Çaycının bile bir fikri vardır


          Merhum  Galip Demiral, istişare ve insanlara kulak vermek, kim olursa olsun fikir almak gerektiğinden bahsederken der ki: Bir ülkede uçak sanayiinde bakmışlar ki, yapılan uçak hep düşüyor. Buna bir çare düşünürken bir çaycı bir fikir söylemiş; onu uygulamışlar problem çözülmüş…

         “Adamın birisi psikoloğa gitmiş: ‘Yatağa yatınca yatağın altında sanki birisi varmış gibi geliyor, bu sefer altına yatıyorum, bu sefer üstünde birisi var gibi oluyor’ demiş. Psikolog,  ‘Bu rahatsızlıktan, ancak 15 terapi tedavisiyle seni kurtarabiliriz’ demiş. İlk terapiden sonra çok yüksek bir ücret almış… Bu adam: ‘Diğer terapilerin parasını ben nereden bulabilirim ki,..  Hiç de param yok!.’ diye üzülüp bir kahveye gidiyor. Çay içerken kara kara düşünmeye başlıyor. Çay dağıtan genç bunun hâlini görünce, ‘Ağabey! Bir derdin mi var? Bana anlatabilirsin… Rahatlarsın…’ diyor. Çaycı genç, ‘Ağabey düşündüğün şeye bak… Karyolanın ayaklarını tamamen kes… Artık altta yatan diye bir şey kalmaz.’ demiş. Adam çaycının dediğini yapınca bu sıkıntıdan kurtulmuş. Bir gün bu adam psikolog ile karşılaşınca, ‘Yâ hani terapilere gelecektin? Nerede kaldın?’ diye sormuş. O da senin 15 terapin yerine bir çaycı bütün problemi bir tavsiye ile halletti.’ demiş. (Ş.A.T.)

*            *                *

         Merhum Mehmet Ali Hocam anlatmıştı: “Hocaefendi Bornova’da vaaz ederken Balıkesir’den bir Şeyh Efendi geldi. Vaazdan sonra imam  odasına girdik. Sonra, oradan okul yeri bakmaya gittik. Hocaefendi’ye Şeyh Efendi dedi ki: ‘Efendi Hazretleri! Size bir vazifeyle, tebliğe geldim. Hicaz’da Efendimizin (S.A.S.) huzurunda, ‘Yâ Resulullah! Anadolu gençliği gidiyor! Bize bakın…’ dedim. Peygamber Efendimiz, ‘Biz işi Fethullah Hocaya bıraktık! Git ona tebliğ et.’ buyurdu. Ben de buraya bunu tebliğ etmeye geldim.

*            *                *

         Bir arkadaşımız, Hizmet’e yapılan iftiralar ve haksız hücumlardan söz edince Ayvaz Gökdemir de diyor ki: Çoban koyunu kuzuyu Kızıl Meydanında dağda-taşta güttüğü için Kuzuyu güden kurdu görür. Onun için çobanın ‘Bu, kurt da nereden çıktı? Hesapta bu yoktu’ demeye hakkı yoktur.”

*            *                *

Merhum Mehmet Ali Hocamız anlatmıştı: “1974 Haccı sırasında, Arafat’ta iken Hocaefendi, sarığını sarıp tek başına gitmek istedi ve gitti. Takip edeyim diye peşine takıldım. Ama kalabalıkta kaybettim. Hocaefendi ile ikindi vakti buluştuk. Dedi ki: ‘Sürüden ayrılanı kurt kapar’ sözü ne kadar doğru! Sizden kaçtım ama, kâfilesini kaybetmiş bir adama çattım. Peşini bırakmadım. Suyumu ona verdim. Bisküvilerimi de ona verdim. Kafilesini buluncaya kadar, perişan olmasın diye ondan ayrılmadım. Sizden ayrılış arzuma da muvaffak olamadım. Çünkü ayrılış sebebim tek başıma huzur içinde ibadet etmekti. O adam ile meşguliyetten onu da yapamadım. Demek hiç ayrılmamak gerekiyormuş.

*                *                *

Celâleddin Bey dedi ki: “Babam Urfa’da memur iken Ramazan ayında amcalarım ziyarete gelmişlerdi. Babam onlara ‘Haydi bu akşam sizi bir yere götüreyim’ diyerek Askerlik Şubesine götürüyor. Askerlik Şubesinin Başkanı, cübbesini giyip bizimkilere teravih namazı kıldırmış. Tabii o tarihlerde olacak bir şey olmadığı için çok şaşırmışlar. Babam amcalarıma diyor ki: ‘Bu zât, Bediüzzaman Hazretlerinin meşhur talebeyi Hulusi Yahyagil’dir.’ 

*                *                *      

Peyami Safa, tıp kitaplarına merak sarıyor ve sonra kendisindeki rahatsızlığı teşhis etmeye çalışıyor. Okuduklarına göre bir değerlendirme yapıyor: “Allah!  Allah ben hâmile imişim!  Bu nasıl olabilir ki?!.” diyor. Hayat ve gerçekler sadece kitapların yazdıklarından ibaret değildir…

*                *                *

Süreç’ten önce bir arkadaşımız anlatmıştı:  “Rüyamda tanıdığım arkadaşlarımı görüyorum. Pantolonlarının alt kısmı yok; ayakları, bacakları açık. Ama bilhassa onlardan birisinin avret yerlerinden aşağı bacakları açık olduğu için daha çok çok utanıyor. Ben utandırmamak için bir pantolon bulmaya gidiyorum. Araya araya marka bir pantolon buldum. Ama rüyadan sonra, o utananların hepsi bu süreçte bizden ayrıldılar.”

*                *                *

Evet bir gün

Hortumlarını büker bir gün Nemrutların

Sineklerden bir tek sinek

Bir kartalı vururcasına bir serçe

Sere sere yerlere

Artık kendileri cezalarını bizzat kendilerine verirler…

Vura vura kafalarını duvarlara

Ve sürte sürte burunlarını zeminlere

Kükreyen gazaplarla.

Gömer bir gün diplere

İri iri konuşan firavunları diri diri

Kıpkızıl denizlere

Binbir nedâmetle

Bağırta bağırta hem de…

İbrahimler Musalar düpdüzgün

Yollarında yürür de yürürler bir gün

Davaları büyür de büyür her gün

Ve söner ateşleri Nemrutların

Hiç dinlenilmeden

Onlardan gelen mırın-kırın

Döner de asalar ejderlere

Yutulur bütün büyüler - sihirler

Yılan – çıyan görüntüler

Hepsi birden bire

Evet bir gün hak karşısında iki büklüm

Bütün tiranlar, gaddar zalimler

Olur bütün itibarları sürüm sürüm

Zaten olur dâvâları büsbütün ebter

Denilecek nihayet

Geber gayız, geber intikam, geber nefret

Yeşer şefkat yaşa muhabbet

Hiç bitmesin, güzellik ve barış

Ve hayırlarda yarış… 

YAZARIN SON YAZILARI