AİHM’den Türkiye’ye OHAL ve TÜBİTAK Kararı: “Şüpheyle Çıkarma Adil Yargılanma Hakkını İhlal Eder”

Okuma Süresi 4 dkYayınlanma Salı, Şubat 3 2026
Paylaş
X Post
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminin ardından TÜBİTAK’taki görevinden “şüphe” gerekçesiyle tazminatsız şekilde işten çıkarılan Mehmet Kandemir’in açtığı davada Türkiye’yi mahkûm etti. Mahkeme, yerel mahkemelerin somut delil ortaya koymadan, yalnızca kurumun “stratejik önemi” ve “genel şüphe” değerlendirmesiyle verdiği kararların adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti.
AİHM’den Türkiye’ye OHAL ve TÜBİTAK Kararı: “Şüpheyle Çıkarma Adil Yargılanma Hakkını İhlal Eder”

AİHM kararında, Türkiye’de OHAL döneminde uygulanan idari ve yargısal işlemlerin hukuki sınırlarını aşamayacağına vurgu yaparken, “soyut ve gerekçesiz şüphe”ye dayalı işten çıkarmaların kabul edilemez olduğunu açıkça ortaya koydu.

“BİREYSEL DURUM DEĞERLENDİRİLMEDİ”

Mahkeme, yerel yargı mercilerinin başvurucunun durumunu bireyselleştirmekten kaçındığını tespit etti. Kararda, başvurucu hakkında herhangi bir somut eylem, ilişki ya da delil ortaya konulmadığına dikkat çekilerek, üçüncü kişilerin — özellikle yöneticilerin — suçlanmasının ya da kurum içindeki idari düzensizliklerin, başvurucunun şahsen neden “şüpheli” kabul edildiğini açıklamaya yetmediği vurgulandı.

AİHM, kişinin yalnızca çalıştığı kurumun niteliği veya genel siyasi atmosfer gerekçe gösterilerek işten çıkarılmasının, hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını belirtti.

İSPAT YÜKÜ İŞVERENDE

Kararda, Türk İş Kanunu’na göre işten çıkarmalarda ispat yükünün işverene ait olduğu hatırlatıldı. AİHM, yerel mahkemelerin işverenden somut ve ikna edici deliller talep etmek yerine, OHAL koşullarını ve dönemin siyasi-toplumsal ortamını veri kabul ederek karar vermesini sert biçimde eleştirdi.

Mahkeme, yargı mercilerinin bu yaklaşımının başvurucunun savunma hakkını fiilen ortadan kaldırdığını ve yargılamayı şekli bir onaya dönüştürdüğünü ifade etti.

OHAL SAVUNMASI KABUL EDİLMEDİ

Türkiye hükümeti, savunmasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesine (olağanüstü hâl rejimi) dayanarak hak kısıtlamalarının meşru olduğunu ileri sürdü. Ancak AİHM, adil yargılanma hakkındaki bu ölçüde bir “gerekçesizliğin” OHAL şartlarında dahi kabul edilemeyeceğine hükmetti.

Mahkeme, ulusal güvenlik kaygılarının, yargı mercilerini delil sunma ve kararlarını gerekçelendirme yükümlülüğünden muaf tutamayacağını açıkça ortaya koydu.

OYÇOKLUĞU İLE İHLAL KARARI

AİHM, davada Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Karar, biri Türkiye’den seçilen hâkim Saadet Yüksel olmak üzere iki hâkimin karşı oyuna rağmen oyçokluğuyla alındı.

Karşı oy gerekçesinde, “ulusal güvenlik hassasiyetleri” ve yerel mahkemelerin takdir yetkisi öne sürülse de, çoğunluk bu argümanları yeterli bulmadı.

EMSAL NİTELİĞİNDE KARAR

Karar, özellikle OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) kapsamında olmayan, ancak kamu kurumlarının kendi inisiyatifiyle “şüphe” gerekçesiyle gerçekleştirdiği işten çıkarmalar açısından önemli bir emsal olarak değerlendiriliyor. Hukukçular, kararın Kod 29 ve benzeri gerekçelerle yapılan fesihler bakımından da yol gösterici nitelikte olduğunu belirtiyor.

AİHM ayrıca, ihlal kararının Türk hukukuna göre yeniden yargılama yolunu açtığını hatırlattı. Kararda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-i maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesinin mümkün olduğu vurgulandı.

Söz konusu kararın, OHAL sonrası dönemde yargı denetiminin sınırlarına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirmesi bekleniyor.