Güney Afrika’da bir Ramazan Safarisi

Türkmen Terzi
Yayınlanma Salı, 24 Mart 2026
ABD/İsrail-İran savaşı bütün dehşetiyle tam da Ramazan ayında bütün Ortadoğu’yu kasıp kavuruken, nükleer tehditler insanlığı an be an yok edecek boyutlara gelmişken, vahşi doğadan bir davet geldi. Afrika’nın en güneyindeki uçsuz bucaksız doğal parklardan birinden gelen daveti ilk önce reddetmeyi düşündüm; çünkü safari araçlarında geçecek bir gezi oruçlu haldeyken hiç cazip gelmedi. Ama ruhum, benim de bir parçası olduğum Müslüman dünyanın buhrandan buhrana sürüklendiği bu kaos anlarından bir kaçış istediği için bedenimin düşeceği sıkıntıları düşünmeyerek çantamı hazırladım ve ertesi gün “büyük beşliye” — aslan, leopar, bufalo, fil ve gergedan — ev sahipliği yapan devasa bir vahşi doğada kendimi bir çadır kampında buldum.
İnternetin çekmediği ve tek başınıza kapısından dışarıya adım attığınız anda (vahşi hayvanlar bir kaç kişilik grupları az hedef alıyor) bir leoparın dişlerine veya bufalonun boynuzlarına hedef olma ihtimalinizin olduğu bu dingin mekânda gecelerin huzurunu hissediyorsunuz. Şehir hayatının sürekli akan gürültüsünden uzak, yıldızların altında geçen bir kaç gece, modern dünyanın karmaşasıyla doğanın sessizliği arasındaki farkı daha çok derinden hissettirdi.
Bu yolculuk, Güney Afrika Ulusal Parklar İdaresi’nin (SANParks) düzenlediği bir medya gezisinin parçasıydı. 15-17 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen programın amacı, Limpopo eyaletindeki Waterberg Dağları’nın kalbinde yer alan Marakele Ulusal Parkı’nın turizm potansiyelini, koruma çalışmalarını ve doğa turizminin bölge ekonomisine katkısını yerinde göstermekti.
Yağmur altında üç saatlik safari
Safarinin en etkileyici anlarından biri yağmur altında yaptığımız uzun yolculuktu. Safari aracının açık kasasında yaklaşık üç saat süren bu yolculuk sırasında Afrika’nın vahşi doğasının gerçek yüzüyle karşılaştık. İnce bir yağmur perdesinin altında ilerlerken yolun kenarında beliren zebralar, ağır adımlarla çamurun içinden geçen filler, kayaların üzerinde nöbet tutar gibi duran babunlar, zarif hareketleriyle savanada süzülen kudular, sürüler halinde dolaşan springbok ve impalalar ile uzaklarda koşan deve kuşları bu yolculuğu adeta bir belgesel sahnesine dönüştürdü.
Zaman zaman başımızın üzerinden geçen rengârenk kuş sürüleri ise doğanın ne kadar zengin bir ekosisteme sahip olduğunu hatırlatıyordu. Ancak tüm çabalarımıza rağmen o gün aslan ve leoparı iz sürerek bulma girişimimiz sonuçsuz kaldı. Yine de gördüğümüz manzara, bu eksikliği fazlasıyla telafi etti.
Üç belediyeye yayılan devasa bir doğa alanı
Marakele Ulusal Parkı, Limpopo eyaletinde Thabazimbi, Lephalale ve Modimolle olmak üzere üç farklı yerel belediyenin sınırlarına yayılıyor. Yaklaşık 70 bin hektarlık bir alanı kapsayan park için yeni genişleme planları hazırlanmış durumda. Yetkililer, parkın sınırlarını bir 70 bin hektar daha büyütmeyi hedefliyor. Bu genişleme planı, hem vahşi yaşamın korunması hem de turizmin geliştirilmesi açısından kritik görülüyor.
Bu parkta aslan, buffalo, zürafa gib hayvanların yanından yaklaşık 400 fil ve çok sayıda gergedan yaşıyor. Hatta Marakele, Kruger Ulusal Parkı’nın ardından ulusal parklar arasında en büyük gergedan popülasyonlarından birine sahip. Bu durum, parkı yalnızca turistik değil, aynı zamanda küresel ölçekte önemli bir koruma alanı haline getiriyor. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinde altından bile daha değerli olan gergedan boynuzu için kaçak avcılara çok büyük paralar ödendiği için park, çok sıkı güvenlik önlemleri altında korunuyor.
Park aynı zamanda nadir türlere de ev sahipliği yapıyor. Bunların başında Kransberg widow adı verilen kelebek türü geliyor. Ayrıca dünyadaki en büyük Cape akbabası kolonilerinden biri de burada bulunuyor. Parkta 700’den fazla üreyen akbaba çifti olduğu belirtiliyor. Bu rakam, Marakele’yi uluslararası doğa koruma çalışmalarında stratejik bir konuma yerleştiriyor.
Zirvede Afrika manzarası
Parkın en unutulmaz duraklarından biri, safari alanının en yüksek noktalarından biri olan Kransberg Dağı’nın zirvesindeki Lenong Viewpoint. Zorlu ve virajlı bir tırmanışın ardından ulaşılan bu noktada, kilometrelerce uzanan vadiler ve yeşil tepeler göz alabildiğine uzanıyor.
Bulutların arasından süzülen güneş ışığı, Afrika’nın bu sert ama büyüleyici coğrafyasını adeta bir tabloya dönüştürüyor. Aşağıda uzanan ormanlar, uzaklarda dolaşan hayvan sürüleri ve dağların arasından geçen toprak yollar, doğanın muhteşemliğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Parkta farklı konaklama seçenekleri
Marakele yalnızca bir safari alanı değil, aynı zamanda farklı bütçelere hitap eden konaklama seçenekleri sunan bir turizm merkezi. Park içinde güvenli ve gözetimli alanlarda kurulan safari çadırları, doğayla iç içe bir deneyim arayan ziyaretçiler için ideal bir seçenek oluşturuyor.
Bazı ziyaretçiler daha konforlu bir konaklama tercih ederek parkın yakınındaki tesislerde kalıyor. Turistler uzun ve yoğun geçen bir günün ardından birkaç kilometre uzaklıktaki Kransberg Country Lodge Guest Farm gibi yerlerde de kalıyor. Geniş ve temiz odalar ile büyük mutfak alanı sunan bu konaklama mekanları, odalardan dışarı adım attığınız anda Waterberg Dağları’nın panoramik manzarasını karşınıza çıkarıyor.
Parkın içinde ayrıca karavan ve kamp alanları da bulunuyor. Ziyaretçiler aileleri ve arkadaşlarıyla birlikte bu alanlarda konaklayabiliyor, büyük bir yüzme havuzunun yanında geleneksel Güney Afrika mangalı anlamına gelen “braai” yapabiliyor.
Doğa eğitimi ve ekolojik farkındalık
Parkın önemli bölümlerinden biri de eğitim merkezi. Bu merkezde Güney Afrika Üniversitesi başta olmak üzere farklı kurumlardan gelen öğrenciler çevre ve turizm alanında eğitim alıyor. Yaklaşık 100 kişilik kapasiteye sahip büyük bir salon, eğitimlerin yanı sıra düğün ve çeşitli etkinlikler için de kullanılabiliyor.
Park yetkilileri, turizmin yalnızca gelir kaynağı değil, aynı zamanda çevre bilinci oluşturmanın bir yolu olduğunu vurguluyor.
Bisikletle vahşi doğada yolculuk
Gezinin üçüncü gününde park içinde bisiklet turu düzenlendi. Adrenalin dolu bu etkinlikte bazı katılımcılar parkın belirlenen rotalarında pedal çevirirken, bisiklete binmek istemeyenler safari aracıyla bu gruba eşlik etti.
Doğanın ortasında yapılan bu yolculuk, vahşi yaşamla güvenli mesafede ama yakın bir temas kurma fırsatı sunuyor. Tabi her an bir vahşi hayvan saldırısına karşı safari rehberi silahıyla her an etrafı izliyor.
Bir aşkın ve direnişin sessiz tanıkları
Program kapsamında parkın tarihi alanları da ziyaret edildi. Bu ziyaret sırasında anlatılan hikâyeler arasında en etkileyici olanı, beyazların azınlık idaresi apartheid döneminin karanlık yıllarına uzanan bir insan hikâyesiydi. Rehberler eşliğinde ziyaret ettiğimiz küçük bir mezarlıkta, özgürlük mücadelesi döneminde yaşamış Jan Jacobus Coetzee’nin mezarı başında durduk.
Rehberimiz mezar taşını işaret ederek şu sözlerle hikâyeyi anlattı:
“Bu mezarlığı özel kılan şey, Coetzee’nin apartheid rejiminin politikalarına karşı gelmesidir. O dönemde bir beyazın siyah bir kadınla evlenmesi yasaktı. Ancak o bu yasağı hiçe sayarak siyah bir kadınla evlendi ve bu karar onun polis teşkilatındaki görevinden istifa etmek zorunda kalmasına yol açtı.”
Bu evlilik, bölgedeki ilk bilinen karma evliliklerden biri olarak tarihe geçmiş. Coetzee, Cape Town’dan Lephalale kasabasına tayin edildiğinde Botswana kökenli Regina Motloung ile tanışmış ve ona âşık olmuş. Irk ayrımcılığının en sert şekilde uygulandığı bir dönemde bu ilişki, yalnızca bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda sistemin dayattığı ayrımcılığa karşı cesur bir meydan okuma anlamına geliyordu.
Güvenlik ve huzur bir arada
Parkta dikkat çeken unsurlardan biri de güvenlik önlemleri. Ziyaretçilerin güvenliğini sağlamak için parkın farklı noktalarında sürekli devriye gezen ekipler bulunuyor. Bu sayede ziyaretçiler doğanın ortasında olsalar bile kendilerini güvende hissediyor.
Doğanın ortasında bir tefekkür
Ramazan ayında yapılan bu safari, yalnızca bir gezi değil, aynı zamanda bir tefekkür yolculuğuna dönüştü. Gün boyu aç ve susuz geçen saatlerin ardından iftar vakti yaklaştığında, Afrika ufkunda yavaşça kaybolan güneşin kızıllığı insanın iç dünyasında derin bir sükûnet bırakıyor.
Dünyanın başka yerlerinde savaş ihtimalleri konuşulurken burada doğa kendi ritmiyle akmaya devam ediyor. Küresel siyaset, ekonomik krizler ve jeopolitik gerilimler insanlığın geleceğini tartışırken, Afrika savanasında bir fil sürüsü yağmurun altında günlük rutin yürüyüşünü sürdürüyor.
Ve o an anlıyorsunuz ki doğada bir vahşet yok. Aynı cinsten olduğunuz Ademoğulları sizi binlerce kilometre uzaktan füzelerle iftar-sahur sofralarınızda vururken, doğa hâlâ sessizce huzuru fısıldamaya devam ediyor; ne hemen yanınızdan geçen vahşi hayvanlar, ne de tepenizde süzülen akbabalar sizi hedef alıyor.
YAZARIN SON YAZILARI

Tutuklanan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Musta...

Namağlup Fenerbahçe Opet, Galatasaray Çağdaş Fakto...

Uluslararası Basın Enstitüsü'nden Google'a mektup:...

Almanya’dan savaş hazırlığı: Erkekler 3 aydan uzun...

Trump'tan İran'a 48 saat mühlet: 'Cehennem azabı ü...


