İman birliği

Safvet Senih
Yayınlanma Çarşamba, 25 Şubat 2026

“Biz İslâmiyeti yaşayarak temsil etmeliyiz… İman Birliği sulhü temin edecek. İnsanlık teknolojinin öldürücü tehdidi karşısında duyarsız kalamaz. Şimdi ne ile savaşırsan savaş ve ne ile karşı koyarsan koy, mutlaka atmosferi kirletirsin. En mühim iş, savaşları önleyecek işler yapmaktır… Bizim işimiz bu hususta durmadan yürümektir.” Dur! Komutu terhis demektir… Durursanız ölürsünüz…” (H.E.)
Zamanın Çıldırtıcılığına
Karşı Aktif Sabır…
Geciken yıllardan sonra
çok geç yaşında çocuğu olan bir kadın, “Ben bunun mürüvvetini görebilmem için
bir an önce büyütmeyelim” diyerek ağzına yağ bal ne bulduysa durdurmaya
başlamış, nihayetinde de ölümüne sebep olmuş…
“Zamanın çıldırtıcılığına
karşı, sabredip VAKT-İ MERHÛNU bekleyerek, kaderin takdirine saygılı
olanlar, Allah’a saygılı olmuş olurlar ve bunun büyük mükâfâtını görürler.” (H.E.)
Gözyaşların Deniz
Gibi Sel Oldu
Ali Haydar Hocamız dedi
ki:
“Bir öğretmen arkadaşımız
solcu bir öğretmen arkadaşını ikna etmiş, oğlunu bizim Bozyaka Yurduna getirdi.
Bütün ikazlarımıza, ‘Sakın öğrencilere bir fiske bile vurmayın!..’ diye
tembihlerimize rağmen bir belletmen o çocuğu bir yaramazlığından dolayı birkaç
tokat vuruyor. O da ağlayarak babasına telefon açıp ‘Beni dövdüler!..’ diyerek
şikayet ediyor. O da hışımla gelip çantasına eşyalarını doldurarak oğlunu alıp
yurttan çıkmak üzere iken haberim oldu. Dış kapıdaki bekçiyi telefonla arayıp
ben gelinceye kadar bekletmesini istedim. Ama bekçiyi ittirip savurduğu gibi
çocuğu alıp gitmiş. Arkalarından koştum. Zeytinliğin orada önlerine geçtim
yalvardım. Beni de şiddetli şekilde itti. Düştüm yere kapaklandım ve bir zeytin
ağacının altında ağlamaya başladım. Bir yandan da ‘Bir yanlışlık olmuş, ne olur
götürme çocuğu!..’ diyorum, kendi kendime. Bir müddet sonra artık gittiler, ne
yapayım, diyerek kafamı kaldırıp bir baktım çocuk elinde bavul bekliyor. ‘Baban
nerede?’ dedim. ‘Gitti’ dedi. Dünyalar benim oldu. Elinden tuttum yakınımızda
olan evime götürdüm, karnını doyurdum. Yapılanlardan özür diledim. ‘Bundan
sonra en ufak bir şeyde bana
söyleyeceksin. Söz… Her şeyi düzelteceğim. Ben buranın idarecisiyim. Babanın
görevi var. İşini bırakıp ta buralara kadar gelip gidiyor. Tamam mı?’ dedim.
‘Tamam’ dedi. Birkaç hafta sonra baktım, babası gelmiş. Sonra odama geldi. Ağladı.
‘Eğer yoluma çıkıp, durdurarak
gözyaşları dökmeseydin çocuğu götürüp sol örgütlere teslim edecektim.
Önüme bir deniz çıktı… O deniz sizin samimi gözyaşlarınızdı!” dedi.
Zaman Fırını
Zaman, hareketin renginden
ibarettir. Hareket olmasa, zaman da olmaz. Ama zaman insanoğlunun pişip
hamlıktan kurtulması için yaratılmış muhteşem bir fırındır. İnsanın tecrübe ve
birikimlerinden ders ve ibret alıp olgunlaşmaya bakması kazım.
Düşünmeden bir adım
atılacağına bin defa düşünüp bir defa adım atmak daha iyidir.
Keyiflerine göre adım
atanlar keyfiyet (kalite) kazanamazlar. Keyfiyet
kazanıp kemâle ermemiz için keyfimize göre hareket etmekten uzak durmalıyız.
Hem keyif çat, hem keyfiyet kazan; bu mümkün değildir.
Hürriyetin Tarifi Çok
Hürriyetin pek çok
tarifleri yapılmıştır. Üstad Hazretleri şöyle der: “Hürriyet, insanın ne
kendine, ne de başkasına zarar vermeden işlerinde şahane serbest olmasıdır.”
Yani insanın, kendisini bile kendisinden koruması gerekmektedir. Yoksa canın
istedi, sigara iç sarhoşluk ve uyuşturuculuk veren maddeler kullan diye bir
lüksü yoktur. O zaman hür değilsin, nefsinin, şeytanın içkinin ve uyuşturucunun
kölesisin demektir.
İnsanlığı Kucaklama
M. Fethullah Gülen
Hocaefendi’nin en dinsizi bile içine alan kucaklayıcılık düşüncesinde şunlar
var: “Ruhumuzun Heykelini Dikerken”
isimli eserinde diyor ki: “Diğer gruplara karşı, ‘Biz ilkiz, biz
farklıyız.’ tavrı çok yanlış ‘Biz de herkes gibiyiz, farklı değiliz’ samimiyeti içinde olmalıyız. Bazılarının
yanlış tavırları herkese mâl edilir. Evet, bizler Peygamber Efendimizin
(S.A.S.) mesajlarını, kendi anlayış
prizmamız ile başkalarına yansıtmalıyız.
Bir Rüya
Bir gazeteci arkadaşımız
kendisini rüyasında Hizmet’in yeni ve güzel bir binasında görüyor. İleriden,
atına binmiş birisi geliyor. Haşmetli bir görünüşü var. O, onu karşılayıp
Hizmet’e zarar vermemesi için karşısına çıkıp bir şeyler söylemek istiyor. Ama
o atından iniyor… Durduğu yerde küçülmeye başlıyor. Yüzünde ve vücudunda
sivilceler ve çıbanlar çıkmaya başlıyor. Arkadaşımız onun elinden tutuyor, bir
de bakıyor ki, bileği kesilmiş ve o yarasından irin akıyor. Akması devam
ediyorken birden dermansız kalıp yere
yığılıyor…







