Ün görmüşüm gün görmüşüm

Ün görmüşüm gün görmüşüm

M. Fethullah Gülen Hocaefendi; güzellikleri anlatma, insanlara tavsiye ve teklifte bulunmada insanın çok dikkatli olması gerektiğini, kavl-i leyyinle, hâl-i leyyinle ve tavr-ı leyyinle davranılmasını arzu ederdi. Ayrıca münasebetlerde insanların yaş ve seviyesine göre hitap edilmesini isterdi. Hocaefendi, İzmir vaazlarında; Hz. Cebrail’in, Sahabe Efendilerimizden Dıhyetü’l-Kelbî suretinde gelip Peygamber Efendimiz’e (S.A.S.) iman, İslam ve ihsan hakkındaki sorularına verdiği cevaba uygun bir sıra takip ediyordu. Ayrıca Hocaefendi’nin terbiye anlayışında MUHATABI TANIMA, en önemli prensiplerden biri olarak yer alır. O, bu konuyu ele aldığı bir yerde şöyle buyurur:

“Tebliğ insanı, muhatabının durumunu yakından takip etmeli ve onun hatalarına karşı anlayışlı davranmalıdır. Mümine karşı gösterilecek anlayış mürüvvet; küfür ve ilhad ehline karşı gösterilecek anlayış ise basiret, kiyaset ve dirayet şeklinde olmalıdır.”

Evet, irşat ve tebliğde bulunan kimseler, muhataplarının durumlarını çok iyi bilmeli ve onları kaçırıcı, nefret ettirici tutum ve davranışlardan fevkalade sakınmalıdırlar. Bir kere, tebliğcinin sunduğu şeyler hep kudsî mefhumlardır. Allah’ı, Resulünü, Kitabını ve ahiret gününü insanlara sevdirmek durumunda olan bir insan, herhalde vazifesinin ne olduğunu bilmeli ve davranışlarını da ona göre ayarlamalıdır. Çünkü muhatabın –Allah korusun– ona karşı duyacağı bir rahatsızlık, sevdirmekle sorumlu olduğu şeylerden nefret edilmesine sebebiyet verebilir. Böyle bir sebebiyet verme, hasaretin en büyüğüdür. ‘Böyle bir sebebiyet verme, bizim şahsî durumumuzdan kaynaklanıyorsa bunun sorumluluğunu da ötede biz çekeriz’ demektedir.”

“Kırklareli’nde vazife yaparken Fırıncı Ahmet Efendi’den bir hikâye dinlemiştim: Yemeği ağzınıza götürdüğünüzde parmaklarınızı bile yiyebileceğiniz kadar enfes yemekler yapan bir aşçı varmış. Bir gün garson gelmediği için servis yapma vazifesi ona düşmüş. O da ellerini arkasına koyup, ‘Arkadaş, ün görmüşüm, gün görmüşüm; baştan gelsin baklava!’ demiş. Bu bir hikâye olsa da bu kıssanın bize ifade ettiği çok mana var. Evet, sizin sunduğunuz, baklava gibi leziz bir yiyecek olabilir ve siz o baklavayı gönlünüzden kopup gelen bir insanlık ve iyi niyetle sunabilirsiniz. Ancak her şeyin bir sırası bulunduğunu ve karşınızdaki insanların belli alışkanlıklarının olduğunu asla unutmamalısınız. Söylediklerinizin ve yaptıklarınızın zamanlamasını ayarlamanız bu açıdan çok önemlidir. İşte işin önünü sonunu hesap etme, meseleleri arka planıyla görme, onlara mahrutî ve bütüncül bir nazarla bakma ve mebdeden müntehaya hep tenasüb-i illiyet prensibine göre hareket etme; basiret dediğimiz o âlî vasfa ait hususlardandır.”

Bireyselliğin fevkalâde öne çıktığı ve pompalandığı bazı ülkelerde bir misyoner havasında hareket etmek çok ters tepebilir. Efendimiz’in (S.A.S.) temsili, tebliğinden üstündür. Allah rızası için İslamiyet’in insaniyet yönünü öne çıkarıp insani evrensel değerler üzerinden yürümeliyiz. Bu mozaiklerde dili ve kültürü iyi öğrenerek renk renk çiçekler gibi açmalıyız ve topluma zenginlik katmalıyız.

YAZARIN SON YAZILARI