Dijital Çağda Nefret Söylemi Konferansı: Soykırıma bir kala
Gent Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı uluslararası konferansa Oxford Üniversitesi, Utrecht Üniversitesi, KU Leuven, Sussex Üniversitesi, Londra Üniversitesi, Helsinki Üniversitesi, Milano Üniversitesi dahil olmak üzere 15’ten fazla farklı üniversiteden 30’a yakın akademisyen ve sivil toplum temsilcisi katıldı.
Solidarity with Others’ın yanı sıra konferansın partnerleri arasında Oxford Üniversitesi Bonavero İnsan Hakları Merkezi, Bristol Üniversitesi İnsan Hakları Uygulama Merkezi, Valencia Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi, Raoul Wallenberg Enstitüsü (İsveç) ve Gent Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi yer aldı.
Konferansta; internet üzerindeki nefret söylemi, temel nedenleri ve gerçek dünyadaki etkileri üzerine odaklanıldı. Sosyal medya platformlarının nefret söyleminin hızla yayılmasına ve normalleşmesine neden olduğu üzerinde duruldu.
Konferansta nefret söylemi ve toplum üzerindeki etkileri üzerine “Çevrimiçi Nefreti Yönetmek: Hukuk, Sorumluluk ve Platform Gücü; Popülizm ve Dijital Kutuplaşma: Çevrimiçi Nefretin Siyaseti; Duygular, Psikoloji ve Nefretin İnsan Deneyimi; Nefret Söylemine İlişkin Küresel ve Karşılaştırmalı Perspektifler; Cinsiyete Dayalı Nefret ve Çevrimiçi Kadın Düşmanlığı: Anlatılar, Hareketler ve Karşı Sesler; Medya, Gazetecilik ve Nefret Anlatısına Karşı Mücadele” başlıklı 6 farklı oturum yapıldı.
Konuyu araştıranlara bile canavarca bakılıyor
Konferansta Maria Grzegorzewska Üniversitesi’nden Polonyalı akademisyen Aneta Szarfenberg “Damgalamadan zarar vermeye: Gülen hareketiyle bağlantılı kişilere yönelik nefret söylemi, varsayımları nasıl hukuki-idari kararların temeli haline getiriyor ve gerçek dünyada zarara yol açıyor” başlıklı bir sunum yaptı.
Szarfenberg, Gülen Hareketini hedef alan nefret söylemleri ile ilgili araştırma sürecinde insanların konuyu araştıran akademisyenlerden bile kaçındığını, konuyu araştıranlara canavar gibi bakıldığını, bunun bile bu insanlara yönelik nefret söyleminin boyutunu ve etkisinin gösterdiğine dikkat çekti.
Szarfenberg, Gülen Hareketi üyelerinin yıllarca ülkeye hizmet ettikten sonra bir sabah terörist olarak uyandıklarını belirtti ve araştırma sürecinde söz konusu nefret söylemlerin adeta bir dedikodudan ibaret olduğunu ve defalarca herhangi bir gerçeklikle bağdaşmadığının tespit edildiğini ifade etti.
Hareketi hedef alan nefret söylemlerinin üyeleri bir insan olarak görmediği, yapılan tanımlamaların üyeleri insanlıktan çıkardığı gibi bu yalan yanlış söylemlerin insanların hayatında gerçek yıkıcı etkilere sebep olduğunu vurguladı.
Szarfenberg, 700 binden fazla insanın Gülen Hareketi ile bağlantısı olma ihtimali düşünülerek haklarında işlem yapıldığını belirtti ve soruşturmalar için birilerinin bu insanlar hakkında şikayette bulunmasının yettiğini ifade etti. Szarfenberg, AİHM’nin Yalçınkaya kararına da atıfta bulundu ve hapisteki çocuklara da dikkat çekti.
Soykırıma bir adım kala
Szarfenberg, 1956 yılında litetarüre giren Nefret Söylemi Piramidi’ne atıfta bulunurak bu piramidin İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası’nda yapılan soykırımı, Holocost’u açıklamada kullanıldığını belirtti ve aynı piramidin Gülen Hareketi’ne yapılanları da açıklamada oldukça kullanışlı olduğunu söyledi.
Bu piramidin en tepesinde, 5. adımda “yok etme” (extermination) olduğunu dile getiren araştırmacı Gülen Hareketini hedef alan saldırıları araştırdıklarında uygulananların şu an piramidin 4. adımında olduğunu ifade etti ve toplu soykırımın sadece bir adım gerisinde olduğuna dikkat çekti.
Szarfenberg; Türkiye’de “FETÖ” etiketinin, insanlık dışı söylemlerden yasal ve idari baskıya geçiş kapısı olarak kullanıldığını, hareket ile ilişkilendirmelerin nasıl kanıt olarak kabul edildiğini ve bunun kitlesel ihlallere, “medeni ölüme” ve sınır ötesi zarara yol açtığını dile getirdi. Hrant Dink Vakfı’ndan Elif Erol da “Kriz Dönemlerinde Nefret Söylemi: Türkiye’de Dijital Söylem ve Gerçek Dünyadaki Sonuçları” sunumu ile konferansa katıldı. Erol; Ermeniler, Hristiyanlar,Yunanlılar ve Yahudilere yapılan nefret söylemlerine dikkat çekti. Bu grupların siyasi iklimden bağımsız olarak çok uzun zamandır sürekli olarak nefret söyleminin hedefi olduğunu ifade etti.
Erol, özellikle son 10 yılda LGBTQ bireyler ve Suriyelilere yönelik nefret söyleminin gözle görünür şekilde arttığını belirtti. 6 Şubat Depremi sonrasında yardımlara ulaşmakta sıkıntı yaşayan acılı ve öfkeli insanların nefret söylemlerini özellikle mültecilere yönelttiğini vurguladı. Erol ayrıca Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde de sosyal medyada nefret söyleminin ve ayrımcılığının artışını gözlediklerini söyledi.
Erol, Hrant Dink Vakfı’nın araştırmalarında Ermeni, Suriyeli, Yunan, LGBT bireyler gibi belirli bir kimlikten açıkca yada ima ile bahsedilmedikçe ifadelerin kategorize edilmediğini belirtti.
Konferansa katılan akademisyenlerin sunumunu yaptıkları akademik makaleler de konferansın ismi verilen (Echoes of Hate: Digital Communication, Populism and the Regulation of Hate Speech) bir kitap haline getirilerek basıldı. Kitapda15 farklı akademisyenin akademik yazıları yer alıyor.
Konferansın bilim kurulu üyeleri arasında Prof. Dr. Clara Burbano-Herrera, Prof. Dr. Vedat Demir, Prof. Dr. Yves Haeck, Dr. Eliza Bechtold ve Zoë Grossi yer aldı.
Konferans ve tüm oturumlar sosyal medya üzerinden canlı olarak yayınlandı.
Bu haberler de ilginizi çekebilir
En Çok Okunanlar

SAFVET SENİH

ERTUĞRUL İNCEKUL

HÜSEYİN ODABAŞI

ABDULLAH AYMAZ

TÜRKMEN TERZİ

Türk milyarder, safari için gittiği Afrika'da çatı...

Romanya, Daltonlar çetesi üyesinin Türkiye’ye iade...

Trump'tan protestoculara çağrı: Kurumları ele geçi...

Sadece savaşlarda görülüyordu! Bu yıl ölümler doğu...

İdamı isteniyor! Cumhurbaşkanlığında sıkı yönetim ...


