'Ben seyyid miyim?'

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Pazartesi, Şubat 12 2018
''Onun için onlara (Al-i beyt) cebr-i lütfî olarak, zâlimler musallat edildi ve onlar tohumlar çekirdekler gibi, cihanın her tarafına dağıldılar. Bazı yerlerde zulmün şiddetinden dolayı evlatlarına seyyid olduklarını söyleyemediler; çünkü gizlenmeleri ve bilinmemeleri gerekiyordu. Oralarda ocaklar tüttürdüler, medreseler, irşad mekanları açtılar ve sırf bu işlere yoğunlaşarak insanlığa rehberlik yaptılar. ''
Abdullah Aymaz / samanyoluhaber.com

Dokuzuncu Lem’a Risalesinde, Üstad Hazretleri emekli Albay Hulusî Beye: “Cedlerinizden birisinin imzası ‘Esseyyid Muhammed’e dair mahrem suâliniz var. Kardeşim buna ilmî, tahkîkî ve keşfi cevap vermek elimde değil. Fakat ben arkadaşlarıma derdim ki: ‘Hulûsî ne şimdiki Türklere ve ne de Kürtlere benzemiyor. Bunda başka bir hâsiyet görüyorum.’  Arkadaşlarım da beni tasdik ediyorlardı. ‘Hak vergisinde, kabiliyet şart değildir.’ sırrıyla ‘Hulûsî’de büyük bir asâlet tezahürü, bir hak vergisidir.’ derdik. Hem katiyyen bil ki, Resûl-i Ekrem Aleyhisselamın iki ‘Âl’i var. Biri nesebi âlidir. Biri de şahs-ı mânevîsinin ve nûrânî şahsiyetinin peygamberlik noktasındaki âli var. bu ikinci âl’de katiyyen  sen dahil olmakla beraber birinci âl’de dahi delilsiz bir kanaatim var ki, ceddinin imzası sebepsiz değildir.” diyor. 

Düşünelim Hulusî Ağabey gibi birisi Seyyid olup olmadığını; Âl-i Beyte mensubiyetini bilmiyor. Böyle şerefli bir torunluk hiç bilinmeyecek gibi bir şey midir? Ama biz bir de Âl-i Beytin başına gelenlere bir bakalım: Efendimizin (S.A.S.) torunu Hz. Hasan, zehirlenerek öldürülmüş. Hz. Hüseyin başı kesilerek şehit edilmiş. Hem Emeviler döneminde, hem de amcaoğulları Abbasiler döneminde çeşitli zulümlere ve mağduriyetlere maruz kalmışlar. Dünyanın her tarafına dağılmış, sığınmışlar. Onlar da çoğu zaman başlarına bir gadir ve bir zulüm gelmesin diye evladlarına seyyid olduklarını söylememişler.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri On Dokuzuncu Mektup’ta diyor ki: “Âl-i Beyt’ten bir kutb-u âzam demiş ki; Resûl-i Ekrem Aleyhisselam, Hz. Ali’nin (r.a.) halife olmasını arzu etmiş. Fakat gâibten O’na bildirilmiş ki, Allah’ın muradı başkadır. O da arzusunu bırakıp murad-ı İlahiye tâbî olmuş’ Murad-ı İlahînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki, Efendimizin (S.A.S.) vefatından  sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan sahabeler, eğer Hz. Ali başa geçseydi, H

Bu haberler de ilginizi çekebilir