Muzaffer Aslan Ağabey

Safvet Senih

Safvet Senih

12 Eki 2023 09:13
  • Üzeyir kardeşimiz Muzaffer  Arslan Ağabeyimizle ile (1982-1998)  yılları arasındaki beraberliklerinden dolayı şahit olduğu güzellikleri not edip göndermiş. Onları sizlere arz ediyorum:

    -Üstad Hazretleri  zamanında Risaleleri bütün Anadolu’ya dağıtma vazifesini Muzaffer Ağabeye vermiş.   
    -Üstadın ahirete irtihalinden sonra ise vazifesi sanki şekil değiştirmiş, bütün Anadolu’yu ilden ile, ilçeden ilçeye gezmeye tebdil edilmişti
    -Gittiği yerlerde dershanelerde öğrencilerle beraber kalıp, sohbetlere iştirak ederdi. 
    -Sohbetler esnasında hayat tecrübelerinden örnekler vererek Üstadın meslek ve meşrebini anlatırdı.
    -Sohbetlerde kendisi de zaman zaman okur, ancak daha çok düzgün okuyan birine okutup gerekli yerlerde kısa açıklamalar yapar
    -Gittiği beldelerde insanları bıktırmamak için çok kalmaz, hemen diğer şehre geçerdi. 
    -Oldukça mütevazi bir kişiliğe sahipti
    -Kendisine aşırı hürmet ve hizmet edilmesinden hoşlanmaz, hatta çamaşırlarını dahi kendisi yıkardı. Zaten birkaç tane giyeceği vardı.  
    -Üstadın şu cümlesinin tam masadakıydı: “Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; Tâ ki Risaletü'n-Nur'u bulandırmasın, tesirini kırmasın.”
    -Kendisi ön plana çıkmayı hiç sevmez, başkalarının konuşmasına fırsat verir, ama gerekli gördüğü yerde Risale-i Nur düsturlarına göre tashihat yapardı
    -Katıldığı Türkiye geneli istişarelerinde de daha çok dinlemeyi tercih eder, ancak çizgi dışına çıkılma ihtimalini hissedince hemen müdahale ederdi. 

    -Kaldığı yerlerde bazen kendine has yemeğini pişirir herkese ikram ederdi. Büyük bir tencereye fasulye, nohut, bulgur, patates vs bütün tahıl ürünlerini doldurur  tuzunu koyar, hep beraber yemek yağını önceden soğanla kavurmadan pişirir, üstadın yağı yaktırmadığını söylerdi. Bu ‘Nuh (as) ın gemiye aldığı nebatatın kırıntılarından oluşan bir yemek’ derdi. Sofraya çorbayla yemek ortası, ama oldukça lezzetli bir yemek gelirdi.

    -Risale-i Nurdaki iman hakikatlarıyla donanımlı şuurlu talebelerin yetişmesinin tahşidatını yapardı. 
    -“Filan meşhur profesör, belli konularla ilgili, kocaman salonlarda büyük kalabalıklara hitap edebilir. Herkes onu alkışlayabilir, ancak bunlar ufacık bir gruba iman hakikatlerinin işlenmesine asla yetişemez, sizler talebe yetiştirmeye önem verin” sözleri kendisine aittir.
    -Bir gün içinde yaşadığımız zamanın maddi imkanlarının kıymetinin bilinmesini, zor günlerden buralara gelindiğini, israfsız yaşanmasının önemini anlatırken şu hatırayı nakletti: Üstadın ahirete irtihalinden sonra, o günkü hizmetler için epeyce para gerekir. Muzaffer abi Maraş’ta tanıdığı bir esnafın dükkanına gider ve ihtiyacı anlatır. Giderken de, ben bundan 800 lira alırım niyetiyle gider, bu rakam o günler için büyük bir meblağdır. Esnaf 500 lira verebileceğini söyler. Bunun üzerine meselenin önemini anlatarak biraz daha tahşidat yapar. Karşıdaki esnaf yumruğunu kalbinin üzerine vurarak, ‘Muzaffer Hoca can değil ki veresin, para paraaaaa, diyerek cevap verdiğini gülerek anlatmıştı.

    -Üstad Hazretleri gibi onun da bütün dünyalık eşyası küçük bir çantanın içindeydi. Zaten hiç evlenmediği için dünyevi bir şeyde gözü yoktu.
    -Bir gün esnaf bir abimiz ihtiyacı olur düşüncesiyle, bir zarfa biraz para koyarak kibarca kendisine takdim eder. ‘Kardeşim filan şehirde bir arkadaşımız bir şeyler verdi, şimdilik ihtiyacım yok, diyerek kabul etmez. Bu hadise yardım etmek isteyen esnafı, istiğna düsturuna tam riayet ediyor, çok etkilediği için anlatmıştı. 
    -1990 yılı güz aylarında İstanbul’a geldi, belli bir müddet kaldıktan sonra kendisini Adapazarı’na götürmek nasip oldu. Oradan Türkiye turuna devam edecekti, ben oradan geri döndüm. Yolda anlattıklarının özeti şuydu: Bizler Risale-i Nurdaki üstadın çizmiş olduğu düsturlara uyarsak istikametimizi muhafaza edebiliriz, uymazsak çizgiden çıkmak herkes için mukadderdir.
    -Ömrünün sonlarında vasiyetini şifahi olarak yapar. Ben kimseye yük olmak istemem, hangi şehirde Emr-i Hak vaki olursa oraya defnedin, buyururdu. 
    -Ve 2 Ağustos 2007 de Antep’te vefat etti, oraya defnedildi. 
    Cenab-ı Hak rahmet eylesin…

    12 Eki 2023 09:13
    YAZARIN SON YAZILARI