Adalet dost için de düşman için de adalettir
Adalet, dostumuza göre değişen, düşmanımıza göre şekillenen bir ölçü değildir. Gerçek adalet, kimin lehine veya aleyhine olduğuna bakmaksızın hakkı teslim etmektir. Çünkü adaletin terazisi kişilere göre değişirse hak yerini çıkara, hukuk da tarafgirliğe bırakır.
Bir insanın siyasi tercihi, adalet ve ahlak ölçülerini değiştirmemelidir. Hakkı kendi tarafında gördüğünde savunup karşı tarafta gördüğünde reddetmek, insanı hakikate değil, tarafgirliğe yaklaştırır.
Belki de Bediüzzaman’ın siyasetten uzak durma tavsiyesi üzerinde en fazla düşünülmesi gereken hususlardan biri budur: İnsan, siyasetin içine girdikçe yalnızca başkalarını değil, kendi vicdanını da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
Çünkü iktidarlar değişir, partiler değişir, isimler ve sloganlar değişir. Fakat insanın vicdanı, bütün bu değişimlerin üzerinde bir ölçü olarak kalmalıdır.
Bugün alkışladığımız bir davranışın yarın karşı tarafça sergilenmesi durumunda, onu yine aynı ölçüyle değerlendirip değerlendirmediğimiz, adalet anlayışımızın gerçek sınavıdır. Kendi tarafımızın yaptığını doğru, karşı tarafın yaptığını yanlış kabul etmek, hakikati savunmak değil, tarafımızı savunmaktır.
Hakikat, kalabalıkların alkışına ihtiyaç duymaz. Vicdan, çoğunluğun kararına göre şekil değiştirmez. Ahlak, iktidarın rengine göre yeniden yazılmaz.
Bu nedenle insanın zaman zaman kendisine şu soruları sorması gerekir:
Ben bir kişiyi mi savunuyorum, yoksa bir ilkeyi mi?
Bir partiyi mi destekliyorum, yoksa doğru olduğuna inandığım düşünceleri mi?
Kendi tarafım yanlış yaptığında da aynı ölçüyü koruyabiliyor muyum?
Karşı tarafın doğrusu karşısında hakkı teslim edebiliyor muyum?
Ve belki de en önemlisi: Siyasi tercihim, vicdanımın önüne geçiyor mu?
Çünkü insanın en büyük kaybı, bir siyasi görüşü kaybetmesi değil, hakikat karşısında vicdanını yitirmesidir.
Siyaset gelip geçicidir. Makamlar ve iktidarlar da öyle… Fakat insanın aldığı kararlar ve bu kararlar karşısında vicdanına verdiği cevap, kendi hayatında çok daha kalıcı bir anlam taşır.
Bu yüzden insan, herhangi bir siyasi yapı veya siyasi kişiyle arasındaki mesafeyi koruyabilmelidir. Gerektiğinde desteklemeli, gerektiğinde eleştirmeli ve gerektiğinde açıkça “Burada yanlış yapıyorsunuz.” diyebilmelidir.
Gerçek bağlılık, her söyleneni tasdik etmek değildir. Gerçek sadakat, yanlış karşısında susmak anlamına gelmez. Gerçek dava şuuru, kendi tarafının yanlışını da görebilmeyi ve gerektiğinde dile getirebilmeyi gerektirir.
Çünkü insanın hakikate bağlılığı, kendi tarafına bağlılığından daha üstün olmalıdır.
Belki de asıl mesele, siyasetten uzak durmak veya siyasetin içinde bulunmak değildir. Asıl mesele, siyasetin insanın vicdanına hâkim olmasına izin vermemektir.
İnsan siyaseti konuşabilir; fakat siyaset, insanın bütün dünyasını ele geçirmemelidir. İnsan siyasi bir tercihte bulunabilir; fakat bu tercih uğruna adaletten vazgeçmemelidir. Bir tarafı destekleyebilir; fakat desteklediği tarafın yanlışını doğruya dönüştürmemelidir.
Çünkü hakikat, bizim tarafımız olduğu için hakikat değildir. Biz, hakikatin tarafında olduğumuz ölçüde anlam kazanırız.
Nihayetinde insanın sığınacağı en güvenli liman ne makamdır ne iktidar ne de siyasi bir yapıdır.
İnsanın en güvenli sığınağı, hakikat ve vicdandır.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

CUMA KARAMAN

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

NUMAN YILMAZ YİĞİT

ABDULLAH AYMAZ


Berat Albayrak adını fon vurgununda kullananları d...

Fon vurgunun üstünü kapatmak için işaret fişeğini ...

Şahitleri anlatıyor: Hocaefendi'nin sonsuzluğa yol...

Azerbaycan, 31 Türk vatandaşının ülkeye girişini y...

Siyasette sıcak gelişme: Ahmet Eşref Fakıbaba hem ...




