Hariciler ve dahililer

Okuma Süresi 10 dkYayınlanma Cumartesi, Haziran 13 2026
Paylaş
X Post

Bir milletin ikbal yıldızının parlaklığını yardımdan kaçanların veya yardıma koşanların mahiyeti belirler. Yardıma koşanlar yardımdan kaçanlardan daha çoksa ikbal yıldızımızdaki parlaklık o derece artar. Hele yardım etmemiz gerekenlere karşı eli bağlı duruyor, suskunluk orucu tutuyorsak çoğu zaman felaketlere davetiye çıkarıyoruz demektir. 

Yardımdan kaçanlara Harici dendi. Onlar yardımdan elini eteğini çektiler. Ali Efendimiz, fitne ve haksızlığa karşı tam bir darbe vurup kesin sonuç olacakken Hariciler biz bu işte yokuz dediler. Ali Efendimizi yarı yolda bıraktılar. Üstelik ilim şehrinin kapısına, ilim öğretmeye kalktılar. Güya  “ahkemü’l Hakimin” ayetini sapıklıklarına dayanak yaparak Allah’ın hakemliği varken seni tanımıyoruz ya Ali (r.a) demeye getirdiler ve itaatten ayrılıp serseriliği ve serkeşliği tercih ettiler. 

Hz. İsa’nın da hariçte mi dahilde mi olduğunu anlayamadığı bazı havarileri vardı. İhanet ve küfür kokusu alıyordu (Ali İmran 52). İhanet, senden olmayıp da sendenmiş gibi gözükenlerin eylemidir. Haini etkisiz hale getirmek ve sadakati yükseltmek için “men ensari ilallah” bir çığlık olarak yükseldi. Kopardığı bu feryatla Hz. İsa (a.s), ihanete karşı bir set çekmek istedi. Çekti de. Çünkü Havarileri hep bir ağızdan “nahnu ensarullah” dediler ve biri hariç harici değil dahilde kalmayı seçtiler.

Fakat herkese dahilde sadakat mesleği olan havarilik nasip olmuyordu. Sadrazam Mithat Paşa; “Al-i Osman olur da Al-i Mithat neden olmasın” kafasıyla haricileşti. Kalıbı dahilde olsa da ruhu hariçte olan bir adamdı Mithat Paşa. Fuat Paşa’nın tarihi itirafına göre Osmanlı aslında son dönemleri itibarıyla kalbi ve kafası dışarda olan harici ruhlu Jön Türkler tarafından karbonlaştı, tahribe maruz kaldı. 

Birinci Dünya (1914-1918) savaşında İttihat ve Terakki Partisi tarafından Osmanlı intihara sürüklendi diyor Ahmet Altan. Hariçtekiler dahilde söz sahibiydiler çünkü.  Enver Paşa (1881-1922) dahil Meclisleri bastılar ve pek çok devlet adamını gözlerini kırpmadan öldürdüler. Birinci Dünya (1914) savaşında İttihatçı marifetiyle yuvalanan kanser hücreleri metastaz oldu.

Ne hikmetse tüm zamanların haricileri, bireysel suçlardan dolayı toplu cezalandırma yolunu seçerler. Zulmün ve adaletsizliğin temelinde, cezanın bireyle irtibatını genişletmek yatar. Her devletin veya milletin yaşlılık döneminde, suçların bireyselliği ortadan kalkar ve haricilerin “rövanşist” zülüm mantığı hâkim olur. “Toplumun selameti” gibi gerekçelerle suçun şahıslarla olan irtibatını keserler. 

Lakin medeniyetler çökerken Ali Efendimiz dönemindeki Haricîlerden günümüze gelene dek suçun şahsiliği ilkesine riayet edilmemesi ayrıca ele alınması gereken derin bir konudur. Mesela ne gariptir ki İttihat Ve Terakki partisi Osmanlının son döneminde Ermenileri tehcir ettirirken az bir Ermeni çetesinin işlediği cinayetlerin cezasını bütün Ermenilere fatura ettiler. Ve azim zulmettiler.  

Hariciler insanların görüşlerini, fikirleri ve taraftarlıklarını cezalandırdılar. Günümüz Türkiye'sinde halen daha yardım ve yataklık sebep gösterilerek “suçun şahsiliği” ilkesi yerlerde paspas ediliyor.

Fakat tarihte haricilere inat yardıma koşanlar, dahililer de eksik olmadılar. Hani Büyüğümüz diyor ya; “Gizli düşmanlarımız olduğu kadar gizli dostlarımız da vardır.” Diyalog kurarak, diplomasinin imkanlarını seferber ederek gizli dostlarımızı keşfetmek ve onların desteğini temin etmek gerekir. İş başa düştüğü fırtınalar başımızda kavisler çizdiğinde bizden parçalar kopup harice mi gidiyorlar yoksa uzakta gibi duran dostlarımız yardıma koşup bünyemize dahil mi oluyorlar? Aslında bütün mesele budur. İş başa düştüğünde dahili ve harici durumumuzdaki değişiklik sosyolojik olarak bizim kaderimizi belirlemede en etkin amildir. Etrafımızda ‘Ya kuzgun leşe ya devlet başa’ diyen dostlarımız var mı? Önemli olan budur.

Çünkü umulmadık anda yardıma gelen dostlar, kader denk noktasında tarihin akışını dahi lehimize çevirebilirler. 

Hendek Savaşının en amansız gerilimlerini yaşandığı esnada Müşriklerle Yahudilerin arasını bozup birbirine düşürecek olan Nuaym bin Mesud’un Müslüman oluşu savaşın kaderini lehimize çevirdi. 


Mekke Fethi esnasında Ebu Süfyan gibi müşriklerin uluları saf değiştirdi ve Fetih kansız bir şekilde kolaylıkla gerçekleşti.

Ebu Bekir ve Ömer dönemlerinde  Müsenna’nın da mahareti ile Hristiyan da olsalar Arap kabileleri Sasani ve İran savaşlarında Müslümanların yanında, tarafında olmayı tercih ettiler. Bu sebeple Müslümanlar zafere daha çabuk ulaştılar.  

Berberilerin Müslüman olup Emevi ordusuna desteklemesi Kuzey Afrika'nın fethini kolaylaştırdı.

Malazgirt Meydan Muhaberesi’nin(1071) kazanılmasında bazı Peçenek ve Uz Türklerinin Bizans ordusundan ayrılıp Müslümanlara dahil olmasının payı çoktur. 

Osmanlının kuruluşunda yerel idarecilerin desteğini aldı. Köse Mihail bunlardan biridir. Önce Bizans tekfuru iken daha sonra Osmanlıların yaşayışlarından etkilenerek Osman Gazi’nin en yakın dostlarından oldu. Hatta soyundan gelen Mihayloğulları askeri hizmetleri üstlendiler.

Evet, her kuruluş ve yükselişte yardıma gelenler; çöküş ve ihtiyarlama dönemlerinde yardımdan kaçanlar, çelme takanlar etkindir. Fakat yardımdan kaçan harici ruhların kurduğu tek bir medeniyet yoktur.    

Bunları temizlemenin yolu var mıdır? Kuranı Kerim diyor ki her zelzelede yer, içerisindeki ağırlıklarını dışarı atar.  Yani yaşanan her zelzele, sarsıntı ve kaos aslında iki yüzlü yüklerini, pisliklerini dışarı atar. Bedir ve Uhud savaşı münafıkları açığa çıkardı mesela. İslam ordusundan yola çıkan 1000 kişinin 300’ü geri döndü. Yer sallanınca ağırlıklarını dışarı atar, bir kanundur. Birinci Dünya savaşından sonra da İttihatçılar hariçte kaldılar. 

Yaşantısı içimizde aklı başka taraflarda olanlar mücadele  nasıl olmalıdır? Peygamberimiz (sav) Münafıkları idare etti. İsimlerini bilse de faş etmedi. Fakat Ali Efendimiz Haricilerle savaş etme yolunu da tercih etti. Onca ikna çabaları sonuç vermeyince Haricilerin başını koparmak yoluna gitti. Eğer sahralarda yaşayan bu Haricileri idare etme yolu mümkün olsaydı Ali Efendimiz onları Peygamberimiz (sav) gibi idare ederdi. Fakat Hariciler hem Müslümanlardan ayrılıp başkalaştıklarından hem de kaba kuvvete başvurup organize cinayetler işlediklerinden Ali Efendimiz onlarla savaş etmek zorunda kaldı.

Hariciler Peygamberimiz (sav) dönemindeki münafıkların ilerlemiş haliydi. Münafıklar Hariciler gibi İslam toplumundan ayrılmayı ve ayrı bir güç oluşturmayı düşünmediler. Düşünseler de başaramadılar.  Bu nedenle dahilde eriyip yok oldular. 

Tarihte hemen her başarısızlığın ardında harici hareketler vardır. 

Yardımdan kaçan Hariciler sadece yardımdan kaçmış olmadılar zamanla tehdit unsuru haline geldiler. Hz Ali Efendimiz dönemindeki bitmek tükenmek bilmeyen sosyal ve siyasi zelzeleler Haricilerin vucut bulmasına sebep oldu. 

Bazen tarih bizi bu iki tercih arasında bırakır. Hz İsa Havarilerinden kendisine yardım etmesini istedi. Nahnu ensarullah dediler, yardıma koştular. Üç yüz sene sonra dahi havarilerle temsil edilen din Bizans’ın resmi dini oldu.