KÖR   MÜSÜN  ENEKEM ?

KÖR   MÜSÜN  ENEKEM ?

M. Fethullah  Gülen Hocaefendi hep fıtrî ve samimî olmayı tavsiye ederdi. Bir seferinde Hocamız, bir hikaye anlatarak samimî tavırlarla, taklidî hareketlerin arasındaki farkı şöyle ifade ediyordu:

“Bektaşî yolda oturmuş, dizine taktığı fesine sarık sarıyormuş. Tam o esnada padişah yoldan geçiyor. Derviş padişahı gördüğü halde hiç aldırış etmemiş, dizine taktığı fesi sarmaya devam etmiş. Padişah onun yanına gelince,  ‘Erenler ne yapıyorsunuz?’  diye sormuş. O da o kişinin padişah olduğunu umursamadan, doğal bir şekilde ‘Kör müsün enekem? Sarık sarıyorum!’ diye cevap vermiş… Bektaşi’nin bu tabiî hali ve tavrı, padişahın hoşuna gitmiş ve Bektaşî’ye bir kese altın vermiş. Bunu gören başka bir akıllı da hemen diğer köşeye geçip fesini çıkarmış; dizine takıp sarık sarmaya başlamış. Padişah geçerken ona da uğramış ve ‘Hayrola erenler ne yapıyorsunuz?’ demiş. O da Bektaşi’ye taklid ederek ‘Kör müsün enekem, sarık sarıyorum ya’  demesin mi? Padişah yanındakilere dönmüş ve ‘Götürün şunu, altmış sopa atın!’ demiş.”

Not: Kırgızca olarak ENEKEM  ‘anam, anneciğim’ anlamında kullanılan böyle bir kelime mevcuttur.

Menkıbeye göre IV. Murad devrinde, Erzurum’da bir Habib Baba varmış. Evliyaullahtan olduğu söylenen bu zat, hacca gitmeye karar vermiş. O dönemde hacılar dört  bir taraftan gelip İstanbul’da toplanır, oradan da kervanlar halinde yola çıkarlarmış. Habib Baba da İstanbul’da kadar gelmiş ve ‘Yola çıkmadan evvel bir temizlik yapayım’ deyip bir hamama gidivermiş. Olacak ya, o gün padişahın vezirleri hamamı kiralamış ve kendilerine tahsis etmişler; dolayısıyla da onlardan başka kimse içeri alınmamış. Habib Baba da bu yasağa takılacakmış ki: “Ben şu kurnacıkta yıkanıvereyim.” diye yalvarıp yakarınca,  oranın sahibi bu ihtiyarın haline acımış ve ona bir köşede yıkanması için izin vermiş. Çok geçmeden vezirler bütün ihtişam ve deddebeleriyle gelmişler. Bu arada, tebdil-i kıyafet ederek halkın içinde dolaşmaya itiyad edinen IV.  Murad da bu hamama gelmiş ve o da yalvarıp yakarınca, bizim Habib Baba’nın yanında yıkanmak şartıyla içeri girmiş. Bir aralık, Habib Baba ona sırtını keselemeyi teklif etmiş ve keselemiş. Sonra sırt keseleme sırası padişaha gelmiş. IV. Murad elindeki keseyi Habib Baba’nın sırtında gezdirirken “Bir bize bak, bir de şu vezirlere…  Bu dünyada padişah vezir olmak varmış.”  deyince, Habib Baba “A dostum, öyle bir padişaha vezir ol ki, bütün bu vezirlerin padişahına, senin uyuzlu sırtını keseletsin” deyivermiş.

Menkıbelerde meselenin aslı olup olmadığına bakılmaz. Evet aslına değil, faslına bakılır. Burada esas meselenin Allah dostu olmak olduğu anlaşılır.  Eğer Allah dostu olabilirseniz, Padişahlar bile hizmetçi olur.

Gerçekten bu Hizmet-i İmâniye ve Kur’aniyede ihlas ve sadakatla çalışan kardeşler kendilerini sıradan insanlar saysalar bile Cenab-ı Hakkın öyle inayetlerine mazhar olmuşlardır ki, bazı büyük evliyalarda ancak görülebilecek mazhariyetlerdir. Yeter ki, biz O’na (c.c.)  tam bir kul olalım ve niyet-i sâdıka ile yolunda yürüyelim. Bu husus Hizmet gönüllülerinin şâhit olduğu güzellikler anlatılmaya çalışılsa ciltler tutar.

YAZARIN SON YAZILARI