Cenaze evinde zaman!

Okuma Süresi 7 dkYayınlanma Pazartesi, Temmuz 20 2026
Paylaş
X Post
Cenaze evinde zaman!

İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in suikast sonucu ölmesinden sonra cenazesi nihayet defnedilebildi. Ülkenin en tabii ve sıradan insani vazifeleri, hangi sebeple olursa olsun ertelemek zorunda kalması gerçekten ibret verici bir durum. Devlet dediğimiz mekanizmanın, hele İran gibi kadim devlet geçmişine sahip bir yapının bu tür sürprizlere hazır olması beklenirdi.


Kimin olduğuna bakılmaksızın, cenazenin bir an önce techiz ve tekvinin yapılıp defnedilmesi basit, herkesin bildiği ve ihmal edilmemesi gereken ilmihal bilgilerindendir. Gerçekten, cenaze evinde mevtaya karşı yapılması gereken vazifeler tamamlanıncaya kadar zaman adeta durur. Herkesin eli-kolu bağlanır. Ehl-i sünnet geleneğinde, cenaze konusunda acele edilmesi gerektiğinin hikmetlerinden biri bu olsa gerek. 


Devrim liderleri ardı arkasına yaşanan hezimet ve yenilgilerden sonra öfkeleri daha da arttı. Ülke savaş halinde olmasına rağmen, devrim karşıtı gösterilere aman verilmiyor ve bir şekilde gösterilere katılanların cezaları ertelenmeksizin aynen devrimin ilk günlerinde olduğu gibi en ağır şekilde cezalandırılıyor. Yarım asırlık tecrübeye rağmen, rejimin devrilme endişelerini aşamaması da ilginç. Cezalandırma konusunda bile tekrara düşmüş durumda.


Hesap edilemeyen bir savaş İran'ı çok kötü yakaladı. İran para birimi korkunç değer kaybına maruz kaldı. Ambargolara takılan ve ülkenin en büyük gelir kaynağı olan petrol de derde çare olmuyor. Okyanusta gezen yüzlerce tanker, ölü fiyatına da olsa müşteri sıkıntısı çekiyor.


Yabancı gazetecilerin ulaştığı sıradan halk çaresiz. Üniversitede görev yapan bir öğretim görevlisi, “Yarını göremeden, günlük yaşıyoruz! Market alışverişlerimiz tamamıyla durdu. Ne bulursak onunla kifaf-ı nefs ediyoruz!” diye yakınıyor. Diğer bir aile; “Biz bir şekilde yaşıyoruz ama asıl endişemiz oksijen takviyesi alan oğlumuz. Elektriklerin ne zaman kesileceği belli olmadığı için, canımız burnumuzda.” çaresizliklerini paylaşıyorlar. ABD'nin son iki günde gerçekleştirdiği saldırılarda bir anda onbinlerce aile elektriksiz kaldı. Modern yaşamın en tabii ihtiyaçlarından mahrumiyetin faturası yine halkın omuzlarına binmiş durumda.


Aslında Hamaney ve ekibinin ölümünden sonra, aynen cenaze evinde olduğu gibi, zaman İran için de durdu. Veliahdın hayatiyeti, sağlık durumu, görevi devralıp devam ettirebilecek zihni ve bedeni yeterliliği konusundaki şüpheler hala devam ediyor. Savaşın en ateşli zamanlarında bile oğul Hamaney'in perde arkasından ancak aracılar yoluyla yaptığı paylaşımlar devrim liderleri üzerine serpilen ölü toprağını savurmada başarılı olamadı. Hele müstakbel liderin baba cenazesine bile katılamamış olması, ülkenin liderliği konusundaki belirsizliği daha da derinleştiriyor.


Ülkenin ağır bir imtihan verdiği zamanda Hamaney'in techiz ve tekfininin  Muharrem Ayı'na denk getirilmesi, tesadüf değil. “Her ay'ı Muharrem, her yeri Kerbala!”ya dönüştürme gayreti, rejimin ilk günden itibaren iç ve dış piyasada işleme soktuğu bir slogan. Herkes için olmasa bile, devrim nostaljisini canlı tutmaya kararlı bir kesim, yaşı doksana dayanmış Hamaney'in ölümü ile yeniden şahlanışa geçireceklerini düşünüyor olmalılar.


Hristiyan tarihi konusunda uzman bir dostum, Hristiyanlık düşüncesindeki temel esprinin ölüm üzerinde odaklandığını paylaşmıştı. Jesus'ın özellikle son üç günde yaşadıkları Hristiyan düşüncesini motor gücü olarak görülüyor. Aynı dostum, İran'da gözlemlediği ölüm etrafında şekillenen itikadi düşünce ve teolojik eğilimin benzer refleksler gösterdiği kanaatinde.


Şia düşüncesinin özel bir yer verdiği ve her yıl geniş katılımla icra edilen Kerbela merasimleri, Hz. Hüseyin’in (RA) yaşadığı trajedinin ötesinde bir mana ifade ediyor. Acı ama, İran'ın bugün içine düştüğü itikadi düşünce için zaman Kerbala'daki cenaze evinin zaman dışılığına hapsolmuş durumda. Ehl-i sünnetin ilmihal kitaplarına aldığı cenazede acele edilme esprisinin kaçırılmış olması, komleks ve içinden çıkılmaz bir teolojik sorun.


Hananey'in dört ay sonra özellikle Muharrem Ayı'na denk getirilen cenaze merasimi ve Kerbela geleneğinden beklediği kurtarıcı rüzgarı yakalayıp yakalamadığından emin değiliz. İran Halkı'nın ekonomik kriz ve bir türlü dinmek bilmeyen devrim öfkesi karşısında kime ve neye ağladığını kestirmek gerçekten zor. Bin üçyüz küsür sene önce Muharrem Ayı'nda Kerbela'da donup kalan zamanı tekrar işler hale getirmek mümkün görünmüyor.