Diğer kardeşlerimiz duymasın

         Menkıbe olarak anlatılır. Bir gün Fatih Sultan Mehmed’in yanına derviş kılıklı birisi gelir ve ona: “Sultanım! Siz bir padişahsınız; saraylarda oturuyor ve yaşıyorsunuz. Ben ise sokaklarda sürünüyorum. Bir de ‘Müminler kardeştir’ diyorsunuz.  Eğer kardeş isek, neden sizinle aynı hayatı paylaşmıyorum?” diyerek, serzenişte bulunur. Hz. Fatih onun bu sitemi karşısında, kendisine yakışan büyüklüğünü ortaya koyar ve hemen ona bir kese altın verir. Ancak Sultan’ın bu ihsanını az bulan derviş,  “Senin onca malın mülkün yanında bu da bir şey mi” der. Ve bir kese altını azımsar. İşte o zaman Fatih, taşı gediğine kor ve hemen şu nükteyi yapıştırır: “Aman bunu diğer kardeşlerimiz duymasın. Yoksa sana bu kadarı bile düşmez!”

         **               *                *

         Peygamber Efendimiz (S.A.S.) Cehennemden en son çıkan müminin Cennete kavuşmasını şöyle ifade buyurmuştu: “Cenab-ı Hak kulları arasındaki meselelerde hükmünü tamamladıktan sonra Cehennem ehlinden, Allah’tan başka ilâh olmadığına şehadet edenlerden  (Yani müminlerden)  dilediklerini çıkarmayı murad edince meleklere onları çıkarmasını  emreder. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Zira Allah Teâlâ, Cehenneme âdemoğlunun secde izlerini yakmayı haram kılmıştır.

         “Melekler onları, kavrulup simsiyah olmuş vaziyette Cehennemden çıkarırlar. Üzerlerine “hayat suyu”  denilen bir su dökülür de sel uğrağında bilen yabani reyhan tohumları gibi hızla canlanırlar. İçlerinden birinin yüzü Cehennem dönük olarak kalır:   -Ya Rabbi!  Kokusu beni zehirliyor, alevî de yakıyor!  Ne olur yüzümü Cehennemden başka tarafa çevir, der. Bu şekilde dua etmeye o kadar devam eder ki, nihayetinde Cenab-ı Hak: -İstediğini verirsem, sen başka bir şey daha istersin, buyurur. Kul:  -İzzetine yemin ederim ki, hayır!  Sen’den bundan başka bir şey istemeyeceğim, der. Cenab-ı Hak onun yüzünü Cehennemden başka tarafa çevirir. Bir müddet sabreden kul dayanamayıp:  -Yâ Rabbi! Beni Cennetin kapısına yaklaştır, der. Cenab-ı Hak:  -Başka bir şey istemeyeceğine dair söz vermemiş miydin?  Yazıklar olsun sana ey âdemoğlu!  Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefa etmez birisin, buyurur. O kul, bu şekilde dua etmeye devam eder. Nihayet Cenab-ı Hak: Bu istediğini verirsem başka bir şey daha istersin, buyurur! Kul:  -İzzetine yemin ederim ki, hayır!  Sen’den, bundan başka bir şey istemeyeceğim, diyerek Allah Teâlâya bu hususta kuvvetli söz ve taahhütler verir. Bunun üzerine Allah  Teâlâ onu Cennetin kapısına yaklaştırır. O kul, Cennetin içindeki güzellikleri görünce, Allah’ın dilediği kadar bir müddet sükût eder ama yine dayanamaz:  -Yâ Rabbi!  Beni Cennetin içine koy, der. Cenab-ı Hak: -Başka bir şey istemeyeceğine dair söz vermemiş miydin? Yazıklar olsun sana ey âdemoğlu!  Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefa etmez birisin, buyurur. O da:  -Yâ Rabbi!  Ben mahlukatının en bedbahtı eyleme, der ve bıkıp usanmadan dua etmeye devam eder. Bunun   üzerine Allah Teâlâ ona güler.  (yani ondan razı olur).  Râzı olunca da Cennete girmesine izin verir. Cennete girdiğinde o kula “Şunları şunları da iste” diye  (hatırlayamadığı ve bilmediği şeyler de hatırlatılır.) O da ister. Sonra yine “Şunları şunları da iste!” denir. O da uzun uzun taleplerde bulunur. Nihayet bütün arzu ve istekleri bitince Allah Teâlâ ona:  -Bunların hepsi ve bir o kadarı daha hep senindir, buyurur. Ebu Hureyre (R.A.)  “Bu adam, Cennete en son giren kimsedir.” demiştir.

(Buharî, Rikaki 52) 

YAZARIN SON YAZILARI