Korkunun esareti ve demokrasi hokkabazları

Turhan Bozkurt

Turhan Bozkurt

30 Eki 2020 17:46
  • Korku insanı herhangi bir tehlikenin varlığına karşı uyaran bir hissiyattır. Makul kaldıkça faydası da vardır. 

    Yırtıcı bir hayvandan, yılandan veya akrepten korkulması anlaşılabilir. Ancak kediden ya da bir anda nefessiz kalmaktan korkmanın sebepleri ruh sağlığına dair şüpheleri artırır. 

    Korkudan fobiye dönüşmüş hissiyatın üstesinden gelinemezse psikolojik destek (tedavi) gerektirir. 

    Dolayısı ile her korku makul değildir. Zamanla korkudan korkma korkusu yerleştikçe korku iyice kötüleşir. Bu hakikati idrak edemeyen insanlar korkularının esiri olur. 

    TÜRKİYE KORKULARI İLE YÜZLEŞEBİLECEK Mİ?
     
    Korkunun esareti üzerinde inşâ edilen korku imparatorluğuna en çarpıcı misal olarak Türkiye gösterilebilir. 

    Cesaret kadar korkunun da bulaşıcı olduğunu fark eden oportünist bir siyasetçinin elinde zirveden çukura yuvarlanan Türkiye’de düzlüğe çıkışın ilk şartı "korku" ile yüzleşebilmektir. 

    Korku duvarını bedele ödemeyi göze alanlar yıkabilir. “Kral çıplak” diyemeyenler ne kadar çok konuşursa konuşsun korku imparatorluğunu yıkmak mümkün olmayacak. 

    İktisatçıdan siyasetçiye, gazeteciden insan hakları savunucusuna kadar herkes baskıya, zulme, gasp ve işkenceye "fakat" demeden "dur" demeli. 

    “İnsan haysiyet ve şerefine uzanan eller kırılsın” diyemeyen, başka mahalleden diye insanların en temel hak ve hürriyetleri çiğnenirken üç maymunu oynayan herkes otoriterliğin ateşine odun taşıyor. 

    BRÜKSEL KAPILARINDAN MOSKOVA-ŞANGAY’A…

    Türkiye son 6-7 senede namusluların en az namussuzlar kadar cesur olamadığı için Avrupa Birliği’nin başşehri Brüksel kapılarından komünist Moskova’nın ve Çin’in Şangay kapısına yöneldi. 

    Korku bulaştıkça konuşan insanların sayısı çoğaldı. Bedel ödemeyi göze alanlar gitgide azaldı. 

    Günün sonunda aç kalma korkusuna esir düşenlerin günden güne çoğalmasından cesaret alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) rejimi korkudan korkmayı devamlı kılmak için her gün meydanda linç edilecek yeni bir kurban seçti. 

    Hizmet Hareketi’ne, Kürtlere, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) mağdurlarına ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyelerine yönelik cadı avının tek sebebi var: O da milyonları sindirmektir. 

    “SİLİVRİ SOĞUKTUR” FISILTISI VE GÖRÜNMEZ PRANGA
     
    Yüreğinde cesaret kırıntısı kalmış kim varsa onları da korkutmak ve sindirmek için meydanda her gün birileri sallandırılıyor. İbret-i âlem gözaltı, tutuklama, hapis cezası ve sürgünler AKP’nin umduğundan daha fazla tesirli oldu. 

    Günden güne fakirleşen 83 milyon insan kulaktan kulağa “Silivri soğuktur” korkusunu fısıldıyor. Nihayetinde otoriter rejimi tahkim eden bu fısıltı memleketin üzerine kâbus gibi çöktü. 

    “Silivri soğuktur” fısıtısı görünmez bir pranga ve kelepçe olarak korkaklara çok yakıştı. 

    On binlerce masum insanın Silivri gibi 355 cezaevinin soğuk duvarları arasına hapsedilmesi; Boydak, Koza İpek, Alfemo, Dumankaya ve Naksan gibi 800’den fazla şirketin kayyım marifeti ile gasp edilmesi, Meriç Nehri ile Ege Denizi’nde kadınların kucağında çocukları ile can vermesi bile intibaha getirmedi, getiremedi. 

    BİRİLERİ ÖLÜRKEN SESSİZ KALANLAR…

    Ne de olsa karınlarını kral doyuruyordu. Tastaki yemeğin helal olup olmaması teferruattan ibaretti. 

    Daha düne dek komşuları, aile dostu ya da arkadaşı olan birileri işkence ile öldürülürken, 150 bin hane sivil ölüme mahkûm edilirken efendilerinin lütfettiği hudutlar içinde yaşamayı talihlilik sayanların cesur geçinenleri de tam bir kâğıttan kaplan. 

    Her biri AKP'nin demokrasi illüzyonunun modern hokkabazları. Onlar kendilerine izin verildiği kadar konuşarak yine Saraya hizmet etmiş sayılıyor. 

    Onlar konuştukça korku imparatorluğu dünya nezdinde meşruiyet kazanıyor. “Bakın Türkiye’de rejime muhalif kimselere ilişilmiyormuş. Aksi takdirde otoriter rejimde eleştiriye kim cesaret edebilir?” dedirten demokrasi hokkabazları demokrasiye değil, diktatörlüğün duvarlarını tahkim ediyor. 
     
    Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Sezgin Tanrıkulu gibi samimi birkaç siyasetçi haricinde konuştuğu söylenenler  hiç bam teline dokunmuyor. Mevzuyu gargaraya getiriyorlar. 

    Hasılı halkı fakirleştiren ekonomik krizin planlı ve organize bir soygunun neticesi olduğunu söylemekten aciz, dolar arttığında … şeklinde kripto mesaj atan, Türkiye yerine Amerika ekonomisinden bahseden veya “yüzyıl öncesinde yaşasaydınız” diyerek tarihte yolculuklara çıkan profesörlerin krizden çıkış reçetesi ne kadar inandırıcı olabilir? 

    Neymiş efendim!

    Türkiye para politikasını düzeltirse…
    Faizin bir sonuç olduğunu anlarsa…
    Dil, din, ırk ayrımını mümkün olduğu kadar toplumda azaltırsa…
    Farklı siyasi görüştekiler en az bir kaç idealde bir araya gelirse…
    Siyasetçiler bu kadar ortamı germezse…
    Türkiye dünyaya bir kez daha yeniden entegre olursa…
    Yurt dışından teknoloji transferi bir parça hızlanırsa…
    Sadece bir ya da iki şirketin değil onlarca şirketin yarışmasının önü açılırsa Türkiye'yi parlak günler beklermiş… 

    Etrafından dolan, tek adam rejimine tek kelime etme! Krizden çıkış reçetesi açıkla, öyle mi?

    Değil yabancı sermayenin gelmesi, fırsatını bulan yerli sermaye tası tarağı topluyor! Tasarruf sahipleri paralarını bankadan çekiyor. Çelik kasa satışları patladı. 

    SOKRATES 25 ASIR SONRA AKLANMIŞTI

    Konuşanı da konuşmayanı da konforundan memnun. Alkışlayan çok nasıl olsa. Korkunun esaretinden herkes sınırlı-sorumlu nakliye şirketi gibi hareket ediyor.   

    Adaletsizlik karşısında diz çökmediği ve hakikati yüzlerine için baldıran zehri ile idam edilen Sokrates ölümünden 25 asır sonra 2012 yılında memleketi Atina’da hukukçular, tarihçiler ve düşünürler tarafından tekrar yargılanıp aklandı. 

    Ancak bugün beyaz sandalyede ölümün fâili olan rejim kadar böylesine dehşet verici bir hadise karşısında bile sesini çıkaramayan sözde yazar, sanatçı ve insan hakları savunucuları ise kıyamete dek vicdanlarda mahkûm kalacak. 

    Türkiye döviz kuru istikrara kavuştuğunda bitecek bir kriz ile karşı karşıya değil. Kriz çok derinlerde. Bir demokrasi kriz bu.  

    Vicdanları korkunun esiri olanlar “esaretten kurtuluş” reçetesi yazmaya devam ede dursun... 

    “Kral çıplak” denilmedikçe, Saray ve mabeyni haricindekiler cumhurun rejimi Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümünde modern saltanata temenna edecek. 

    30 Eki 2020 17:46
    YAZARIN SON YAZILARI
    YAZARLAR