Cennet bahçeleri

İnsanoğlu aslında içinde bulunduğu kâinatta ve yaşadığı şu dünyada çok yalnız çok aciz, fakir, muhtaç ve zayıf bir varlıktır. İhtiyaçları sınırsız olduğu gibi korkuları ve endişeleri de sınırsızdır. Bundan dolayı isteklerini kendisine temin edecek ve onu korktuklarından koruyacak bir güç ve kudrete dayanma ihtiyacı duyar. Daima elinin ulaşamadığı veya gücünün yetmediği yerde kendisinden istimdat edilecek birini arar. Arar ama aradığını bulabilmesi için iman gereklidir, imandan sonra mededgâhına nasıl seslenmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Nasıl sesleneceğini bilmezse yine ulaşamaz matlubuna. İşte burada da insanlığın en büyük muallimi, mürşidi, rehberi Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellemi tanır ve onun öğretilerine kulak verirse, işte o zaman aradığı şeyleri, onun her şeye manen hayat veren ve her zulümâtı dağıtan, nurdan soluklarında bulur. Çünkü o Sallallahu aleyhi ve sellem bize bu hayatta ve bu hayattan sonra varacağımız son noktaya kadar neye ihtiyacımız varsa ve neye ihtiyacımız olacaksa hepsini bize anlatıp öğretmiştir. Onun ettiği dualara baktığımız zaman bu uzun yolculukta gerekli olan her şeyden bahsetmiş, hatta bizim hiç aklımıza dahi gelmeyecek şeyleri Allahtan istemiş olduğunu görürsünüz. Orada onun nasıl rahmet ve şefkat peygamberi olduğunu görür ve ona en içten salatu selamlarınızı gönderirsiniz.

Dua Arapçada kelime manası olarak seslenmek, çağırmak, davet etmek manalarına gelir. Dini terim olarak da kulun darda kaldığı zaman veya ihtiyaçlarını karşılamada aciz kaldığı zaman sebepler üstü yüce kudret sahibi Allah’tan ihtiyacını gidermesi veya korktuğu şeylerden onu koruması kurtarması için yardım dilemesi ve ona durumunu tazarru ve tezellül ile arz etmesi manasına gelir.

Cenabı hak Kuran-ı Kerim’de çaresiz kalanların dua ettiklerinde dualarını kabul edip onların sıkıntısını gidereceğini müjdeliyor. “O nesneler mi üstün yoksa çaresiz kalıp Kendisine yalvaran insanın duasını kabul edip sıkıntısını gideren ve sizi dünyada halifeler yapan Allah mı? Hiç Allah ile beraber başka tanrı mı olur? Elbette olmaz!” (Neml 62). Öyleyse kula düşen darda kaldığında veya bunaldığında telaşlanmak veya ümitsizliğe düşmek değil, bu sese kulak verip yüce kudret sahibi Allah’a yönelip niyaz etmek, nida etmek ve ona güvenerek dua etmektir.

Başka bir ayeti kerimede Cenabı Hakk “Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira Bana ibadet, yani dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir” (Ğafir 60) buyurmaktadır. Buradan anlaşılan (kibirlenerek,) dua etmemek ahirette şekavet’e, kaybetmeye dolayısıyla cehenneme girmeye sebebiyet verecektir.

Cenabı Hak bizim dualarımıza çok önem vermektedir. Bakınız bu konuda bize teşvikkâr bir hitap daha kuranı kerimde nasıl geçiyor. “Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki?  (Zâriyât 56). Demek ki Allah katında değerimiz ettiğimiz dua kadardır. Dua’n yoksa Allah katında değerin de yok demektir. Bu manayı ifade eden daha birçok Ayet-i Kerimeler vardır bunlardan bazıları şunlardır.

Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat 56)

Kullarım Ben'i senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler. (Bakara 186)

Diğer bir âyette ise “En güzel isimler, Allah’ındır. O halde Allah’a o güzel isimlerle dua edin” (A‘râf 180) buyurulmaktadır. Demek ki, Allah Celle Celaluhu bizden kendisine Esma-i Husnâ’sı (güzel isimler) ile dua etmemizi istiyor. Yine Allah’ın o güzel isimleriyle nasıl dua edileceğini de Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek dudaklarından dökülen dualarıyla öğreniyoruz.

Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Allah’ı zikredenle zikretmeyeni çok çarpıcı bir misalle ifade eder. “Rabbini zikredenle zikretmeyenin misalleri ölü ile diri gibidir. (Buhari)

Tirmizi’nin rivayet ettiği bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Miraca çıktığında İbrahim Aleyhisselam, Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem’e “Ya Muhmmed ümmetine benden selam söyle ve haber ver ki, cennetin toprağı çok güzel, suyu çok tatlı, arazisi ekinsiz boştur. Ancak oranın ekini, ziraatı    سُبْحَانَ اللهِ، وَالْحَمْدُ للهِ، وَلَا إِلَهَ إلَّا اللهُ، وَاللهُ أكْبَرُ،    dir.”

Yine Cabir Radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadisi şerifte, “Kim    سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ   derse onun için cennette bir hurma ağacı dikilir” buyuruluyor.

Bütün bunları göz önüne aldığımız zaman hem dünyamız için hem ahiretimiz için Allah’ı doğru bir şekilde zikretmenin ve dua etmenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.

Burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim insanların dünya meşgalesiyle gırtlağa kadar boğulduğu içinde yaşadığımız şu zamanda en çok ihtiyacımız olan ve her derdimize yegâne çare olan ve bizi her türlü maddi-manevi tehlikelerden, düşmanlardan, sıkıntılardan, tasalardan, koruyacak veya kendimizin tedarik edemediği istek ve arzularımızı temine vesile olacak olan dua meselesi maalesef gereği gibi yapılamıyor, unutuluyor veya önemsenmiyor.

Oysa unutulmadan ve hiç aksatılmadan yapılması gereken şey, rabbiyle kendi arasındaki bağı sağlayan ve sağlamlaştıran ve rabbine her an kendini hatırlatan (arz eden) ve günahlarının bağışlanmasına vesile olan, istek ve arzularına nail olma ve korktuklarından korunma vesilesi olan günlük evrad ve ezkarları okumaktır.

Dini kitap sınıflandırmalarında (Amelü’l-yevmi ve’l-leyle) diye isimlendirilen Müslümanın 24 saatini içine alan ve Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemin dualarını ve ibadetlerini bize nakledip anlatan kitaplar vardır. Bu kitaplar çoktur ve hacimlidir. Ancak bu kitapları pratik olarak okumak veya elde bulundurmak hacimlerinin büyüklüğünden dolayı her zaman mümkün olmayabilir. Onun için bu ibadet ve duaları okuyucuya kolaylık sağlaması için haftanın ve ayın günlerine bölerek hazırlayan âlimler ve yazarlar olmuştur. Bu çok güzel bir hizmettir, okuyucunun işini kolaylaştırır, kişi gün-be gün bu tertiplenmiş duaları kolaylıkla okuyarak vazifesini yapar ve rahat eder.

 

Bu alanda yazılmış veya derlenmiş nadide eserlerden biri de bir peygamber aşığı, Allah dostu ve aynı zamanda da büyük bir Âlim olan Seyyid Yusuf en Nebhani’nin “Riyâdu’l- cenneh”adlı kitabıdır.

 

Filistinli Allame Seyyid Yusuf bin İsmail en-Nebhânî Riyazul Cenneh adlı kitabı en kıymetli dua ve zikirlerden, evradu ezkardan seçme bir dua (evrâd) kitabı olarak derlemiştir. Kitabı kırk ayrı bölüme ayırarak her bir bölüme “Ravza” (Bahçe) adını vermiş ve onları numaralandırmıştır. Her “Ravza ya Kur’an’daki tertibe uyarak birkaç ayet veya kısa sûrelerden bir sûre, me’sur (Peygamber Efendimiz’in bizzat yaptığı) dualardan birkaç dua ve Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) farklı farklı salatu selamlar koymuştur. Ayrıca her bir Ravza’nın altına da dipnot olarak bu duaların kaynağını ve okunmasının gerekçelerini ve nasıl hayırlı sonuçlar doğuracağını Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek beyanlarıyla belirtmiştir. Günlük kolayca okunması için kırk bölüme ayrılan bu “Ravza”- lardan her gün bir tane okunacak diye bir kural yoktur. Okuyabilen günde iki adet veya daha fazla “Ravza” okuyabilir. Bu suretle kırk günde devredeceği (hatmedeceği) bu evrad kitabını yirmi günde veya daha az bir zamanda hatmedebilir. Türkçeye tercüme edilen bu kıymetli kitapta sade bir dil kullanılmaya çalışılmıştır.

 

“Ravza” çiçeklerle donatılmış huzur veren bahçe demektir. Riyad ise Ravzanın çoğuludur. Kitabın adı “Riyâdu’l- cenneh”tir. Manası“Cennetin huzur veren bahçeleri” demektir. Biz de bu kitabı okurken rabbimizden henüz dünyada iken, bize cennetin o huzur dolu bahçelerinde yaşıyormuş gibi bir hayat lütfetmesini dileyerek bize bu cevheri miras bırakan kitabın müellifi Seyyid Yusuf en-Nabhâni’ye Allah’tan rahmet diliyoruz.

Her kitap zannettiğin gibi olmayabilir mi?

Seyyid Yusuf en-Nabhâni önsözünde kitabı tanıtma sadedinde şöyle bir ifadede bulunur:

Ey Müslüman kardeşim,

Bu kitabın güzel dizilimini ve tertibini gördükten ve ihtiyaçları tedarik eden, sıkıntıları def eden bol sevaplı ayet, hadis, dua-zikir ve  salavatlardan oluştuğunu bildikten sonra hâlâ bu kitabın güzelliğini, iyiliğini ve faydasını anlamadıysan, aynı zamanda hacminin küçüklüğüne rağmen bu alanda yazılmış en büyük kitaplardan biri olduğuna inanmadıysan otur kendine ağla, çünkü senin nefsinin ilim, irfan ve zevk-i selimden nasibi yok demektir. Fakat ben zannediyorum ki sen -Allahın izniyle- bu kitabın kıymetini bilecek, değerini vicdanında kabul edecek, onu gece gündüz okumak için elinden düşürmeyecek ve bu sayede Allahtan dilediğin her şeye de (muradına) nail olacaksın.

Sözünde haklıdır Nebhani. Orada bahsettiği onu gece gündüz okumak için elinden düşürmeyeceksin sözünün muhataplarından biri de benim. Takriben kırk seneden beri dediği gibi yanımdan hiç ayırmadım ayıramadım. Kitapta derlemiş olduğu Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemin mübarek Fem-i Güherlerinden dökülen o mesûr duaları okudukça o duaların sırlarını ve hikmetlerini gördükçe insan hem Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemi daha çok sevmeye hem de bu kitabın kıymetini anlamaya başladığını fark ediyor.

Cenab-ı Erhamürrahimin’den bu kitap ve emsalinden hakkıyla istifade etmeyi, Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellemin mübarek ifadesiyle dilimizi bu dua ve zikirlerle terü taze tutmayı niyaz edelim. Allah bütün uzuvlarımızı özellikle dilimizi rızası istikametinde kullanmaya bizleri muvaffak etsin. (Amin)

 

Bu değerli  eser  Zinde  Yayınlarında  neşredilmiştir. 

YAZARIN SON YAZILARI