İman birliği

İman birliği

       “Biz İslâmiyeti yaşayarak temsil etmeliyiz… İman Birliği sulhü temin edecek. İnsanlık teknolojinin öldürücü tehdidi karşısında duyarsız kalamaz. Şimdi ne ile savaşırsan savaş ve ne ile karşı koyarsan koy, mutlaka atmosferi kirletirsin. En mühim iş, savaşları önleyecek işler yapmaktır… Bizim işimiz bu hususta durmadan yürümektir.” Dur! Komutu terhis demektir… Durursanız ölürsünüz…” (H.E.)

         Zamanın Çıldırtıcılığına Karşı  Aktif  Sabır…

         Geciken yıllardan sonra çok geç yaşında çocuğu olan bir kadın, “Ben bunun mürüvvetini görebilmem için bir an önce büyütmeyelim” diyerek ağzına yağ bal ne bulduysa durdurmaya başlamış, nihayetinde de ölümüne sebep olmuş…

         “Zamanın çıldırtıcılığına karşı, sabredip VAKT-İ  MERHÛNU  bekleyerek, kaderin takdirine saygılı olanlar, Allah’a saygılı olmuş olurlar ve bunun büyük mükâfâtını görürler.”  (H.E.)

         Gözyaşların  Deniz  Gibi  Sel  Oldu

         Ali Haydar Hocamız dedi ki:

         “Bir öğretmen arkadaşımız solcu bir öğretmen arkadaşını ikna etmiş, oğlunu bizim Bozyaka Yurduna getirdi. Bütün ikazlarımıza, ‘Sakın öğrencilere bir fiske bile vurmayın!..’ diye tembihlerimize rağmen bir belletmen o çocuğu bir yaramazlığından dolayı birkaç tokat vuruyor. O da ağlayarak babasına telefon açıp ‘Beni dövdüler!..’ diyerek şikayet ediyor. O da hışımla gelip çantasına eşyalarını doldurarak oğlunu alıp yurttan çıkmak üzere iken haberim oldu. Dış kapıdaki bekçiyi telefonla arayıp ben gelinceye kadar bekletmesini istedim. Ama bekçiyi ittirip savurduğu gibi çocuğu alıp gitmiş. Arkalarından koştum. Zeytinliğin orada önlerine geçtim yalvardım. Beni de şiddetli şekilde itti. Düştüm yere kapaklandım ve bir zeytin ağacının altında ağlamaya başladım. Bir yandan da ‘Bir yanlışlık olmuş, ne olur götürme çocuğu!..’ diyorum, kendi kendime. Bir müddet sonra artık gittiler, ne yapayım, diyerek kafamı kaldırıp bir baktım çocuk elinde bavul bekliyor. ‘Baban nerede?’ dedim. ‘Gitti’ dedi. Dünyalar benim oldu. Elinden tuttum yakınımızda olan evime götürdüm, karnını doyurdum. Yapılanlardan özür diledim. ‘Bundan sonra  en ufak bir şeyde bana söyleyeceksin. Söz… Her şeyi düzelteceğim. Ben buranın idarecisiyim. Babanın görevi var. İşini bırakıp ta buralara kadar gelip gidiyor. Tamam mı?’ dedim. ‘Tamam’ dedi. Birkaç hafta sonra baktım, babası gelmiş. Sonra odama geldi. Ağladı. ‘Eğer yoluma çıkıp, durdurarak  gözyaşları dökmeseydin çocuğu götürüp sol örgütlere teslim edecektim. Önüme bir deniz çıktı… O deniz sizin samimi gözyaşlarınızdı!” dedi.

         Zaman Fırını

         Zaman, hareketin renginden ibarettir. Hareket olmasa, zaman da olmaz. Ama zaman insanoğlunun pişip hamlıktan kurtulması için yaratılmış muhteşem bir fırındır. İnsanın tecrübe ve birikimlerinden ders ve ibret alıp olgunlaşmaya bakması kazım.

         Düşünmeden bir adım atılacağına bin defa düşünüp bir defa adım atmak daha iyidir.

         Keyiflerine göre adım atanlar keyfiyet (kalite)  kazanamazlar. Keyfiyet kazanıp kemâle ermemiz için keyfimize göre hareket etmekten uzak durmalıyız. Hem keyif çat, hem keyfiyet kazan; bu mümkün değildir.

         Hürriyetin  Tarifi Çok

         Hürriyetin pek çok tarifleri yapılmıştır. Üstad Hazretleri şöyle der: “Hürriyet, insanın ne kendine, ne de başkasına zarar vermeden işlerinde şahane serbest olmasıdır.” Yani insanın, kendisini bile kendisinden koruması gerekmektedir. Yoksa canın istedi, sigara iç sarhoşluk ve uyuşturuculuk veren maddeler kullan diye bir lüksü yoktur. O zaman hür değilsin, nefsinin, şeytanın içkinin ve uyuşturucunun kölesisin demektir.

         İnsanlığı Kucaklama

         M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin en dinsizi bile içine alan kucaklayıcılık düşüncesinde şunlar var: “Ruhumuzun Heykelini Dikerken”  isimli eserinde diyor ki: “Diğer gruplara karşı, ‘Biz ilkiz, biz farklıyız.’ tavrı çok yanlış ‘Biz de herkes gibiyiz, farklı değiliz’  samimiyeti içinde olmalıyız. Bazılarının yanlış tavırları herkese mâl edilir. Evet, bizler Peygamber Efendimizin (S.A.S.)  mesajlarını, kendi anlayış prizmamız ile başkalarına yansıtmalıyız.

         Bir  Rüya

         Bir gazeteci arkadaşımız kendisini rüyasında Hizmet’in yeni ve güzel bir binasında görüyor. İleriden, atına binmiş birisi geliyor. Haşmetli bir görünüşü var. O, onu karşılayıp Hizmet’e zarar vermemesi için karşısına çıkıp bir şeyler söylemek istiyor. Ama o atından iniyor… Durduğu yerde küçülmeye başlıyor. Yüzünde ve vücudunda sivilceler ve çıbanlar çıkmaya başlıyor. Arkadaşımız onun elinden tutuyor, bir de bakıyor ki, bileği kesilmiş ve o yarasından irin akıyor. Akması devam ediyorken  birden dermansız kalıp yere yığılıyor… 

YAZARIN SON YAZILARI

İman birliği