Men çâle, nâle

Men çâle, nâle

         “Hicretten hicrete cevelan eden umduğuna nâil olur” şeklinde “Men çâle, nâle” sözüne bir meâl verilebilir. M. Fethullah  Gülen Hocaefendi, ciddiyet ve vakar arasında denge sağlamanın nasıl olacağına dair bir soruya cevap verirken, diyor ki:

         Nitekim,  ‘Men câle, nâle’  -Yollar yürünerek alınabilir, zirvelere azim, irade ve plânlarla ulaşılabilir; azimle yola koyulan ve yolculuğun gereklerini yerine getirenler hedeflerine nâil olurlar’ ve ‘Men talebe ve cedde, vecede-  Bir şeyi gönülden dileyen ve onu elde etmek için azim ve iradesinin hakkını vererek çalışıp çabalayan insan mutlaka istediği o şeyi bulur.’  düsturları bu hakikati ifade etmektedir.

         “Aslında bir Müslüman her işinde ve her zaman ciddi olmalıdır. Ne var ki, ciddiyet ve vakarın KİBRE  dönüşmesi, ciddî ve vakur bir insanın aynı zamanda mütevazi (alçak gönüllü)  olması gerekir. Kur’an-ı Kerim  ‘Rahman’ın has kulları o kimselerdir ki, onlar yerde tevâzu ile yürürler. Câhiller kendilerine lâf atarsa, -Selâmetle – der, geçer giderler.’  (Furkan Suresi, 25/63)  sözleriyle, hakiki müminleri anlatır ve onların yürürken dahi, sükûnet ve vakar ile hareket ettiklerini,  terbiyeli, nâzik ve alçak gönüllü olduklarını, câhillere çatmaya tenezzül etmediklerini ve asla mağrur, saygısız, kaba ve haşin davranmadıklarını nazara verir.

         “Diğer taraftan, müminlerin, ciddiyeti bir adım öne çıkararak tevazuyu onun arkasında tutacakları veya ciddiyeti tevazunun bir adım gerisine alacakları yerler ve durumlar da vardır. Bediüzzaman Hazretleri bu hususa dikkat çeker ve “Mesela bir ûlü’l-emrin (idarecinin),  makamındaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir.  Hanesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur’ der. Sonra da bu sözlerini şerhetmek sadedinde büyük bir memurun, memuriyet makamında bulunduğu vakit makamın izzetini muhafaza edecek tavırlar içinde olması ve vakarını koruması gerektiğini; onun her ziyaretçi için tevazu göstermesinin tezellül ve makamı tenzil olacağını fakat kendi evindeyken, ne kadar mütevazi davranırsa davransın, bunun ona daha çok yakışacağını, aksine aile fertlerine karşı tekebbür sayılacağını ifade eder. Tabii ki, bu hususta, ciddiyetsiz ve lâübâli olmakla mütevazi davranmayı birbirinden ayırmak icap eder; tekebbüre girmemek için vakarı terk etmenin, kendini lâ übâliliğe ve sululuğa salmak olmadığının da bilinmesi gerekir.

         “Haddizâtında, insanların hâl ve hareketlerindeki, oturuş ve kalkışlarındaki ciddiyet, iman ve marifet derinliğine bağlıdır. Dolayısıyla ciddiyetin seviyesi her insana, o insanın iman ve marifet ufkuna, ayrıca ciddi olması gereken yere ve konuma göre değişiklik arzeder.”  (Kırık Testi 5, İkindi Yağmurları)

         Birer tohum gibi cihana yayılacak Hizmet gönüllüsü, adanmış ruhların, cevelancılık anlayışını terketmemeleri ve Hocamızın koyduğu ölçülere riayet etmeleri en  büyük  temennimizdir.

         Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Kur’an âyetlerinde geçen sâlihat kelimesini tefsir ederken, çok geniş olarak ele alır. Namaz, oruç gibi ibadetler ve günahlardan sakınma gibi sarih mânâ olarak ifade edilen sâlih ameller yanında, yerine, zamanına ve kişinin konumuna göre de sâlihat vardır. Mesela, “ben”  adına yani kendin namına fedakârlık yapıp haklarından vazgeçebilmen  sâlih bir ameldir. Ama “biz” adına, bir devleti, bir cemaati temsil adına böyle bir fedakârlık yapamazsın. Eğer yaparsan, kötü bir iş yapmış olursun. Dikkatli olmak gerekir.

YAZARIN SON YAZILARI