Ün görmüşüm gün görmüşüm

Safvet Senih
Yayınlanma Perşembe, 1 Ocak 2026

M. Fethullah Gülen Hocaefendi; güzellikleri anlatma, insanlara tavsiye ve teklifte bulunmada insanın çok dikkatli olması gerektiğini, kavl-i leyyinle, hâl-i leyyinle ve tavr-ı leyyinle davranılmasını arzu ederdi. Ayrıca münasebetlerde insanların yaş ve seviyesine göre hitap edilmesini isterdi. Hocaefendi, İzmir vaazlarında; Hz. Cebrail’in, Sahabe Efendilerimizden Dıhyetü’l-Kelbî suretinde gelip Peygamber Efendimiz’e (S.A.S.) iman, İslam ve ihsan hakkındaki sorularına verdiği cevaba uygun bir sıra takip ediyordu. Ayrıca Hocaefendi’nin terbiye anlayışında MUHATABI TANIMA, en önemli prensiplerden biri olarak yer alır. O, bu konuyu ele aldığı bir yerde şöyle buyurur:
“Tebliğ insanı, muhatabının
durumunu yakından takip etmeli ve onun hatalarına karşı anlayışlı
davranmalıdır. Mümine karşı gösterilecek anlayış mürüvvet; küfür ve ilhad
ehline karşı gösterilecek anlayış ise basiret, kiyaset ve dirayet şeklinde
olmalıdır.”
Evet, irşat ve tebliğde bulunan
kimseler, muhataplarının durumlarını çok iyi bilmeli ve onları kaçırıcı, nefret
ettirici tutum ve davranışlardan fevkalade sakınmalıdırlar. Bir kere,
tebliğcinin sunduğu şeyler hep kudsî mefhumlardır. Allah’ı, Resulünü, Kitabını
ve ahiret gününü insanlara sevdirmek durumunda olan bir insan, herhalde
vazifesinin ne olduğunu bilmeli ve davranışlarını da ona göre ayarlamalıdır.
Çünkü muhatabın –Allah korusun– ona karşı duyacağı bir rahatsızlık, sevdirmekle
sorumlu olduğu şeylerden nefret edilmesine sebebiyet verebilir. Böyle bir
sebebiyet verme, hasaretin en büyüğüdür. ‘Böyle bir sebebiyet verme, bizim
şahsî durumumuzdan kaynaklanıyorsa bunun sorumluluğunu da ötede biz çekeriz’
demektedir.”
“Kırklareli’nde vazife yaparken
Fırıncı Ahmet Efendi’den bir hikâye dinlemiştim: Yemeği ağzınıza götürdüğünüzde
parmaklarınızı bile yiyebileceğiniz kadar enfes yemekler yapan bir aşçı varmış.
Bir gün garson gelmediği için servis yapma vazifesi ona düşmüş. O da ellerini
arkasına koyup, ‘Arkadaş, ün görmüşüm, gün görmüşüm; baştan gelsin baklava!’
demiş. Bu bir hikâye olsa da bu kıssanın bize ifade ettiği çok mana var. Evet,
sizin sunduğunuz, baklava gibi leziz bir yiyecek olabilir ve siz o baklavayı
gönlünüzden kopup gelen bir insanlık ve iyi niyetle sunabilirsiniz. Ancak her
şeyin bir sırası bulunduğunu ve karşınızdaki insanların belli alışkanlıklarının
olduğunu asla unutmamalısınız. Söylediklerinizin ve yaptıklarınızın
zamanlamasını ayarlamanız bu açıdan çok önemlidir. İşte işin önünü sonunu hesap
etme, meseleleri arka planıyla görme, onlara mahrutî ve bütüncül bir nazarla
bakma ve mebdeden müntehaya hep tenasüb-i illiyet prensibine göre hareket etme;
basiret dediğimiz o âlî vasfa ait hususlardandır.”
Bireyselliğin fevkalâde öne
çıktığı ve pompalandığı bazı ülkelerde bir misyoner havasında hareket etmek çok
ters tepebilir. Efendimiz’in (S.A.S.) temsili, tebliğinden üstündür. Allah
rızası için İslamiyet’in insaniyet yönünü öne çıkarıp insani evrensel değerler
üzerinden yürümeliyiz. Bu mozaiklerde dili ve kültürü iyi öğrenerek renk renk
çiçekler gibi açmalıyız ve topluma zenginlik katmalıyız.







