'Asla pes etme!' mi?

Hayatın belli dönemlerinde hepimizin kulağına çalınan bir ifade vardır:
“Asla pes etme.” Çoğu zaman iyi niyetle söylenir; insanı yolda tutmayı, biraz
daha dayanmasını ve daha çok denemesini vurgular. Çünkü pek çok emek, son bir
adım atılmadığı için yarım kalır. Çoğu zaman bu yarım kalmışlığın sebebi, gücün
tamamen tükenmesi değil; öğrenmeye, değişmeye ve gelişmeye yeterince açık
olunmamasıdır. Başarısızlıkla karşılaşıldığında bazı insanlar, ellerinden gelen
her şeyi doğru yaptıklarını düşünür ve artık zorlanmanın anlamsız olduğuna
inanır. Oysa ilerleme, çoğu zaman tam da bu zorlanma anlarında şekillenir.
Değişim ve gelişim, ısrar ve istikrar olmadan mümkün değildir. Hayatın herhangi
bir alanında ilerlemek, belli ölçüde zorlanmayı göze almayı gerektirir. Nitekim,
“Eğer yürüdüğünüz yolda zorluk ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere
vardırmaz” sözü bunu hatırlatır. Ancak bu zorlanma, körü körüne bir inat
anlamına gelmez. Esas olan, hedefte sebat ederken yöntemde esnek olabilmektir.
Esnek olmak; yeni yollar denemeyi, gerektiğinde konfor alanından çıkmayı ve
alışılmış kalıpları sorgulamayı gerektirir. Vazgeçmemek, işe yaramayanı aynı
şekilde tekrar tekrar sürdürmek değildir; işe yarayana ulaşana kadar farklı ve
yeni denemelere açık kalabilmektir. Değişmeye ve denemeye istekli
olunmadığında, insan çoğu zaman farkında olmadan pes eder. Çünkü gelişim,
sadece dayanmayı değil; öğrenmeyi, uyum sağlamayı ve dönüşmeyi de gerektirir.
Peki hiçbir zaman vazgeçmemeli mi?
“Asla vazgeçme” tavsiyesi kimi zaman insanı yeniden ayağa kaldırır; kimi
zaman ise omuzlara ağır bir beklenti yükler. Çünkü her hedef her şartta mümkün
değildir. İnsan bedeni de zihni de, dayanma gücü belli bir ölçüyle
yaratılmıştır. Uzun süreli stres, belirsizlik ve kontrol duygusunun kaybı,
sinir sistemini sürekli “tehlike” modunda tutar. Bu durumda vücut kortizol ve
adrenalin salgısını artırır; bizi kısa vadede ayakta tutan bu hormonlar, uzun
vadede ise yorgunluğa, tükenmişliğe, dikkat dağınıklığına ve karar verme
güçlüğüne neden olur. Yani bazen “devam et” emri, bedenin ve zihnin
taşıyabileceğinden daha fazlasını talep eder. Oysa insan iyileşmek ve güç
toplayabilmek için geri çekilmeye ihtiyaç duyulabilir. Kaslar
dinlenmeden gelişmez, bağışıklık sistemi sürekli alarmda kaldığında zayıflar,
zihin ise durmadan zorlandığında esnekliğini kaybeder. Bazen durmak, vazgeçmek
ya da yön değiştirmek; sistemi koruyan, hatta hayatta tutan bir mekanizmadır.
Israr edilen şey hedef mi, yoksa alışkanlık mı?
İnsan, ulaşılamaz hâle gelmiş bir hedefe değil, o hedefe bağladığı
hayale tutunur. Hedef artık gerçeklikle bağını yitirmiştir ama kimliğin bir
parçası hâline gelmiştir. Psikolojik olarak bu durum, kişinin “benlik algısı”
ile hedefi birbirine bağlaması anlamına gelir. Hedef sarsıldığında, insan
kendisini de sarsılmış hisseder. Bu yüzden bırakmak, sadece bir plandan
vazgeçmek değil; bir anlamı, bir beklentiyi, hatta bir kimliği bırakmak gibi
algılanır. Bu noktada ısrar, kişiyi güçlendirmek yerine yorar. Çünkü zihin,
artık ilerlemediği bir yolu sürdürmek için sürekli kendini ikna etmeye çalışır.
Bu durum, içsel bir gerilim üretir; umudu canlı tutmakla hayal kırıklığını
bastırmak arasında gidip gelen bir ruh hâli oluşur. Zihinsel ve duygusal tüm
kaynaklar tek bir noktada kilitlenir. Kişi yeni ihtimalleri göremez, alternatif
yolları değerlendiremez ve zamanla iç dünyasında bir daralma başlar.
“Kopma ve yeniden bağlanma” olarak
adlandırılan süreç burada devreye girer. Kopma, vazgeçmeden ziyade, artık
işlevini yitirmiş bir hedefle kurulan duygusal bağı çözme cesaretidir. Yeniden
bağlanma ise, bu çözülmenin ardından anlam duygusunu tamamen kaybetmeden, daha
ulaşılabilir ve hayatla uyumlu yeni hedeflere yönelmektir. Araştırmalar, bu
geçişi başarabilen kişilerin stres düzeylerinin azaldığını, kontrol
duygularının ve psikolojik esnekliklerinin arttığını göstermektedir. Çünkü
insan, her vazgeçişte kaybetmez; bazen sadece yük hafifletir, bazen de
ilerlemenin başka bir biçimi haline gelir.
Öte yandan, “vazgeçmek” kavramı da kolaycılığa dönüşmemelidir. Zor olan
her şey yanlış bir hedef değildir. Doğru olan, tam da zor olduğu için insanı
olgunlaştırır. Kur’ân’ı Kerimin “zorlukla beraber kolaylık vardır” müjdesi, bu
noktada umut verir. Ancak bu umut, kişiye kendini tüketmeyi değil; Allah’a
güvenerek yolunu yeniden düzenlemeyi öğretir.
Belki de mesele şu soruda gizlidir: Bu ısrar beni
gerçekten daha bilinçli ve dengeli bir şekilde hareket etmeye yönlendiriyor mu?
Eğer cevap evetse, sabır kıymetlidir. Hayırsa, vazgeçmek bir
kaçış değil; bir yön değişikliğidir. Ne pahasına olursa olsun devam etmek
değil; neyin uğruna devam edildiğini bilmek önemlidir. Çünkü Risalelerde
de ifade edildiği gibi, hırs hasarettir; ölçüsüz ısrar çoğu zaman yük taşımakla
kalır, yol almak yerine yorar. Gerçek olgunluk, ne zaman bir adım daha
atacağını ve ne zaman yön değiştireceğini ayırt edebilmektir. Çünkü insan, her
kapıyı zorlamakla değil; bazen kapandığını fark edip başka bir kapının açılmasını
beklemekle de yol alır.
Yazıyı
dinlemek isterseniz:
https://open.spotify.com/episode/2wHHcsp9im4MTGWtU6IeSk?si=azWCPB7lR4a6OASRm3Q5KQ
[email protected] X:@esrabc
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

HARUN TOKAK

ŞERİF ALİ TEKALAN
ESRA BÜYÜKCOMBAK

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

Trump'tan 'Grönland tehdidi': 8 Avrupa ülkesine e...

ABD'den SDG'nin boşalttığı alanlara yerleşen Suriy...

Almanya’da radikalleştirme alarmı! Bu ağ çocukları...

Asr-ı Saadet’e Yolculuk başlıyor: 16 yılık emeğin ...

İran'daki protestolarda ölü sayısı artıyor: Sokakl...





