Kısa kısa kıssalar

Kısa kısa kıssalar

Kıssa hisse içindir…

Bir seyahat sırasında Yunanistan’dan taksiyle Bulgaristan’a geçiyorduk. Bir yol çatında, arabayı kullanan arkadaş, yolun çatalının soluna giderken hatasını anladı ve hemen direksiyonu sağa kırdı ve durdu. Tam bu sırada solumuzdan çok hızlı bir araba geçti ve biraz ileride durdu. Sonra geri geri yanımıza kadar geldi “Bir problem mi var? Bir ihtiyacınız var mı?” dedi. Biz onunla konuşurken hemen sağ tarafımızda biraz yüksekte bir lokanta vardı. Oradakiler hemen o şahsa “Bir şey mi oldu?!.” diye sordular. Meğer o meşhur bir şarkıcı imiş!..  

Araba sahibi olan arkadaşımız ona “Çok teşekkür ederiz. Eğer İstanbul’a gelirseniz, misafirimiz olursunuz, evim senindir.” dedi. O da “Hayır, hayır, o ev ne senindir, ne benim!..  (Elini semaya kaldırarak)  Her şey O’nundur!” dedi. Sonra bize bir şarkı bantı verdi. Yolda dinlemeye başladık. Tabiî Rumca söylüyordu. Ama şarkı kelimelerinin arasında Antalya vardı… Büyük bir Türkiye sevgisi vardı. Daha sonra Avustralya’da Uyum Bakanlığının en üst seviyesinde görevli bir Yunanlı olan ve diyalog hizmetlerinde arkadaşlara büyük destekleri olan Lekakis’e 2011 yılında bu şarkı bantını hediye ettim.

* * *

Çevremizdeki köylerden birisinde bir akrabamız vardı. Yaşlılığında topal olmuştu, yürüyemiyordu. Ayrıca ağrı ve acıdan duramıyordu. Hep şöyle inliyordu… “Ah ben yaptıklarımı çekiyorum. Gençliğimde annemi tekmelediğim bu ayaklar şimdi bana çektiriyorlar!..”

* * *

Amcam boylu boslu, yakışıklı birisiydi. Askerliğini sıhhiye çavuşu olarak yapmıştı. Köyümüzde evli ve bir oğlu olmasına rağmen askerlik yaptığı Balıkesir’de de evlenmişti. Askerlikten dönünce dedem İstiklal gazisi Abdullah Çavuş’tan korktuğu için ikinci hanımını köye getiremedi. Fakat askerde verem olmuştu, kurtulamadı ve vefat etti. Yengemiz gidip köyden bir başkasıyla evlendi. Benden altı ay büyük olan oğlu bizimle beraber kaldı. Annem onu benden ayırmadı. Düğün vs. yerlere giderken bile bir seferinde onu, başka seferinde beni yanına alarak giderdi. Annesi gibi muamele etti. Zaten annem yapı itibariyle çok şefkatli ve ismi gibi çok adâletliydi. Fakat büyüyünce bazılarının tesirinde kalarak annemi üzecek tavırlarda bulundu; bu da onun çok ağrına gitti ve çok gücendi… İlinme ve intizar yerine geçecek birkaç söz söyledi. “Anne sakın bir daha söyleme! Sen ona anne gibisin ilencin  geçebilir. Anne  -babaların duası da, bedduası da peygamberlerin ümmetlerine dua ve beddualarına benzer… Sonra yine üzülen ve ağlayan sen olursun!” dedim…

Bir tatile geldiğimde baktım valide ağlıyor. “Ne oldu?” dedim.  Dedi ki, “Onu jandarmalar karakola götürdüler. Git bir bak… Belki bir ihtiyacı vardır.” 

* * *

Avrupa’nın küçük ülkelerinden birinde, arkadaşlarımızı oraya  ilk gittikleri günlerde, hizmet verebilmek için bir kültür merkezi açmışlar ve  pek tanıdıkları olmadığı için ilk tanıştıkları esnaflardan birisine “Bir kültür merkezi açıyoruz. Buradaki Türk çocuklarına Türkçe, matematik, bilgisayar ve Kur’an dersleri vereceğiz. Fazla tanıdığımız yok, siz derneğimizin başkanı olur musunuz?”  demişler. O da “Olurum” demiş…  Gel zaman, git zaman, pek derneğe ve bizimkilerin yanına uğramamış, ama bu süreç başlayınca, konsolosluğumuzun başka hiçbir işi olmadığından fişlemelerinin içine bunu da dahil etmişler. Adam Türkiye’ye gidince hemen gözaltına almışlar. Her ne kadar “Siz ne yapıyorsunuz? Benim bütün sülalem AK Partili”  diye haykırsa da dinleyen olmamış. Savcı karşısına çıkarmışlar. Ona da “Ben iktidar partisindenim, benim hiçbir alakam, ibadetim yok, içki içerim; yapmayın ben hiç onlara benziyor muyum?” demiş… Savcı, “Birkaç isim VER BIRAKAYIM”  demiş.  O da “İşte tanıdıklarım, kankalarım” diye İçki sofrasındaki kafa denklerini telefonundan göstermiş; “İşte müritlerim, daha ne göstereyim!”  demiş. Savcı şöyle bir karar vermiş: “Bu kişinin iman ve amel yönünden zayıflıkları ortada iken bu gruptan olması mümkün olmadığı anlaşıldığından serbest kalmasına karar verilmiştir.” Gerçekten bir İBRET  LEVHASI!..

YAZARIN SON YAZILARI