'Asla pes etme!' mi?

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Pazar, Ocak 18 2026
Paylaş
X Post
'Asla pes etme!' mi?

Hayatın belli dönemlerinde hepimizin kulağına çalınan bir ifade vardır: “Asla pes etme.” Çoğu zaman iyi niyetle söylenir; insanı yolda tutmayı, biraz daha dayanmasını ve daha çok denemesini vurgular. Çünkü pek çok emek, son bir adım atılmadığı için yarım kalır. Çoğu zaman bu yarım kalmışlığın sebebi, gücün tamamen tükenmesi değil; öğrenmeye, değişmeye ve gelişmeye yeterince açık olunmamasıdır. Başarısızlıkla karşılaşıldığında bazı insanlar, ellerinden gelen her şeyi doğru yaptıklarını düşünür ve artık zorlanmanın anlamsız olduğuna inanır. Oysa ilerleme, çoğu zaman tam da bu zorlanma anlarında şekillenir. Değişim ve gelişim, ısrar ve istikrar olmadan mümkün değildir. Hayatın herhangi bir alanında ilerlemek, belli ölçüde zorlanmayı göze almayı gerektirir. Nitekim, “Eğer yürüdüğünüz yolda zorluk ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere vardırmaz” sözü bunu hatırlatır. Ancak bu zorlanma, körü körüne bir inat anlamına gelmez. Esas olan, hedefte sebat ederken yöntemde esnek olabilmektir. Esnek olmak; yeni yollar denemeyi, gerektiğinde konfor alanından çıkmayı ve alışılmış kalıpları sorgulamayı gerektirir. Vazgeçmemek, işe yaramayanı aynı şekilde tekrar tekrar sürdürmek değildir; işe yarayana ulaşana kadar farklı ve yeni denemelere açık kalabilmektir. Değişmeye ve denemeye istekli olunmadığında, insan çoğu zaman farkında olmadan pes eder. Çünkü gelişim, sadece dayanmayı değil; öğrenmeyi, uyum sağlamayı ve dönüşmeyi de gerektirir.

 

Peki hiçbir zaman vazgeçmemeli mi?

 

“Asla vazgeçme” tavsiyesi kimi zaman insanı yeniden ayağa kaldırır; kimi zaman ise omuzlara ağır bir beklenti yükler. Çünkü her hedef her şartta mümkün değildir. İnsan bedeni de zihni de, dayanma gücü belli bir ölçüyle yaratılmıştır. Uzun süreli stres, belirsizlik ve kontrol duygusunun kaybı, sinir sistemini sürekli “tehlike” modunda tutar. Bu durumda vücut kortizol ve adrenalin salgısını artırır; bizi kısa vadede ayakta tutan bu hormonlar, uzun vadede ise yorgunluğa, tükenmişliğe, dikkat dağınıklığına ve karar verme güçlüğüne neden olur. Yani bazen “devam et” emri, bedenin ve zihnin taşıyabileceğinden daha fazlasını talep eder. Oysa insan iyileşmek ve güç toplayabilmek için  geri çekilmeye ihtiyaç duyulabilir. Kaslar dinlenmeden gelişmez, bağışıklık sistemi sürekli alarmda kaldığında zayıflar, zihin ise durmadan zorlandığında esnekliğini kaybeder. Bazen durmak, vazgeçmek ya da yön değiştirmek; sistemi koruyan, hatta hayatta tutan bir mekanizmadır.

 

Israr edilen şey hedef mi, yoksa alışkanlık mı?

 

İnsan, ulaşılamaz hâle gelmiş bir hedefe değil, o hedefe bağladığı hayale tutunur. Hedef artık gerçeklikle bağını yitirmiştir ama kimliğin bir parçası hâline gelmiştir. Psikolojik olarak bu durum, kişinin “benlik algısı” ile hedefi birbirine bağlaması anlamına gelir. Hedef sarsıldığında, insan kendisini de sarsılmış hisseder. Bu yüzden bırakmak, sadece bir plandan vazgeçmek değil; bir anlamı, bir beklentiyi, hatta bir kimliği bırakmak gibi algılanır. Bu noktada ısrar, kişiyi güçlendirmek yerine yorar. Çünkü zihin, artık ilerlemediği bir yolu sürdürmek için sürekli kendini ikna etmeye çalışır. Bu durum, içsel bir gerilim üretir; umudu canlı tutmakla hayal kırıklığını bastırmak arasında gidip gelen bir ruh hâli oluşur. Zihinsel ve duygusal tüm kaynaklar tek bir noktada kilitlenir. Kişi yeni ihtimalleri göremez, alternatif yolları değerlendiremez ve zamanla iç dünyasında bir daralma başlar.

 “Kopma ve yeniden bağlanma” olarak adlandırılan süreç burada devreye girer. Kopma, vazgeçmeden ziyade, artık işlevini yitirmiş bir hedefle kurulan duygusal bağı çözme cesaretidir. Yeniden bağlanma ise, bu çözülmenin ardından anlam duygusunu tamamen kaybetmeden, daha ulaşılabilir ve hayatla uyumlu yeni hedeflere yönelmektir. Araştırmalar, bu geçişi başarabilen kişilerin stres düzeylerinin azaldığını, kontrol duygularının ve psikolojik esnekliklerinin arttığını göstermektedir. Çünkü insan, her vazgeçişte kaybetmez; bazen sadece yük hafifletir, bazen de ilerlemenin başka bir biçimi haline gelir.

Öte yandan, “vazgeçmek” kavramı da kolaycılığa dönüşmemelidir. Zor olan her şey yanlış bir hedef değildir. Doğru olan, tam da zor olduğu için insanı olgunlaştırır. Kur’ân’ı Kerimin “zorlukla beraber kolaylık vardır” müjdesi, bu noktada umut verir. Ancak bu umut, kişiye kendini tüketmeyi değil; Allah’a güvenerek yolunu yeniden düzenlemeyi öğretir.

Belki de mesele şu soruda gizlidir: Bu ısrar beni gerçekten daha bilinçli ve dengeli bir şekilde hareket etmeye yönlendiriyor mu?

Eğer cevap evetse, sabır kıymetlidir. Hayırsa, vazgeçmek bir kaçış değil; bir yön değişikliğidir. Ne pahasına olursa olsun devam etmek değil; neyin uğruna devam edildiğini bilmek önemlidir. Çünkü Risalelerde de ifade edildiği gibi, hırs hasarettir; ölçüsüz ısrar çoğu zaman yük taşımakla kalır, yol almak yerine yorar. Gerçek olgunluk, ne zaman bir adım daha atacağını ve ne zaman yön değiştireceğini ayırt edebilmektir. Çünkü insan, her kapıyı zorlamakla değil; bazen kapandığını fark edip başka bir kapının açılmasını beklemekle de yol alır.

 

Yazıyı dinlemek isterseniz:

 

https://open.spotify.com/episode/2wHHcsp9im4MTGWtU6IeSk?si=azWCPB7lR4a6OASRm3Q5KQ

 

 

[email protected]  X:@esrabc