Hanau'da Hafızaya Dokunmak: Şahitlik ve Mesuliyet

Okuma Süresi 5 dkYayınlanma Salı, Şubat 17 2026
Paylaş
X Post
Hanau'da Hafızaya Dokunmak: Şahitlik ve Mesuliyet


7 Şubat’ta Hanau Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Tenkil Müzesi sergisini gezerken, aslında bir mekânı değil; bir hafızayı, bir vicdanı ve susturulmak istenen bir hakikati dolaştığımı hissettim. Her bir köşe, her bir belge, her bir emanet; sadece mazide yaşanmış acıların değil, aynı zamanda insan onurunun direncinin de sessiz birer şahidiydi. İnsan nisyan ile maluldür, unutur. Bu müze, unutmanın kolay, hatırlamanın ise ağır bir mesuliyet olduğu zamanlarda inşa edilmiş bir hatırlatıcı ve vicdan mekânı olarak insanı derinden sarsıyor.

Bu ziyaretimde ilk kez açılan “Medya ve Tenkil” bölümünün, kalbime ayrı bir tesiri oldu. Çünkü burada sergilenen sadece gazetecilik faaliyetleri değil; hakikatin bedelini ödemiş insanların susmayan sesi, karanlığa karşı yakılmış birer kandildi. Zor zamanlarda kalemini eğmeyen, hakikati eğip bükmeyen, unutturulmak isteneni kaydeden medya emekçileri; aslında tarihe not düşmekle kalmamış, insanlığın ortak vicdanını da ayakta tutmuşlardır. Bu yönüyle medya, sadece haber veren bir araç değil; zulüm karşısında hakikate sadakatin yaşayan bir ifadesidir.

Tenkil sürecinde iki evladını kaybetmiş, buna rağmen acısını sessiz bir vakar ve sabırla taşıyarak, gelecek nesiller için bir mücadele azmine dönüştürmüş olan Tenkil Müzesi’nin kurucularından kıymetli Gonca Kara Hanımefendi’nin bizzat rehberlik etmesi, derin manalar yüklü bir andı. Onun her cümlesi bir şahitlik ve sarsıcı birer hatırlatmaydı. Acının içinden doğan bu sessiz direniş, insanın kalbine dokunuyor ve hafızanın neden yaşatılması gerektiğini bize anlatıyordu. Kendisine eşlik eden genç kardeşlerimizin gayreti ve hassasiyeti ise bu hafızanın emin ellerde olduğunu gösteren bir ümit vesilesiydi. Çünkü hakikate sadakat, sadece hatırlamak değil; hatırladığını omuzlayıp gelecek nesillere emanet edebilmektir.

Bir yönüyle istikbaldeki nesillerin bizlere emaneti olan bu müzeyi gezerken bir kez daha gördüm ki, bazı eşyalar vardır; dili yoktur ama konuşur. Bazı fotoğraflar vardır; sesi yoktur ama haykırır. Ve bazı hatıralar vardır; zaman geçse de susmaz. İşte bu müze, susturulamayanların mekânı. Her ziyaretçi burada yalnızca geçmişi görmez; aynı zamanda kendi vicdanıyla da yüzleşir. 

Kongre Merkezi’nin büyük salonunda ise o akşam artık gelenek hâline gelen Medya Dayanışma Programı için hazırlıklar hummalı bir şekilde devam ediyordu. Adeta bir arı kovanı gibi çalışan fedakâr arkadaşlarımızın yanına da uğrayıp kısaca hasbihal ettik. Burada kardeşlerimizin arasındaki samimi tesanüde şahit olmak ümidimi perçinledi. 

Programı akşam televizyondan takip ettim. Allah’in inayetiyle kalblerin vifak ve ittifakına vesile olan, kuvve-i maneviyemizi takviye eden, ümitleri coşturan çok güzel bir program oldu hamdolsun. 

Bu güzel hizmette emeği geçen herkese gönülden dua ettim. Rabbim, hakikatin izini sürenlerin yolunu açık eylesin. Kalemlerini doğruluktan ayırmasın. Hafızayı diri tutanlara mukavemet, sabır ve hikmet versin. Çünkü biliyoruz ki; hakikat bazen susar gibi görünse de asla kaybolmaz. Ona sadakat gösterenler oldukça yaşamaya devam eder. Ve biz biliyoruz ki: Kaybetmedik, çünkü vazgeçmedik.