile büyük hayırlara vesile oldun. Hüzün senesi yaşayan ülkemde seni sormaya gelenlere Hak ve Hakikati dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık. Ayrıca Cuma namazı ile birlikte kılınan cenaze namazına gelenler ve taziyede bulunan hemen herkes Seni rahmetle anıyor….
Başa dönersek …. Ankara’da babam vardı orada kendi evime gidiyordum.. şimdi orada da misafirim…Zaten Dünya’da da misafir değil miyiz?.. İnsanın babası ölünce her yerde misafir olduğunu bir kere daha anlıyor… …
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

Gece yarısı geliyor! Motorine dev zam uyarısı!

Muhittin Böcek'a bir şok daha! Tutuklama kararı!

ABD İran'da nükleer silah mı kullanacak? İşte ceva...

İran halkı Trump'ın sözleri karşısında ayaklandı: ...

Malatya'da insanlık suçu işlendi: Ölen KHK'lıların...


