'Belâ!' demenin şükrü belâ çekmektir

⏱ Okuma Süresi 7 dk•Yayınlanma Salı, Ekim 13 2026
Paylaş
X Post


Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Barla Sürgününden yazdığı Altıncı Mektup’ta maruz kaldığı gurbet hüzünlerinden, vatanın bile gurbetlendiğinden, beş gurbetin  bütün yakıcılığı ile her tarafını sardığından bahsettikten sonra diyor ki: “Birden ‘Fesübhanallah!  dedim, bu gurbetlere ve karanlıklara nasıl dayanılır’ diye düşündüm, kalbim feryad ile dedi: “Yâ Rab! Garibim, gurbetteyim, kimsesizim, zayıfım, güçsüzüm, hastayım, âcizim, yaşlıyım, ihtiyarlığım elimde değil, aman diliyorum, af istiyorum, yardım ve medet dileniyorum Senin Dergahından Allah’ım!” 

“Birden imanın nuru, Kur’an feyzi, Rahman’ın lütfu imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine  çevirdiler.

“Lisanım ‘Hasbünallahü ve ni’mel-Vekîl’  (Allah, bize yeter. O, ne güzel vekildir)  (Âl-i İmran Suresi, 3/173) âyetini söyledi.”

“Kalbim ‘Eğer onlar, senden ve senin davandan yüz çevirirlerse, sen ‘Allah bana yeter.  O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ona tevekkül edip dayandım ve O, Büyük Arşın Rabbidir’ (Tevbe Suresi, 9/129) âyetini okudu.

“Aklım dahi ızdırabından ve dehşetinden feryat eden nefsime hitaben dedi:

Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl.

Zîrâ feryad belâ ender, hatâ ender belâdır; bil.


Belâ vereni buldunsa, atâ ender, safâ ender belâdır, bil.

Bırak feryâdı, şükür kıl; mânend-i belâbîl demâ keyfinden güler hep gül mül.


Ger bulmazsan, bütün dünya cefâ ender, fenâ ender hebâdır; bil.

Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan; gel, tevekkül kıl.


Tevekkül ile, belâ yüzünde gül; tâ o da gülsün.

O, güldükçe küçülür; eder tebeddül.”


Hem Üstadlarımdan Mevlânâ Celâleddin’in nefsine dediği gibi dedim: “O, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ dedi. Ve sen de  ‘Belâ (Evet Rabbimizsin.) dedin. ‘Belâ’ demenin şükrü nedir? Belâ çekmektir. Belâ çekmenin sırrı nedir? ‘-Fakr u fena dergahının kapısının halkasına vuran benim’  demektir.”

“O vakit nefsim dahi, ‘Evet, evet… Acz ve tevekkül ile, fakr ve iltica ile Nur Kapısı açılır; zulmetler dağılır. ‘Elhamdülillâhi alâ Nur’il-îmanı ve’l-İslâm’ dedi. Meşhur Hikem-i Atâiyye’nin şu fıkrası: ‘Cenab-ı Hakkı bulan, neyi kaybeder? O’nu kaybeden, neyi kazanır?’ Yani, O’nu bulan herşeyi bulur… O’nu bulmayan hiçbir şeyi bulmaz, bulsa da başına belâ bulur.’ Sözünün ne derece âlî bir hakikat olduğunu gördüm ve ‘Gariplere müjdeler olsun’ Hadisinin sırrını anladım, şükrettim.”

“İnsanlar, bir damla kan ve binlerce ısıtırap” diyen çok doğru söylemiş. Ama biliyoruz ki, insanın ayağına bir diken bile batsa on günahı silinir, on tane de sevap yazılır… Mahzun Peygamberin (S.A.S.) ümmeti ve Onun yolundan gidenler ve Onun davası için acı çeken, elem duyan garipler de elbette bu yolun kaderine tâbi olmuşlar sınıfına ve kervanına kaydedileceklerdir…