Kapıdan İçeri

Safvet Senih
Yayınlanma Çarşamba, 18 Şubat 2026
Kardeşimiz
Kadir Boyacı, Hindistan’daki organizasyonu orijinal boyutları ile bizlere
takdim ediyor. Ben de sizlere aynen aktarmaya çalışacağım.
Bir akşam, bir
ev ve dünyanın dört bir yanından kesişen yollar...
Bazen insan, dünyanın büyüklüğünü bir evin salonunda anlar. Haritalar bize
mesafeleri gösterir ama kalpler arasındaki yakınlığı ancak bir sofranın
etrafında oturduğumuzda hissederiz. Hindistan’da bir akşam, adını bile doğru
dürüst bilmediğimiz bir evin kapısından içeri girerken yine bunu düşündüm:
Tanımadığımız insanların evine misafir oluyoruz ama içimizde en ufak bir
yabancılık yok. Çünkü bazı yolculuklar adreslere değil, niyetlere yapılır.
Her gittiğimiz
yerde yerel bir ailenin misafiri olmaya çalışıyoruz. En son Hizmet Konferansı
vesilesiyle gittiğimiz Hindistan'da böyle bir ziyaret daha gerçekleştiriyoruz.
Bir ülkeyi gerçekten anlamanın yolu, turistik mekânlardan çok insanların
evlerine uğramaktan geçiyor. İnsanların misafirperverliğini ve cana yakınlığını
ancak böyle derinden hissedebiliyorsunuz.
Bu kez
mihmandarımız Muhammad Abi bizi bir misafirliğe götürüyordu. Yolda merakla
sordum:
“Abi, kime
gidiyoruz? Ev sahibi kimler? Biraz bilgi versen…”
Gülümsedi: “Ben
abiyi uzaktan tanıyorum, bir sorayım,” dedi.
Ne biz ev
sahibini tanıyorduk ne de o bizi. Ama bu yolun yolcuları için bu durum hiç
yabancı değildi. Hizmet yolculuğunda çoğu zaman kapılar isimlerle değil,
niyetlerle açılır. Daha önce hiç görmediğiniz biriyle vedalaşırken yıllardır
dostmuşsunuz gibi ayrılmanız bundandır.
Kısa telefon
trafiğinden sonra Syed Abiye gittiğimizi öğrendik. “İnsanları uçuran birisi,”
dediler. İlk anda mecaz sandık; sonra gerçekten helikopter kiralama şirketi
olduğunu öğrenince hepimiz gülümsedik.
Eve
vardığımızda biz on dört kişiydik; biraz sonra dört kişilik Kazak bir aile daha
katıldı. Ortamda kimse kimseyi tanımıyordu ama sanki herkes yıllardır dosttu.
Tanışmalar, yemekler, sofranın etrafında dolaşan o görünmez sıcaklık… Ve
ardından gelen o tanıdık soru:
“Hizmet ile
nasıl tanıştınız?”
Bu soru gecenin
ruhunu belirledi.
Syed Abi söze
sakin bir tebessümle başladı. Burada pek çok İslami hareketle tanıştığını,
zaman zaman gidip geldiğini anlattı. Bir gün eşi Saliha Ablanın bir sohbet
grubuna katıldığını ve orada Türkiye’den gelen iki hanımefendiyle tanıştığını
söyledi. Sohbetler ilerledikçe aralarında sıcak bir bağ kurulmuş. Bir akşam
Saliha Abla, “Türkiye’den iki kardeşimiz var, çok samimiler; bize de gelmek
istiyorlar,” deyince Syed Abi önce biraz temkinli davranmış.
Kendi kendine,
“Kim bunlar? Nedir, neyin nesidir?” diye düşünmüş. Tam o günlerde Şaban Abi
arayıp, “Sizinle tanışmak istiyoruz,” deyince merakı daha da artmış. “Siz
kimsiniz, ne işle meşgulsünüz?” diye sormuş. Şaban abi ise, “Buluşunca
konuşuruz,” demiş.
Bu cevap Syed
Abinin zihninde türlü sorular doğurmuş. “İnsan ne yaptığını söylemez mi?” diye
içinden geçirmiş. Hatta kendi kendine, “Acaba kim bunlar; neyin nesidir,
uyuşturucu satıcısı mı, mafya mı?” diye şakalaşarak şüphelerini dile
getirdiğini anlattı.
Sonunda
buluşmuşlar. Sohbet ilerledikçe Şaban Abi, Hizmet Hareketi’nden, eğitim
çalışmalarından ve insanlara fayda sağlama niyetinden bahsetmiş. Konuştukça
kalbindeki tereddütler yerini güvene bırakmış. “O gün bugündür bu yolun
içindeyiz,” dedi Syed abi.
Bir an durup
derin bir nefes aldı ve ekledi: “Bir zamanlar burada çok kişiydik. 2016’dan
sonra korkudan ayrılanlar oldu. Ama Allah bize burada kalmanın pek çok nimetini
gösterdi. Yeni yeni fidanlar yetişti/yetişiyor.”
Söz daha sonra
Kazak misafire geçti. Almanya’da katılması gereken bir programı, eşinin
hastalığının nüksetmesi nedeniyle iptal etmek zorunda kaldığını anlattı. Çare
arayışı içinde araştırmalar yaparken bir arkadaşından Hindistan’ın sağlık
alanında oldukça ileri olduğunu öğrenmişler. Bunun üzerine tereddüt etmeden
biletlerini alıp yola çıkmışlar.
Hindistan’a
doğru yola çıkarken kalbinden geçen duayı bizimle paylaştı:
“Biz geziye
gelmiyoruz; her şeyle karşılaşabiliriz ama Rabbim bizi hayırlı insanlarla
karşılaştırsın,” diye dua ettim,” dedi.
Üç haftadır
gördüğü ilgiden bahsederken yüzünde derin bir şükür vardı. “Belki Almanya’da
hiç karşılaşmayacaktık,” dedi, “Ama burada yollarımız kesişti. Demek ki her
şeyde bir hayır var.”
Ardından Prof.
Steven konuştu. Kendini ateist olarak tanımlamasına rağmen Hizmet’in
değerlerinde kendi vicdanının sesini bulduğunu söyledi. “Eskiden bunun sadece
Türklere ait olduğunu düşünürdüm,” dedi. “Şimdi görüyorum ki bu değerler
insanlığa ait; din, dil, ırk fark etmiyor.”
Deneyimli bir
Alman gazeteci ise 1990’larda Türkiye’ye gönderildiğini ve İslami hareketleri
incelemeye başladığını anlattı. Hizmet hakkında yazdığı ilk yazıda Batı
toplumuna bu hareketi özellikle dikkat çekmek istediğini söyledi: Modernite ile
barışık, diyaloğa açık bir yaklaşım…
Abant
Platformu’nu hatırlattı. “Normalde yolda görseler yollarını değiştirecek
insanlar aynı masada buluşmuştu,” dedi. Alevi, Ermeni, Kürt, Sünni, Yahudi,
ateist, Kemalist… Farklı hikâyeler, farklı kimlikler ama ortak bir konuşma
zemini.
Gece
ilerledikçe sohbet derinleşti. Saatlerin nasıl geçtiğini kimse fark etmedi.
Kapıdan
çıkarken herkes birbirine sarılıyor, telefon numaraları paylaşılıyor ve
“İrtibatta kalalım,” deniyordu. O an insan şunu fark ediyor: Dünyayı küçülten
şey teknoloji değil, samimiyettir.
Ve bazen bir akşam, hiç tanımadığınız bir evde, insanlığın ortak dilini yeniden öğrenirsiniz. Belki de yolculukların en büyük hediyesi budur: Tanımadığımız insanların aslında ne kadar tanıdık olduğunu görmek.







