Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) olsaydı…

Fani olmak, yaşadığımız hayatın bir realitesi. Bir başlangıcı olan her şey zamanla mukayyet ve vakti dolduğunda mekan değiştirmeye namzet. İnsan da bu fanilikten nasibini alıyor. Ancak o, diğer şuursuz ve iradesiz varlıklardan çok farklı. Maddesi itibariyle fani olan insan; ruh ve manası yönüyle ebede namzet. Nitekim, yaşayan bila istisna her insanın fani hayatta arzu ettiği en önemli isteklerden birisi, ebedi yani sonsuz olabilmek. Neden? Çünkü; hakikat-i insaniyesi olan “ruh”u sonsuzluktan geliyor. Kendisine dünya hayatı için giydirilen beden elbisesi de mevkut bir süre için var edilmiş. Bu yüzden, geçen her bir yıl beden üzerinde izlerini bırakırken, ruhu üzerinde herhangi, maddi anlamda eskime ve yıpranmaya sebep olmuyor Bu gerçeği Yüce kitabımız, “Her fani, adı üzerinde fani olduğu için gün gelip eskiyip, pörsüyüp sararıp yok olucudur. Ancak Azamet ve ikram sahibi olan Rabbinin vechi/yönü kalıcıdır”(Rahman, 55/ 27) ayetiyle ifade ediyor. Evet, Kur’an’ı Kerim, zaman bakımından on dört asır önce inmiş bulunsa da, vechi, “sonsuz olana” baktığı için eskimiyor, yaşlanmıyor, yıpranmıyor. İnen her bir ayetin, özel bir nüzul sebebi bulunsa da; hükümleri, kendisinden sonra yaşayan ve yaşayacak olan bütün insanlığı ilgilendiriyor. Hz. Aişe Validemiz’in (radıyallahü anhe) değimiyle, “yaşayan bir Kur’an” olan, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve selem) de, maddi yönü itibariyle aramızda bulunmasa da; hakikat-i risaleti yönüyle aramızda yaşıyor ve yaşaması da gerekiyor. O zaman, maddeyle tatmin ol(a)mayan, farklı arayışlar içerisinde bulunan, ebedi yaşam isteğini hiçbir zaman aklından çıkaramayan günümüz insanının en önemli ilacı nedir? Ne yapmalıdır ki; kalbini tatmin edebilmeli ve dünya-ahiret saadetini kazanabilmelidir? Bu sorunun cevabı, ‘bizler gibi bir insan olan, ümmetine “insanlar arasından bir insan olun” tavsiyesinde bulunan Allah Rasulü’nü günümüze taşımak’ olmalı. Nasıl mı? Mesela; hayatın farklı kademelerinde, değişik meslekleri icra eden herkes, kendisine şu soruları sorsa: Acaba Peygamberimiz, günümüzde bir anne-baba, bir idareci, bir muallim, bir doktor, bir gazeteci, bir amir, bir memur velhasıl aklımıza gelen herhangi bir meslek grubundan biri olsaydı acaba nasıl olurdu? O mesleği nasıl icra ederdi? O, bütün insanlığın efendisi olduğuna göre, her mesleğe yönelik genel kriterleri va’z etmiş, hatta mesleğin bizzat kendisini uygulamalı olarak icra etmiş olmalı. Zaten, Allah Rasulünün, gökte uçan bir melek veya olağanüstü güçleri olan başka bir varlık olarak değil de, bizim gibi özellikleri olan bir insan olarak gönderilmesinin hikmeti, insanlığa neyi nasıl yapacağını sadece anlatmakla kalmayıp, uygulamalı olarak da göstermek değil midir? Evet; yapacağımız her iş veya atacağımız her adım öncesi muhakkak sormamız gereken: “Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve selem) olsaydı” sorusunu sormayı ihmal etmeyelim ki, hem adetlerimiz ibadet olsun, hem de bu vesileyle dünya ve ahiret saadetini yakalayabilelim. Bu vesileyle mübarek mevlit kandilinizi tebrik ederim. Taha ÜNAL Din Sosyoloğu [email protected]

YAZARIN SON YAZILARI