Hafız Ali Ağabey'in Rumazat-ı Semaniye değerlendirmesi

Safvet Senih
Yayınlanma Perşembe, 30 Ocak 2025
Barla Lâhikasında bir mektubunda Hafız Ali Ağabey diyor ki:
Ey Yüce Üstad!
Cenâb-ı Erhamürrâhimîn'e çok şükürler ki, size, o muazzam Kitâb-ı Mübînin hazine-i hakâikının miftahını, rahmetiyle ihsan buyurmuş. O hakâik-ı azîme ki, bütün dünya halkının eşedd-i ihtiyaç ve atş ile, sabırsızlıkla, müterreddid, mütehayyir, "acaba bir âb-ı hayat bulacak mıyız?" diye bir hâlette iken, o mahfuz ve mestur zemzeme-i azîmenin musluklarını açarak, her meşreb ehlinin müracaatlarında içirilmemek kabil olmayan bir tarzda, cüz'î, küllî hatta pek âmî olanlar bile bir damla ile hararetini kestirecek derecede vazife-i âliyenizde münteşir, tekellüfsüz, tasannûsuz, çok cihetlerle kanâat-ı kâmile ile şahid olabildiğimiz bu vazife ile muvazzaf ve ancak ilm-i bînihâyeden lemeân eden, arş-ı Hudâ'ya nazar ile âleme rahmete vesile olduğunuz hengâmda ne diyebilmek mümkün ve ne cesaret!
Hem bütün mümkinatla alâkadar, o muhit ve ehass-ı havassın bile tam fâik derecesinde massedebilmesi, bence baîd diyebileceğim serâser nur olan eserlere, fakir gibi, her hususta nısf değil hiçin hiçi olanların, bu hususta mütalâa değil, elime kalem alıp o mübarek fikr-i âlinin içine müşevveş fikrimi karıştırmaktan korkuyorum ve cesaret edemiyorum. Gaye-i maksad olan, yalnız Üstadım, her hususta muvaffakıyete kısa nazarım ile bakıyorum. Muvaffakıyetler neticesi, bizim için bir eyyam-ı mübareke uzaktan uzağa görünüyor. İnşâallah o yevm-i mev'ûdu, duanız himmetiyle göreceğiz ve biz görmezsek, fütuhat-ı azîme nâil olan eserleriniz, pek bâlâ bir mevkide kahramanâne müşahede edecekleri şübhesizdir. Cenâb-ı Hak sizden ebedî râzı olsun. Dua-yı âciziyeden başka bir mütalâa dermeyan edemiyeceğimden o hususu; fikr-i âlî, kalb-i sâfî kardeşlerime havâle edip, el ve eteklerinize yüzlerim sürerek, kırık dökük sözlerimden affınızı dilerim.
Üstadım, bu üçüncü nükte-i kenziyeyi mütalâa ettim. Sûre-i Alâk-ı Mübareğin hurûfâtının îma ettiği sırlar karşısında hayretimden gayr-i ihtiyârî, "Allah, Allah" lâfz-ı celâli ağzımdan çıkmakla öz ve gözlerim hazin hazin yaşarıyordu ve şöyle düşünüyordum: Evet nasıl ki, kâinatın her zerresi Hâlik-ı kâinata şehadet ve gülümseyerek haber veriyorlar. Öyle de, kâinatın haritası olan Kur'ân-ı Hakîmin vücudunu teşkil eden harfleri de, hâdisat-ı kevniyenin mâzi, hal ve müstakbeline lisan-ı halleriyle şehadet edecekleri bedihîdir diyorum. Bu düşüncemin îzahını nihayetteki ihtarında buldum, elhamdülillâh dedim.
Hele mübarek Sûre-i Rahman, şu zamanın efkâr-ı bâtıla ve fir'avn-meşreb kafalara yıldırım-misâl sâika ile pek sarih bir sûrette, her işi Rahmânürrahîmin diye isbat ve otuz bir defa bir cümle tekrar ile, çör-çöpten ibaret olan tabiiyyun ve maddiyyun tahassungâhlarını, o kudsî harflerinin remziyle zîr ü zeber ediyor. Zaten Üstadım, çok yerlerde de beyan buyurduğunuz gibi, bu kâinat kitabını açan Kâdir-i Zülcelâl ve Hâkim-i Zülkemâl, o kitabı kapayıncaya kadar, o kitabın sahife, satır, harf ve noktalarını hakkıyla îzah edecek ve hikmetini gösterecek bir müfessir, bir muarrifi ve o muarrifin verese-i hakikisini rahmeti muktezası ile eksik etmeyecek.

Hafız Ali
(Rahmetullahi Aleyh)
Rumûzât-ı Semâniye Risalesi (yani 29. Mektubun 8. Kısmı), Kur’an harflerinin tevafuklarla gösterdikleri işaretleri, bazı surelerinin harflerinin Kudüs’ün, İstanbul’un fetihlerine işaretlerini, surelerin birbirleri arasındaki enteresan tevafukları Allah ve Kur’an lâfızlarının gösterdikleri riyazî tevafukları anlatıyor. Gerçekten insanı hayrette ve hayranlık içinde bırakıyor. İşte bu güzellikler karşısında ilk muhataplardan olan şehid Hâfız Ali Ağabeyimiz de içinden taşan hissiyatı bu mektupta şöylece ifade ediyor:
YAZARIN SON YAZILARI

Eğitim Bakan Yardımcısından Star Kolejleri’ne ziya...

Sahtelerden seçmeler! AKP’li Sakarya Büyükşehir Be...

Antalya semalarında can pazarı: Kalkışa hazırlanan...

Yandaş Hilal Kaplan sızdırdı: Atamalar, “idare ede...

Eski AKP’li vekil: ‘Anayasaya meydan okumaktan yar...


