İkinci fıtratı kazanma

İkinci fıtratı kazanma

Üniversite yıllarında oldukça sert mizaçlı bir arkadaşımız vardı. Namaza, dine ve manevî değerlere karşı çok mesafeliydi. Bir gün annesi ağır şekilde hastalandı. Hastane koridorlarında haftalarca annesinin başında bekledi. O süreçte, kimsenin görmediği saatlerde yaşlı bir hasta bakıcı kadının, bütün hastalara şefkatle hizmet ettiğine şahit oldu. Kadın bir gece ona, “Evladım, insan ancak başkasının derdiyle dertlenince gerçek insan olur,” dedi. Bu söz arkadaşımızın içine işledi.

 Annesi iyileştikten sonra hayata bakış açısı değişmeye ve daha önce önemsemediği ibadetlerini yerine getirmeye başladı. İnsanlara yardım etmeye gayret etti. Sonraları, “Ben annemin hastalığında sadece onu değil, kendimi de kurtardım,” derdi. Çünkü o günlerde, yaratılışındaki bencilliğin yerine ikinci fıtratın esasları olan merhamet ve sorumluluk duygusu yerleşmeye başlamıştı. Sonra da bu özellik ve güzelliklerini geliştirerek mükemmel insan olma yönünde devamlı ilerledi. Halen de ilerlemeye devam ediyor.

Allah (cc), her insanı farklı özellik ve güzelliklerde yaratmıştır. Bu ilk yaratılışta yani birinci fıtratta insan, gergin olabilir, çok çabuk sinirlenebilir, kendi doğruları vardır, geçimsiz olabilir. Veya bunların tersine çok rahattır, hiçbir şeye aldırış etmez, vurdumduymazdır. Bunların hepsi her insanda farklı derecelerde olmak üzere birinci fıtrat denilen ilk yaratılıştaki durumlardır. 

İlk yaratılıştaki bu düzeltilmesi gereken özellikler, ancak bu insana daha güzel yol ve metotlar anlatarak, göstererek sağlanabilir. Bu özellik ve güzelliklerin yanında insanların bir de hayatı daha kolay kılmaları, başka insanlarla anlaşarak daha güzel işler yapabilmeleri, herkesle geçinebilmeyi ve insanlığa yararlı olabilmeyi sağlamaları ve böylece ikinci fıtratı edinebilmeleri için, Allah her devirde insanlara yol gösterici, kılavuz olarak peygamberler ve onlarla birlikte kitaplar göndermiştir.

İnsanlara her devirde Allah tarafından gönderilen bu peygamberler, onlara bir öğretmen ve kılavuz olmuşlardır. Olması gereken özellikleri, öncelikle kendileri yaşayarak göstermişler, sonra da insanlara bunları güzel usül, üslup ve sözleriyle anlatmışlardır. Allah tarafından farklı devirlerde, peygamberlerle insanların neyi nasıl yapmaları gerektiği ile ilgili kitaplar gönderilmiştir. İnsanlar da bu peygamberleri dinleyerek ve kitapları anlayarak kendilerine bir çekidüzen vermişlerdir ve böylece ikinci fıtratı kazanarak gerçek insan olma özelliklerine kavuşmuşlardır.


İkinci fıtratı kazanma, yaşama, bu güzellikleri başkalarıyla paylaşma, insanoğlu var olduğu günden beri cereyan etmiş ve halen de devam etmektedir. Kıyamet kopuncaya kadar da devam edecektir.

İnsan, dünyaya büyük bir istidatla gelir. İçinde iyiliğe de, kötülüğe de açık kapılar vardır. Merhamet de vardır, bencillik de… Şefkat de vardır, gaflet de… İşte insanın bu ilk ve ham hâline “birinci fıtrat” denir. Bu hâlde insan çoğu zaman nefsinin arzularına meyleder; rahatına düşkün olur, sorumluluktan kaçmak ister, Allah’ı unutabilir, hakikate karşı kayıtsız kalabilir.


Tarih boyunca insanların önemli bir kısmında görülen vurdumduymazlık, aldırış etmeme, “Ben yaşayayım da nasıl yaşarsam yaşayım” anlayışı, işte bu birinci fıtratın tezahürlerindendir. İnsan, eğer kendi hâline bırakılırsa çoğu zaman sadece dünya menfaatini düşünmeye başlar. Güçlüyse zulme kayabilir, zenginse kibirlenebilir, makam sahibiyse kendisini vazgeçilmez sanabilir. Böyle bir insanın kalbi, zamanla katılaşır; peygamber çağrılarını sıradan görür, kutsal kitapları önemsemez hâle gelir.


Fakat Allah insanı başıboş bırakmamıştır. Tarih boyunca gönderilen peygamberler ve onlara indirilen kitaplar, insanı birinci fıtrattan çıkarıp, ikinci fıtratın aydınlığına ulaştırmışlardır. 


Aslolan, insanın karşılaştığı hadiseler ve problemler karşısında, kendisine gönderilen peygamberlerin getirdiği kitapları öğrenme ve onların belirttiği esasları uygulamadır. Bunların dışına çıkıldığı ve bu esaslar uygulanmadığı zaman insanlar, bir yanlıştan ötekine düşerler. Yanlışlar girdabından bir türlü kurtulamazlar. Kendilerine yardım edilmediği süre içinde de, bütün bir ömürlerini bu yanlış içinde sürdürebilirler. 

Peygamberler, sadece bilgi getirmediler; insanın iç dünyasını yeniden inşa ettiler. Katı kalpli bir insanın merhametli hâle gelmesi…Bencil bir insanın fedakâr olması…İnkârcı bir insanın Allah’a teslim olması…İşte bunlar da peygamberlerin gerçekleştirdiği güzelliklerdir.


 Bu konuları öğrenen, bilen ve uygulayan  insanlar ise hem bu dünyada, hem de öbür alemde, yani ahirette kurtuluşa erenlerden olmuşlardır. 

Dolayısıyla, bu özellikleri bilen insanlara da çok büyük bir sorumluluk ve görevler düşmektedir. Bu kılavuz insanlar, insanın esas sahip olması gereken ikinci fıtratı edinmelerine ve devam ettirmelerine yardımcı olurlar. Bu kılavuzlar, başta peygamberler ve onların getirdikleri kitaplar olmak üzere, insanın annesi, babası, ailesi, öğretmenleri  ve arkadaşları olabilir. İnsanlara bu şekilde yardımcı olmalarından dolayı da Allah tarafından özel olarak mükafatlandırılacaklardır.


Allah’ın rızasını kazanma endeksli olan bu sorumluluk ve görevler tam anlamıyla yerine getirildiğinde, bu insanlar ve onların kılavuzlarına Allah, öbür alemde gözlerin görmediği, kulakların duymadığı cennetleri mükafat olarak vereceğini kitaplarında bize bildirmiştir.


Yaşanılan her gün, bu doğru yol devam ettirilirse  insanları cennete götürür. Tersine, bu yola hiç girilmez, girilemez ve peygamber ve kitaplara uyulmazsa, bu sefer onların takip ettiği o yol da onları cehenneme taşır.

Doğru ve olması gereken yolu kazanma, tabii ki insanın iradesine ve gayretlerine de bağlıdır. Nasıl ki her spor dalının hocaları, antrenörleri varsa ve olması da gerekiyorsa-ki doğrusu budur-, her insanın bu en mükemmel yolu bulup devam ettirmesi de işte böyle kılavuzlar, antrenörler edinmesine bağlıdır.

Birinci fıtratlarında meyve vermeyen bazı ağaçlara, meyve veren ağaçlardan aşı yapılır. Yani onlara ikinci fıtrat kazandırılır. Zamanla büyüyen bu aşılar, o ağacın meyve verir hale gelmesini sağlarlar. İşte insanların durumu da bu örneğe çok benzer. İnsanın öncelikle kendisine, sonra da bütün insanlığa faydalı bir fert olması, ona uygun zamanda, uygun usul ve üslupta yapılan bu aşılara bağlıdır.

İkinci fıtrat, insanın vahiy terbiyesiyle yeniden şekillenmiş hâlidir. Yani insanın nefsinin esaretinden kurtulup vicdanının rehberliğine yönelmesidir. Birinci fıtratta insan: “Ben merkezli” düşünür. Menfaatini önceleyebilir. Hesap gününü unutabilir. Rahatını, hakikatin önüne koyabilir. İkinci fıtratta ise insan, Allah’ın huzurunda olduğunu hisseder. Vicdanıyla hareket eder. Merhameti önemser. Hesap vereceğini bilir. İyiliği sadece çıkarı için değil, Allah rızası için yapar. Aslında ibadetlerin temel amacı da insanı bu ikinci fıtrata taşımaktır. Namaz, insanı gafletten uyandırır. Oruç, nefsi terbiye eder. Zekât, bencilliği kırar. Hac, kardeşlik şuurunu güçlendirir.


Allah, insana akıl ve fikir vermiştir. İnsan, bu akıl ve fikirle kılavuzlarını bulduktan sonra Allah’ın varlığını ve birliğini anlayabilir, onları başkalarıyla paylaşabilir. Bu durumda da kendisi hem kurtaranlar, hem de kurtulanlar grubuna dahil olabilir.


Gelin yol yakınken, Allah’ın bize verdiği aklı ve fikri kullanarak, peygamberlerin getirdikleri kitaplara ve onların dediklerine de önem verip onları uygulayarak, kılavuz  olan insanları dinleyerek, bu kısa dünya hayatını, bu şekilde değerlendirip, sonsuz olan öbür alemi kazanma yolunda olalım.

Ne dersiniz?


YAZARIN SON YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER