Çelişki ve tutarsızlıklardan uzak dosdoğru bir kitap
“Eğer o, Allah’tan başkasından gelseydi, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı." (en-Nisa, 4/82) ve “Hamd O Allah’a mahsustur ki kuluna kitabı indirdi ve onun içine tutarsız hiçbir şey koymadı. 2- Dosdoğru bir kitap olarak gönderdi. (…)” (Kehf Suresi 1–2) gibi ayetler Kur’an’da asla bir tutarsızlık, bir eksiklik, bir çelişki ve bir kusur bulunmadığını ve bulunamayacağını ilan etmektedirler. Ezeli ve muhit (her şeyi kuşatan) bir ilimden gelen bir kelam zaten başka türlü de olamazdı. Şüphesiz ki, Allah’tan başkasından gelseydi, içinde mutlaka pek çok tutarsızlıklar, çelişkiler ve yanlışlar bulunacaktı.
Kur’an’da tam bir denge vardır
ve her şey yerli yerindedir. Kur’an’ın Allah’ın birliği ve güzel
isimlerinin ve sıfatlarının ve rubûbiyet ve ulûhiyet dairesinin gerektirdiği
hükümleri en doğru bir şekilde, tam bir uyum ve denge ile ortaya koyması O’nun
Hak olduğuna en güçlü bir delildir. Bu sadece zikredilen hususlara mahsus
olmayıp İslâm’ın getirdiği her mesele için de böyledir. Hazreti Bediüzzaman 25. Söz olan “Mu’cizat-ı Kur’an” risalesinde bu
hakikati çok geniş bir şekilde, delillendirerek ve birçok örnek üzerinden ele
almaktadırlar:
“İşte şu muhafaza, denge ve belli hükümleri kendinde toplama,
birer hususiyettir. İnsanların eserlerinde, hatta en büyük insanların
fikirlerinde bulunmaz. Ne eşyanın iç yüzünü bilen velilerin eserlerinde, ne
İşrâkiye filozoflarının (bilginin kaynağının mânevî aydınlanma, sezgi ve ilham
olduğu görüşünü savunanlar) kitaplarında ne de gayb âlemine geçen ruhanilerin
marifetlerinde bu hususiyet vardır. Âdeta aralarında bir iş bölümü varmış gibi,
her bir tabaka o büyük hakikat ağacının yalnız bir-iki dalına yapışır. Yalnız
onun meyvesiyle, yaprağıyla uğraşır. Ağacın diğer kısımlarından ya haberi
yoktur ya da onlara bakmaz. Evet, mutlak hakikat, sınırlı nazarlar ile
kavranmaz. Kur’an gibi küllî bir nazar lâzımdır ki, hakikatin bütününü
kuşatsın. Gerçi o zâtlar Kur’an’dan da ders alırlar, fakat sınırlı zihinleriyle
o küllî hakikatin ancak bir-iki tarafını tam görür, onlarla meşgul olur, orada
hapsolurlar. İfrat veya tefrit, yani her türlü aşırılık ise hakikatlerin
dengesini bozar, uyumu yok eder…
Mesela, bir denizde sayısız cevherle dolu bir definenin
bulunduğunu farz edelim. Define arayan dalgıçlar, onu bulmak için dalarlar.
Gözleri kapalı olduğundan el yordamıyla aramaya devam ederler. Birinin eline
uzunca bir elmas geçer. O dalgıç, bütün hazinenin o uzun, direk gibi elmastan
ibaret olduğu hükmüne varır. Arkadaşlarından başka cevherleri işittiği vakit, o
cevherlerin, bulduğu elmasın kısımları, taşları ve nakışları olduğunu hayal
eder. Bir başka dalgıcın eline küre şeklinde bir yakut geçer. Bir başkası, dört
köşeli bir kehribar bulur ve bunun gibi... Her dalgıç, eliyle dokunduğu
cevheri, o hazinenin aslı ve en mühim parçası; işittiklerini ise hazinenin
fazlalıkları ve teferruatı zanneder. O vakit hakikatin dengesi bozulur, rengi
değişir, dalgıçlar arasında uyum da kaybolur. Dalgıçlar, hakikatin gerçek
rengini görmek için yorumlara ve zorlamalara mecbur kalır, hatta bazen onu
inkâra kadar giderler.
İşrâkiye filozoflarının kitapları ile kendi keşif ve tecrübelerini
sünnetin terazisiyle tartmayıp onlara güvenen tasavvufçuların eserlerini
dikkatlice değerlendiren, bu hükmümüzü şüphesiz tasdik eder. Demek, o kitaplar
Kur’an hakikatlerinin cinsinden oldukları ve Kur’an’dan ders aldıkları halde
-bizzat Kur’an olmadıkları için- böyle eksiktirler. Bir hakikat denizi olan
Kur’an’ın ayetleri de o denizdeki definenin birer dalgıcıdır. Ama onların
gözleri açıktır. Definede ne var ne yoksa görürler. “O defineyi öyle bir uyum
ve ahenkle tarif edip anlatırlar ki, onun hakiki güzelliğini gösterirler.”
Yirmibeşinci Söz’de konumuzun
anlaşılmasına yardım edecek çok harika bir misal daha verilmektedir:
“Kur’an-ı Mucizü’l Beyan’ın
mucizeliğinin en yüksek derecelerinden birini görmek istersen, şu temsilin
dürbünüyle bak. Şöyle ki: Gayet büyük, garip ve dalları her yana uzanmış hayret
verici bir ağaç farz edelim. O ağaç bir gayb perdesi altında, bir gizlilik
tabakası içinde saklanmış olsun. Malûmdur ki, insanın uzuvları arasında olduğu
gibi bir ağacın da dalları, meyveleri, yaprakları ve çiçekleri gibi bütün
kısımları arasında bir münasebet, uyum ve denge lâzımdır. Her bir kısmı, o
ağacın mahiyetine göre şekil alır, onlara öyle bir suret verilir. İşte, biri
çıksa, hiç görünmeyen (hâlâ görünmüyor) o ağacın kısımlarını bir perde üstünde
resmetse, hepsine birer sınır, daldan meyveye, meyveden yaprağa uyumlu birer
suret çizse ve o perdeyi ağacın birbirinden son derece uzak olan köküyle dal
uçlarının ortasında, dallarının, meyvelerinin, yapraklarının şekil ve suretini
aynen gösterecek uygun resimlerle doldursa; elbette o ressamın, şu görünmeyen
ağacın tamamını gayba açık gözüyle gördüğüne, sonra tasvir ettiğine şüphe
kalmaz.
Aynen onun gibi, mümkinat (Allah’ın
ilminde olup henüz varlık âlemine çıkmamış şeyler) hakikatine dair (ki o
hakikat, dünyanın başından ahiretin en sonuna kadar uzanmış ve yerden göklere,
zerrelerden güneşe kadar yayılmış olan yaratılış ağacının hakikatidir) Kur’an-ı
Mucizü’l-Beyan’ın doğruyla yanlışı ayıran beyanları o kadar uyumu muhafaza
etmiş ve o ağacın her bir dalına, meyvesine münasip birer suret vermiştir ki “hakikati
delilleriyle bilen bütün âlimler araştırmalarının nihayetinde, Kur’an’ın
tasvirine “Maşallah, bârekallah! Kâinatın tılsımını ve yaratılış muammasını
keşfedip çözen yalnız sensin ey Kur’an-ı Hakîm!” demişlerdir.”” (Yirmi Beşinci
Söz)
Verilen bu misaldeki noktaları
şimdi de hakikate uyarlayalım ve sonda verilen hükme dikkat kesilelim:
““En yüce sıfatlar Allah’ındır.”
(Nahl sûresi, 16/60)” -temsilde kusur olmaz– Cenâb-ı Hakk’ın isim ve
sıfatlarını, o sıfatların neticesi olan icraatını ve fiillerini nuranî bir tûbâ
ağacı şeklinde düşünelim. O nuranî ağacın geniş dairesi ezelden ebede uzanıyor.
Büyüklüğünün hudutları, sonsuz, uçsuz bucaksız âlemlere yayılıyor, onları
kuşatıyor.
(…) o nuranî hakikati; o isim,
sıfat, icraat ve fiillerin hakikatlerini Kur’an, bütün dal ve budaklarıyla,
gaye ve meyveleriyle son derece münasip ve birbirine uygun, birbirine yakışır,
birbirinin hükmünü bozmayacak, birbirine yabancı düşmeyecek bir şekilde
bildirmiştir. Bütün keşf ve hakikat ehli, melekût âleminde yolculuk eden bütün
irfan ve hikmet sahipleri, Kur’an’ın bu beyanları karşısında “Sübhanallah! Ne
kadar doğru, hakikate ne kadar uygun, ne kadar güzel, mucizeliğine ne kadar
lâyık!” diyerek onu tasdik ediyorlar.”
İşte Kur’an’ın beşer (insan) kelamı olmayıp Allah’tan geldiğine en
büyük ve en sağlam bir delil, Kur’an’daki bu kusursuz uyum ve ahenk ve ondan
ortaya çıkan İslâm’ın en mükemmel bir din olmasıdır:
“Kur’an, bütün imkân (varlığı ve
yokluğu eşit olan) ve vücûb (varlığı zorunlu olan) dairesine bakan ve o iki
büyük ağacın bir tek dalı hükmünde olan imanın altı esasını, o esasların bütün
dal ve budaklarını ta aralarındaki en ince meyve ve çiçeklere kadar öyle uyum
gözeterek tasvir eder, o derece dengeyle tarif eder ve o kadar münasip bir
şekilde gösterir ki, insan aklı bunu idrakten aciz kalıp güzelliğine hayran
olur. Ve o iman dalının bir budağı hükmündeki İslamiyet’in beş esası,
aralarındaki en ince teferruata, en küçük âdâba, en uzak gayelere, en derin
hikmetlere ve en küçük neticelere varıncaya kadar tam bir uygunluk, münasebet
ve dengeyle muhafaza edilir. Bunun delili, beyanı bütün varlığı kuşatan
Kur’an-ı Kerîm’in açık ve kesin hükümlerinden, okunuş tarzlarından,
işaretlerinden ve ince mânâlarından çıkan İslamiyet’in yüce kanunlarındaki
kusursuz intizam, denge, birbirine uygunluk ve sağlamlıktır. Bunlar, inkâr
edilemez, adil birer şahit; şüphe götürmez, kesin birer delildir.
Demek ki, Kur’an’ın beyanları
insanın sınırlı ilmine, hele okuma yazma bilmeyen bir ümminin ilmine dayanıyor
olamaz. O, her şeyi kuşatan bir ilme dayanıyor; bütün eşyayı, ezel ve ebed
arasındaki bütün hakikatleri bir anda görebilen bir Zât’ın kelâmıdır. Âmennâ...” (On Üçüncü Söz)
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

PROF. DR. OSMAN ŞAHİN

SAFVET SENİH

ORHAN KESKİN

ERTUĞRUL İNCEKUL

ABDULLAH AYMAZ

İşte yeni İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı

Korumasına şemsiye taşıtan kaymakam farketmemiş!

AYM de onayladı: Ali Türkşen artık tescilli işkenc...

İşkenceyi tutanağa geçirmeyi talep eden avukata gö...

Uyuşturucu operasyonu: İşte serbest bırakılan isim...







