Kapıdan İçeri


Kardeşimiz Kadir Boyacı, Hindistan’daki organizasyonu orijinal boyutları ile bizlere takdim ediyor. Ben de sizlere aynen aktarmaya çalışacağım.

Bir akşam, bir ev ve dünyanın dört bir yanından kesişen yollar...

Bazen insan, dünyanın büyüklüğünü bir evin salonunda anlar. Haritalar bize mesafeleri gösterir ama kalpler arasındaki yakınlığı ancak bir sofranın etrafında oturduğumuzda hissederiz. Hindistan’da bir akşam, adını bile doğru dürüst bilmediğimiz bir evin kapısından içeri girerken yine bunu düşündüm: Tanımadığımız insanların evine misafir oluyoruz ama içimizde en ufak bir yabancılık yok. Çünkü bazı yolculuklar adreslere değil, niyetlere yapılır.

Her gittiğimiz yerde yerel bir ailenin misafiri olmaya çalışıyoruz. En son Hizmet Konferansı vesilesiyle gittiğimiz Hindistan'da böyle bir ziyaret daha gerçekleştiriyoruz. Bir ülkeyi gerçekten anlamanın yolu, turistik mekânlardan çok insanların evlerine uğramaktan geçiyor. İnsanların misafirperverliğini ve cana yakınlığını ancak böyle derinden hissedebiliyorsunuz.

Bu kez mihmandarımız Muhammad Abi bizi bir misafirliğe götürüyordu. Yolda merakla sordum:

“Abi, kime gidiyoruz? Ev sahibi kimler? Biraz bilgi versen…”

Gülümsedi: “Ben abiyi uzaktan tanıyorum, bir sorayım,” dedi.

Ne biz ev sahibini tanıyorduk ne de o bizi. Ama bu yolun yolcuları için bu durum hiç yabancı değildi. Hizmet yolculuğunda çoğu zaman kapılar isimlerle değil, niyetlerle açılır. Daha önce hiç görmediğiniz biriyle vedalaşırken yıllardır dostmuşsunuz gibi ayrılmanız bundandır.

Kısa telefon trafiğinden sonra Syed Abiye gittiğimizi öğrendik. “İnsanları uçuran birisi,” dediler. İlk anda mecaz sandık; sonra gerçekten helikopter kiralama şirketi olduğunu öğrenince hepimiz gülümsedik.

Eve vardığımızda biz on dört kişiydik; biraz sonra dört kişilik Kazak bir aile daha katıldı. Ortamda kimse kimseyi tanımıyordu ama sanki herkes yıllardır dosttu. Tanışmalar, yemekler, sofranın etrafında dolaşan o görünmez sıcaklık… Ve ardından gelen o tanıdık soru:

“Hizmet ile nasıl tanıştınız?”

Bu soru gecenin ruhunu belirledi.

Syed Abi söze sakin bir tebessümle başladı. Burada pek çok İslami hareketle tanıştığını, zaman zaman gidip geldiğini anlattı. Bir gün eşi Saliha Ablanın bir sohbet grubuna katıldığını ve orada Türkiye’den gelen iki hanımefendiyle tanıştığını söyledi. Sohbetler ilerledikçe aralarında sıcak bir bağ kurulmuş. Bir akşam Saliha Abla, “Türkiye’den iki kardeşimiz var, çok samimiler; bize de gelmek istiyorlar,” deyince Syed Abi önce biraz temkinli davranmış.

Kendi kendine, “Kim bunlar? Nedir, neyin nesidir?” diye düşünmüş. Tam o günlerde Şaban Abi arayıp, “Sizinle tanışmak istiyoruz,” deyince merakı daha da artmış. “Siz kimsiniz, ne işle meşgulsünüz?” diye sormuş. Şaban abi ise, “Buluşunca konuşuruz,” demiş.

Bu cevap Syed Abinin zihninde türlü sorular doğurmuş. “İnsan ne yaptığını söylemez mi?” diye içinden geçirmiş. Hatta kendi kendine, “Acaba kim bunlar; neyin nesidir, uyuşturucu satıcısı mı, mafya mı?” diye şakalaşarak şüphelerini dile getirdiğini anlattı.

Sonunda buluşmuşlar. Sohbet ilerledikçe Şaban Abi, Hizmet Hareketi’nden, eğitim çalışmalarından ve insanlara fayda sağlama niyetinden bahsetmiş. Konuştukça kalbindeki tereddütler yerini güvene bırakmış. “O gün bugündür bu yolun içindeyiz,” dedi Syed abi.

Bir an durup derin bir nefes aldı ve ekledi: “Bir zamanlar burada çok kişiydik. 2016’dan sonra korkudan ayrılanlar oldu. Ama Allah bize burada kalmanın pek çok nimetini gösterdi. Yeni yeni fidanlar yetişti/yetişiyor.”

Söz daha sonra Kazak misafire geçti. Almanya’da katılması gereken bir programı, eşinin hastalığının nüksetmesi nedeniyle iptal etmek zorunda kaldığını anlattı. Çare arayışı içinde araştırmalar yaparken bir arkadaşından Hindistan’ın sağlık alanında oldukça ileri olduğunu öğrenmişler. Bunun üzerine tereddüt etmeden biletlerini alıp yola çıkmışlar.

Hindistan’a doğru yola çıkarken kalbinden geçen duayı bizimle paylaştı:

“Biz geziye gelmiyoruz; her şeyle karşılaşabiliriz ama Rabbim bizi hayırlı insanlarla karşılaştırsın,” diye dua ettim,” dedi.

Üç haftadır gördüğü ilgiden bahsederken yüzünde derin bir şükür vardı. “Belki Almanya’da hiç karşılaşmayacaktık,” dedi, “Ama burada yollarımız kesişti. Demek ki her şeyde bir hayır var.”

Ardından Prof. Steven konuştu. Kendini ateist olarak tanımlamasına rağmen Hizmet’in değerlerinde kendi vicdanının sesini bulduğunu söyledi. “Eskiden bunun sadece Türklere ait olduğunu düşünürdüm,” dedi. “Şimdi görüyorum ki bu değerler insanlığa ait; din, dil, ırk fark etmiyor.”

Deneyimli bir Alman gazeteci ise 1990’larda Türkiye’ye gönderildiğini ve İslami hareketleri incelemeye başladığını anlattı. Hizmet hakkında yazdığı ilk yazıda Batı toplumuna bu hareketi özellikle dikkat çekmek istediğini söyledi: Modernite ile barışık, diyaloğa açık bir yaklaşım…

Abant Platformu’nu hatırlattı. “Normalde yolda görseler yollarını değiştirecek insanlar aynı masada buluşmuştu,” dedi. Alevi, Ermeni, Kürt, Sünni, Yahudi, ateist, Kemalist… Farklı hikâyeler, farklı kimlikler ama ortak bir konuşma zemini.

Gece ilerledikçe sohbet derinleşti. Saatlerin nasıl geçtiğini kimse fark etmedi.

Kapıdan çıkarken herkes birbirine sarılıyor, telefon numaraları paylaşılıyor ve “İrtibatta kalalım,” deniyordu. O an insan şunu fark ediyor: Dünyayı küçülten şey teknoloji değil, samimiyettir.

Ve bazen bir akşam, hiç tanımadığınız bir evde, insanlığın ortak dilini yeniden öğrenirsiniz. Belki de yolculukların en büyük hediyesi budur: Tanımadığımız insanların aslında ne kadar tanıdık olduğunu görmek.

YAZARIN SON YAZILARI