Bu dava yersizdir

⏱ Okuma Süresi 8 dk•Yayınlanma Salı, Ekim 20 2026
Paylaş
X Post


1948’de Afyon Mahkemesinde Bediüzzaman Hazretlerinin avukatlığını yapan Ahmet Hikmet Gönen bir devirde yapılan cevirleri şöyle anlatıyor: “Bediüzzaman’ın  Emirdağ’dan Afyon’a getirildiğini öğrenince, saat on ikide umumî kapıdan içeri giriyordum, bir de baktım, Bediüzzaman sorgu hâkimliğinden çıkıyordu. ‘Hoş geldiniz’ dedim, kendimin avukat Ahmet Hikmet Gönen olduğunu söyledim. Bana: ‘Oooo, çok güzel, isabet oldu. Benim vekâletimi sen deruhte et’ dedi. ‘Hay hay efendim’  deyince ‘Tamam… Benim hakkımda açtıkları dava yersizdir. Bu davayı açtıkları için haksızlık yaptılar. Ama biz muvaffak olacağız. Teşekkür ederim. Otele gel görüşürüz’ dedi. Ankara Palas Otelinde kalıyordu, yanına gittim. Bana; ‘Ben Allah rızası için çalışıyorum. Benim zikrim, fikrim Allah’tır. Benim talebelerim de Allah yolunda, din, iman yolundadır. Başka bir maksadımız yoktur. Binaenaleyh, BU DÂVA  YERSİZDİR.’ dedi. 

“Mahkeme Mübarek Ramazan ayında başladı. Mahkeme seyri sırasında, Bediüzzaman’ın boğazına bir şey takılmış olacak ki, hemen soluna, pencereye doğru ‘Tuh’ diye tükürdü. Savcı ‘Hakaret ediyorsun’ dedi.  ‘Niye hakaret edeyim? Ben size, cevap verirken boğazıma bir şey takıldı’ dedi.

“Mazlumların her birisi şifâhî olarak birer müdafaada bulundular. İnanır mısınız, en hafif  müdafaa yapacak beklediklerimizin müdafaası şahane oluyordu. Hele Ahmet Feyzi Kul’un müdafaası bir başka idi. Onun için Bediüzzaman ‘Nur’un avukatı Ahmet Feyzi Kul’ derdi. O, uzun uzun müdafaa ediyordu. Mahkemede savcı baş ağrısı geçirmiş, bir-iki defa aspirin almıştı. Mahkeme Başkanı çok halim selim adamdı. Sağ elini çenesinin altına koyarak konuşulanları dinliyordu. Sağ eli yorulunca sol elini çenesinin altına koyarak bütün müdafaaları dinledi. Sabah onda başladık, öğle bıraktık. Öğleden sonra 1:30’dan akşama kadar müdafaa devam etti. Benim müdafaam bir saat on dakika sürdü. Bizimki avukat olarak usul bakımından vekâlet idi. Ama asıl vekil, ilmî ve mesleki bakımından vekili olan talebeleriydi.

“Nur talebeleri doğrudan doğruya bir cemiyet değil, sadece bir cemaat idi. Bu cemaat arasında o kadar muhabbet vardı ki, birer kardeş gibi geçiniyorlardı. Demek oluyor ki, Nur talebeleri İslamın kardeşlik esasını da hakkıyla paylaşıyorlardı.

“Ahmet Feyzi müdafaasına devam ediyordu. Bir ara, bitti zannettik. Sonra birkaç saat daha müdafaada bulundu. Elindeki kağıtlar bitmişti. Bir de baktık öteki cebinden bir kağıt çıkardı. Ahmet Feyzi o gün öyle bir ders verdi ki, çok ibret aldık.

“Ertesi gün avukat arkadaşlar ‘Dün ne oldu izah et’ dediler. ‘Ben fazla izah etmeyeceğim. Kısa söylüyorum. Biz dün iman deryasına girdik ve çıktık, anladınız mı?’ dedim.

“O zamanlar bize çok göz dağı verdiler. Davayı bırakmamı söylediler. Ayrıca hususî olarak tehdit ettiler. Birkaç kişiyle gelip tehdit ettiler. Hatta onlardan, bizim büroya hiç gelmeyen birisi gelip dedi ki: ‘Benim eğer yetkim olsa, onu müdafaa eden avukatları keserdim’ dedi. Adam Halil Hilmi Bozcalı ile ikimize, sözünü tekrar edip ‘Evvela müdafaa eden avukatları asmalı’ dedi.

‘Ben vazifemi ifa ediyorum. Elimden geldiği kadar müdafaa edeceğim. Ondan sonra isterseniz beni asın. Hem ipimi kendi boğazıma koyarım. Var mı başka diyeceğiniz?’ dedim.

“Bediüzzaman denilince aklıma, kendisi için açılan mahkemelerin yersizliği gelir. Ne kadar çektirmişlerdi? Allah yolunda ilim yapmış bir şahıs bu yolun mensuplarını yetiştirmek için gayret sarfetmiştir. Ortadaki perişaniyeti görmüş insanlığa hitap etmiş, vatan için din için çalışıp ömrünü ulvî gayelerle geçirmiş. Böyle bir şahsiyete ‘Sen bu yolda çalışıyorsun’ diye rahatsızlık vermiş, eziyet etmişlerdir. Onun için bu davaların yersizliğine inanıyorum.”

Avukat Hikmet Gönen’in tespitlerine, hayır demek mümkün mü?