Güney Afrika’da bir Ramazan Safarisi


ABD/İsrail-İran savaşı bütün dehşetiyle tam da Ramazan ayında bütün Ortadoğu’yu kasıp kavuruken, nükleer tehditler insanlığı an be an yok edecek boyutlara gelmişken, vahşi doğadan bir davet geldi. Afrika’nın en güneyindeki uçsuz bucaksız doğal parklardan birinden gelen daveti ilk önce reddetmeyi düşündüm; çünkü safari araçlarında geçecek bir gezi oruçlu haldeyken hiç cazip gelmedi. Ama ruhum, benim de bir parçası olduğum Müslüman dünyanın buhrandan buhrana sürüklendiği bu kaos anlarından bir kaçış istediği için bedenimin düşeceği sıkıntıları düşünmeyerek çantamı hazırladım ve ertesi gün “büyük beşliye” — aslan, leopar, bufalo, fil ve gergedan — ev sahipliği yapan devasa bir vahşi doğada kendimi bir çadır kampında buldum.




İnternetin çekmediği ve tek başınıza kapısından dışarıya adım attığınız anda (vahşi hayvanlar bir kaç kişilik grupları az hedef alıyor) bir leoparın dişlerine veya bufalonun boynuzlarına hedef olma ihtimalinizin olduğu bu dingin mekânda gecelerin huzurunu hissediyorsunuz. Şehir hayatının sürekli akan gürültüsünden uzak, yıldızların altında geçen bir kaç gece, modern dünyanın karmaşasıyla doğanın sessizliği arasındaki farkı daha çok derinden hissettirdi.


Bu yolculuk, Güney Afrika Ulusal Parklar İdaresi’nin (SANParks) düzenlediği bir medya gezisinin parçasıydı. 15-17 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen programın amacı, Limpopo eyaletindeki Waterberg Dağları’nın kalbinde yer alan Marakele Ulusal Parkı’nın turizm potansiyelini, koruma çalışmalarını ve doğa turizminin bölge ekonomisine katkısını yerinde göstermekti.




Yağmur altında üç saatlik safari

Safarinin en etkileyici anlarından biri yağmur altında yaptığımız uzun yolculuktu. Safari aracının açık kasasında yaklaşık üç saat süren bu yolculuk sırasında Afrika’nın vahşi doğasının gerçek yüzüyle karşılaştık. İnce bir yağmur perdesinin altında ilerlerken yolun kenarında beliren zebralar, ağır adımlarla çamurun içinden geçen filler, kayaların üzerinde nöbet tutar gibi duran babunlar, zarif hareketleriyle savanada süzülen kudular, sürüler halinde dolaşan springbok ve impalalar ile uzaklarda koşan deve kuşları bu yolculuğu adeta bir belgesel sahnesine dönüştürdü.


Zaman zaman başımızın üzerinden geçen rengârenk kuş sürüleri ise doğanın ne kadar zengin bir ekosisteme sahip olduğunu hatırlatıyordu. Ancak tüm çabalarımıza rağmen o gün aslan ve leoparı iz sürerek bulma girişimimiz sonuçsuz kaldı. Yine de gördüğümüz manzara, bu eksikliği fazlasıyla telafi etti.




Üç belediyeye yayılan devasa bir doğa alanı

Marakele Ulusal Parkı, Limpopo eyaletinde Thabazimbi, Lephalale ve Modimolle olmak üzere üç farklı yerel belediyenin sınırlarına yayılıyor. Yaklaşık 70 bin hektarlık bir alanı kapsayan park için yeni genişleme planları hazırlanmış durumda. Yetkililer, parkın sınırlarını bir 70 bin hektar daha büyütmeyi hedefliyor. Bu genişleme planı, hem vahşi yaşamın korunması hem de turizmin geliştirilmesi açısından kritik görülüyor.


Bu parkta aslan, buffalo, zürafa gib hayvanların yanından yaklaşık 400 fil ve çok sayıda gergedan yaşıyor. Hatta Marakele, Kruger Ulusal Parkı’nın ardından ulusal parklar arasında en büyük gergedan popülasyonlarından birine sahip. Bu durum, parkı yalnızca turistik değil, aynı zamanda küresel ölçekte önemli bir koruma alanı haline getiriyor. Özellikle Uzak Doğu ülkelerinde altından bile daha değerli olan gergedan boynuzu için kaçak avcılara çok büyük paralar ödendiği için park, çok sıkı güvenlik önlemleri altında korunuyor. 


Park aynı zamanda nadir türlere de ev sahipliği yapıyor. Bunların başında Kransberg widow adı verilen kelebek türü geliyor. Ayrıca dünyadaki en büyük Cape akbabası kolonilerinden biri de burada bulunuyor. Parkta 700’den fazla üreyen akbaba çifti olduğu belirtiliyor. Bu rakam, Marakele’yi uluslararası doğa koruma çalışmalarında stratejik bir konuma yerleştiriyor.